Güncel Nedir

ANTİKOR KAYNAĞI VE BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ

Tarafından yazılmıştır admin

Antikorların Kaynağı:

Antikorların üç çeşit hücrede yapıldığı bilinmektedir: makrofaj, plazmosit ve lenfosit. Bu ayırım biraz suni­dir, çünkü bu üç çeşit hücre de akyuvar tabiatından olup birbirlerine dönüşebilir­ler ve yapılarından çok görevleri ile bir­birlerinden ayırt edilirler.

Makrofajlar fri hücreler olup hızla saldırı bölgesine gelirler. Saldırgan hücre veya maddeleri ve ihtiyar hücreleri içle­rine alıp sindirme (fagositoz) yetenekleri çok belirgindir. Katı maddeleri yemek (fagositoz) özel­likleri yanında sıvı maddeleri içmek (pinositoz) hünerleri vardır. Bu iki hüner ile saldırganları yok ederler. Makrofajlar büyük molekülleri bağışıklık sisteminin diğer askerlerinin hücum edebileceği ka­dar küçük parçalara da ayırmaktadır. Gö­revleri henüz tam aydınlatılmış olmayıp özellikle kanserolojide gitgide artan araş­tırmalara yol açmaktadır.

Plazmositlerin asıl görevi antikor sen­tez edip kana vermektir. Hücre çeperine yakın (eksantrik) bir çekirdekleri vardır; ribozomlarda yapılan Ig’leri depo eden ve sonra kana veren golgi organları çok gelişmiştir. Ribozom’ları çok fazla olup yoğun bir ergastoplazma ağı yaparlar. Bü­tün bu yapı çok fazla protein sentez ede­bilmek amacına yöneliktir.

Lenfosit dokusal bağışıklıktan sorum­ludur. Küçük, yuvarlak, iri çekirdekli bu hücre uzun zaman inektif sanılmış, son­ra büyük bir aktivite potansiyeli bulundu­ğu anlaşılmıştır.

Doğal Bağışıklık :

Bu üç çeşit hücrenin her birinin bağı­şıklığın oluşmasında çok belirli rolleri vardır. Görevlerini önemi hastalandık­ları zaman daha iyi anlaşılmaktadır. Bu üç hücre serisinden herhangi birinin yokluğu veya görevini aksatması bağışık­lık ile ilgili bir hastalığa yol açmakta­dır.

Birincil olay (primer reaksiyon):

Birincil olay, iltihap (yangı) ve fagositozdan ibarettir. Bir antijenin kanın bir akyuvarı olan polimorf nötrofil hücresi tarafından fagositozu gibi.

Bu antijen bir makrofaj tarafından yenilmiş olsun. (Makrofajlar re’ikülo-en- dotelial sistem (RES)’den doğarlar. RES hücrelerinin kendileri hemen hemen ha­reketsiz olup bütün vücutta dağılmışlar­dır. Fakat özellikle dalak, karaciğer, lenf bezleri ve kemik iliğinde bulunurlar. RES’in görevleri arasında fagositoz da vardır. Eğer fagositoza uğrayan yabancı madde fagositoz ile tamamen sindirilmiş ve yok edilmişse mesele biter, bağışıklık reaksi­yonu bu kadarla kalır. Buna karşı fago­sitoz sırasında antijen tabiatında madde­ler belirirse ikincil olay (sekonder reaksi­yon) gelişecektir.

İkincil Olay (Sekonder reaksion):

İkincil olay aynı kaynaktan gelen iki hücre dizisine dayanmaktadır: Lenfosit T ve lenfosit B. Lenfosit B’ler kana verilen antikorlardan sorumludur. Lenfosit T’ler hücresel bağışıklık ile ilgili olup gecikmiş tipteki alerjik olaylardan, nakledilen organların (gref’lerin) vücutça kabul edilmeyişinden, virüslere ve hastalık yapıcı mantarlara karşı yapılan savunmadan sorumludurlar. Bu iki sistemin özellikleri civciv deneylerinden anlaşılmıştır.

Deneysel Bulgular:

Yeni doğmuş bir civcivin Fabricius kesesi (kuşlarda armut şeklinde lenfoid bir organ, Bursa Fabricius) ameliyatla çıkartılırsa hayvanda plasmocyte’lerin ve kanda dolaşan antikorların oluşmadığı görülür. Buna karşı hücresel ba­ğışıklık tamdır ve «öldürücü» lenfosit’ler tamamen gelişmiştir.

O halde Fabricius kesesi kana geçen antikorlardan sorumludur. Yeni doğmuş civcivde timüs bezi ameliyatla çıkartılır­sa antikor veya lg’lerin sentezi normal kalır. Plazmositler mevcuttur. Fakat kü­çük lenfosit’ler oluşmaz. Demek ki bu kez hücresel bağışıklık bozulmuştur. Timüs bezinin hücresel bağışıklık için şart olduğu anlaşılır. Sonuç olarak dalakta ve lenf bezlerinde bulunan lenfosit kü­melerinin (lenfoid follkül) merkezinde bulunan hücrelerin Fabricius kesesine ve­ya memelilerde buna karşılık olan orga­na tabi lenfosit’ler olduğu anlaşılmıştır. Bunlara bursodependent lenfositler veya lenfosit B denilmektedir. Buna karşı çev­rede bulunan lenfositler timüs bezine ba­ğımlıdır. Bunlara da timodependent len­fositler veya lenfosit T deniyor.

Gerçekte lenfosit B ve T aynı kaynaktan gelirler. Ana hücreler kemik iliğinden hem timüs’e, hem de Fabricius kesesi ye­rini tutan organa göç ederler. Bu organ­larda lenfosit B ve T haline gelirle. Timüs kendisine gelen hücrelerde direk olarak etkisini gösterdiği gibi çevrede ver alan uzak lenfosit’ler üzerinde timosin denen hormonu aracılığı ile etkili olur.

Hücresel Bağışıklık:

Lenfosit’ler kan dolaşımına girer, son­ra dalağa veya lenf bezlerine göç ederler. Orada makrofajların dokudan ön sindirim yoluyla hazırladıkları bir antijen ile te­masa geçerler. O zaman lenfosit T olgun­laşır ve iki çeşit hücre yapar:

  • Öldürücü lenfositler:Bunların hücre zarı üzerinde antikorlara uyacak birleşme bölgeleri (reseptörler) vardır. Yüzeylerindeki bu unsurlar sayesinde yabancı hücrelerin zarlarındaki antijenlere çengellenirler ve bu hücreleri öldürürler.
  • Kan dolaşımında aylarca hatta se­nelerce yaşayan uzun ömürlü, belleği (ha­fıza) sağlam hücreler. Vücut aynı antijenle yıllar sonra karşılaşınca bu hücreler ha­rekete geçerek uygun antikoru yapmak­tadır (anamnestik olay). Lenfosit B’den de buna benzer hücreler doğmaktadır.

Lenfosit T’nin duyarlı olduğu antijene rastlayınca suda erir cinsten maddeler salgıladığı anlaşılmıştır, bunlara lenfokinin denir. Hücresel ba­ğışıklık özellikle nakledilen organların (kalp, böbrek v.s.) ve tümörlerin nakle­dildikleri canlıda yaşama süreleri üzerin­de etkili olmaktadır.

Dolaşımdaki Bağışıklık:

Humoral (sıvısal) tipteki bağışıklıkta dolaşıma girmiş mikrop ve parçacıkların (partikülIerin) kana vermiş oldukları su­da eriyen antijenler söz konusudur.

Lenfosit B’ler kuşların Fabricius ke­sesine karşılık bir yerde olgunlaştıktan sonra doğruca dalağa ve lenf bezlerine gi­derler; buralarda antijen taşıyan makrofajlar ile zorunlu bir temastan sonra plazmosit haline geçerler; plazmositler antikor yapıp bunları dolaşıma verirler. Plazmositlerce yapılıp dolaşıma giren antikorlar da iki türlüdür.

Bir kısmı hem kompleman bağlayacak, hem de yabancı hücrelerin antijenlerini tanıyacak şekilde yapılmıştır. Bunun so­nucu yabancı hücrenin zarının tahribi ve yabancı hücrenin öldürülmesidir. Bu an­tikorlara sitotoksik (hücre zehirleyen) antikor denilmektedir. Bakteri hastalıkla­rının çoğu bu şekilde kontrol altına alın­maktadır. Antikorların bir kısmı ise antijeni tanıdığı halde kompleman bağla­yamaz. Bunlar yabancı hücrelerin antijen­lerine bağlanarak öldürücü lenfositlerin bu hücrelere saldırmasını engellemiş olurlar. Yabancı hücrelerin işini kolay­laştırdıklarından dolayı bunlara kolay­laştırıcı (fasilitant) antikor denir.

Kolaylaştırıcı antikorlar faydalı da olabilir; nakledilen bir organı lenfosit sal­dırısından koruyarak yaşama süresini uzatırlar. Buna karşı bir tümörü yok etmek söz konusu olduğundan zararlı etki gösterirler, tümör hücrelerinin antijen bölgelerini bloke ederek öldürücü lenfo­sitlerin tümör hücrelerini tahrip etmesi­ni engellerler. Bu, klinikçilerin gözlemine uymaktadır; kanserli hastanın serumu ne kadar çok kolaylaştırıcı antikor ihtiva ederse kanser o kadar hızlı ilerlemekte­dir.

Görülüyor ki kanser söz konusu olun­ca antikoriarın iki çeşit oluşu adeta ara­larında bir rekabete yol açmaktadır. Fa­kat diğer hallerde bu iki çeşit antikor birbirlerini tamamlayıcı bir etki göster­mektedir. zira lenfosit B ve lenfosit T’ler arasında hücresel bir işbirliği bulunmak­tadır. Şöyle ki lenfosit T’ler antijenle te­mas ettikten sonra lenfosit B’leri uyaran kimyasal maddeler çıkmasına sebep ol­maktadır. Bundan dolayıdır ki timüs be­zi çıkarılan yeni doğmuş fare yavrulan hiçbir enfeksiyona karşı kendilerini ko­ruyamamakta, buna karşı normal fare yavrularında pek az yaşayacak organ na­killeri bunlarda başarı ile yapılabilmek­tedir.

Hümoral (sıvısal) bağışıklık daha ön­ce keşfedilmesine rağmen hücresel bağı­şıklığa göre çok daha önemsiz bir rol oynar. Hücresel savunmanın beyni len­fosit T hücreleridir. Kanser tedavisinde lenfosit T’lerin etkisini çoğaltmak, lenfo­sit T’Ieri engelleyen lenfosit B’lerin etki­sini ise azaltmak amacı güdülmektedir.

 

Kaynak:
Bilim ve Teknik

Yazar Hakkında

admin

%d blogcu bunu beğendi: