Bilim Nedir

BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK

Tarafından yazılmıştır admin

 

Bilginizi deneyin: Kaç değişik kuş türü sayabilirsiniz? Ya balık türü? Peki, kaç adet buğday çeşidi biliyorsunuz? Oturduğunuz bölgede en fazla çeşitlilik gösteren meyve cinsi nedir? Bu çeşitlerden kaç adedini görünce tanırsınız? İşte biyolojik çeşitlilik, bir bölgedeki hayvan ve bitki türlerinin ve çeşitlerinin sayıca zenginliği anlamına gelir. Biyolojik çeşitliliğin korunması, canlıların doğal olarak bulundukları yerlerin (habitat’ının) çeşitliliğinin korunması ile yakından ilgilidir.

Bir ülkedeki tüm bitki ve hayvan türleri; bunlar arasında özellikle tarım, hayvancılık, ormancılık, balıkçılık, tıp, eczacılık ve sanayi alanlarında kullanılan türler, hem o ülkenin hem de dünyanın biyolojik zenginliklerinden sayılır. Ayrıca bu türlerin değişik çeşitleri ve yabani akrabaları da önemlidir. Çünkü yerel çeşitler ve yabani türler, ekonomik değeri olan bitki ve hayvanların gen rezervi durumundadır. Bitki olsun, hayvan olsun, ıslah çalışmalarında elde edilmek istenen özellikler yoktan yaratılamaz. Ancak mevcut başka genlerin melezleme ya da genetik mühendislik yöntemleri kullanılarak aktarılmasıyla ortaya çıkar. Dolayısıyla, böyle genleri taşıması muhtemel yerel çeşit ve yabani türlerin konması büyük önem kazanır.

Örneğin, yakın yıllarda Galapagos Adaları’nda keşfedilen küçük, yeşil, acı, ancak tuza dayanıklılık özelliği taşıyan yabani bir çeşit domatesi biyolojik zenginlik olarak nitelendirmek kimsenin aklından geçmezdi. Fakat ticari olarak yetiştirilen domates çeşitleriyle yapılan melezleme deneylerinde ortaya büyük, sulu, lezzetli domatesler çıktı. Üstelik bu melez domatesler. % 70 deniz suyunda yetişebiliyordu. Diğer bir deyişle, kazara keşfedilen bu domates çeşidinde tuza dayanıklılık sağlayan genler vardı ve bu genler ticari çeşitlere aktarılabiliyordu. Dolayısıyla, Galapagos’un küçük ve acı domatesi birden değer kazandı.

Benzer bir örnekle, doğum kontrolü haplarının yapımında kullanılan prostoglandin maddesinin, Karayip Deniz’inde buluna bir siyah mercan türünden elde edilebileceği kimsenin aklına gelmezdi. Deniz kestanelerinden elde edilen bir maddenin kalp hastalıklarının tedavisinde önem taşıyabileceği tahmin edilemezdi. Çeşitli sünger türlerinden, virüslere karşı etkinlik gösteren maddelerin ve kuvvetli antibiyotiklerin çıkartılabileceği düşünülemezdi.

Bu konularda belki de en meşhur örnek, kan kanserine ve lenf kanserine karşı kullanılan yeni mucize ilaçlar; vinkristin ve vinblastin’dir. Bu arada hemen ekleyelim: Bu iki maddenin ilk kez tanımlandığı Catharanthus rozeus adlı otsu çiçekli bitkinin tıbbbi değeri keşfedildiğinde, bu türün Madagaskar ormanlarında bulunan habitatının % 90’ı ortadan kaldırılmış durumdaydı (Bu bitkinin yakın akrabaları daha sonra başka tropik bölgelerde de bulundu). Catharanthus’lar dan çıkanları bu iki maddenin, kansere karşı kemoterapi yöntemlerinde kullanılması ile, kan kanseri çeşitlerinde eskiden beşte bir olan hayatta kalma oranı, şimdi beşte dörde çıkmıştır. Kanserli hücrelerin bölünerek artışını durdurma özelliğini taşıyan bu iki maddenin öneminin bir ölçüsü olarak, yıllık satışlarının 100 milyon dolan geçtiğini belirtmek yeterli olur.

Son yıllarda bilimsel çevrelerde sıkça sözü edilen “genetik hazineler”, yani biyolojik çeşitlilikle ilgili doğal kaynaklar konusunda yalnızca birkaç örnek verdik. Bu konuların bilimsel önem kazanması, hatta son yıllarda uluslararası anlaşmalarda sözü edilmeye başlanması rastlantı değildir. Pek çok bilim adamı ve tarım ekonomistine göre, ülkemizin dünya açısından en büyük önemi, sakladığı biyolojik zenginliklerle ilgilidir. Bu görüşe göre, Anadolu’nun en önemli doğal kaynağı, madenleri ya da barajları değil; çeşitli hayvan ve bitkileri, bu canlıların taşıdığı genlerdir.

Özellikle buğday konusunda Anadolu’nun önemi dünyaca bilinir. Anadolu, buğdayın ana vatanı ya da gen merkezlerinden biridir. Dolayısıyla, pek çok buğday tür ve çeşidini barındırması açısından çok önemlidir. Islah çalışmalarında istenen özellikler, çoğu kez Anadolu kökenli çeşitlerde aranmakta, dünyanın çeşitli ülkelerinde kullanılmaktadır.

Ancak Anadolu’nun biyolojik zenginliklerinin tarım bitkileri ile sınırlı olduğunu sanmak yanlış olur. Yurdumuzda hayvancılık, balıkçılık, ormancılık, tıp-eczacılık ve sanayi açısından önem taşıyan pek çok tür ve çeşit vardır. Örneğin, hayvancılıkla ilgili olarak, ülkemizin çeşitli yerlerindeki doğal ekolojik koşullara uyum sağlamış yerel sığır, koyun, keçi, at ve kümes hayvanı çeşitleri; yabani koyun ve keçi türleri mevcuttur. Ormancılık açısından, örneğin, beş çam türü, en az 30 meşe türü bulunmakta, bu türler arasında da bölgeden bölgeye genetik farklılaşmalar gözlenmektedir. Balıkçılık, özellikle balık yetiştirmeciliği (ya da kültür balıkçılığı) açısından; alabalığın kültüre uygun çeşitleri, pek çok kefal tür ve çeşidi levrek ve çipura gibi yeni yem yetiştirmeye alınan türler vardır Ülkemizin tıp, ecza ve sanayi ile ilgili doğal kaynakları arasında da gül yağı, kitre zamkı, kök boya, afyon, safran, anason sayılabilir. Bu arada tütün sanayiinde kullanılan meyan kökünü de unutmayalım. Meyan kökünden ayrıca peptik ülser tedavisinde kullanılan glycyrrtıızın de çıkartılır.

İnsana doğrudan yararı olan, ekonomik değer taşıyan türlerin önemini takdir etmek nispeten kolaydır. Oysa, belli bir ekonomik değeri olmayan, fakat yine de başka bir yönden önem taşıyan pek çok canlı türünün değerini anlamak daha güçtür. Örneğin, dünyanın başka yerlerinde tükenmiş ya da çok azalmış kelaynak kuşları, dev deniz kaplumbağaları, Akdeniz foku; bitkiler arasında sığla ağacı ve kasnak meşesi gibi bazı türler ülkemizde bulunmaktadır. Bu türlerin bilim eğitim ve turizm açısından büyük değeri vardır. Bunlardan başka, ilk bakışta önemsiz gibi görünen bin bir çeşit canlının doğada ekolojik görevleri vardır. Çeşitli türler, bir saatin dişlileri gibi birbirleriyle ilişkide bulunmakta; bizim de bir parçası olduğumuz ekolojik sistemi (ekosistemi) sağlıklı tutmaktadır. Bu ekolojik zemberek o kadar girifttir ki, tüm bilgimize rağmen hangi canlının ekosistemde tam olarak ne rol oynadığını hala bilemiyoruz. Kesin olarak bilinen şey, insanoğlunun bugün kaynak olarak kullandığı çeşitlerden, ancak doğal sistemler sağlıklı olduğu sürece yararlanabileceğidir.

Birkaç örnek verelim: Tarım ilaçlarının kullanımı, zararlıların önce azaltmış, ancak daha sonra ekosistemin dengesini sağlayan yararlı böcekleri de etkilediği için uzun vadede zararlıların artmasına neden olmuştur. Norman Myers adlı Amerikalı doğa bilimcisinin verdiği rakamlara göre 1945’ten bu yana kimyasal tarım ilaçlanma kullanımı çok arttığı halde, zararlılara kaptırılan toplam tarım ürünü. 1945’te % 7 iken, 1985’te % 13’e çıkmıştır. Benzer şekilde, 1930’lu yıllarda Güneydoğu Anadolu’da başlatılan yılanlarla mücadele kampanyası, tarıma zarar veren farelerin artmasıyla sonuçlanmış ve kampanyadan vazgeçilmiştir. Ekologlara göre insan, değerini bilip anlamadığı türlerin çeşitli nedenlerle ortadan kalkmasına göz yumarsa, uzun vadede bindiği dalı kesmiş olacatır. Dolayısıyla, “İnsana yararlı” türlerin sınıflandırılmasında ekolojik işlevi olan türleri de hesaba katmak gerekmektedir.

İnsan binlerce yıldan beri canlı doğayı çeşitli gereksinmeleri için kullanmış, işine yarayan canlıları değerli kabul etmiştir. Ancak, türlerin soyut ve somut değerleri arasındaki fark, bazen yalnız bir algılama derecesidir. Herhangi bir tür, ancak ondan nasıl yararlanacağımızı keşfedince gözümüzde bir kaynak ya da zenginlik niteliğine bürünür. Yani ”yararlı tür” kavramı sübjektiftir. İlerleyen bilim, canlılardan yeni biçimlerde yararlanmanın yollarını sürekli olarak keşfetmektedir. Ekolojik değerler bir yana, gelecekte hangi canlının ne gibi bir ekonomik önem kazanacağını şimdiden kestirmek imkânsızdır.

 

KAYNAK: Bilim ve Teknik

 

 

Yazar Hakkında

admin

%d blogcu bunu beğendi: