Bilim Güncel Nedir Sağlık

BOĞAZ NEDİR

Tarafından yazılmıştır admin

Herhangi bir sözü söyleyebilmek ve bunun gerektirdiği karmaşık kontrolü sağlamak için oluşan mekaniksel ve elektriksel çalışmaların yanında uzay araçlarının çalışmaları sönük kalır. Bir kaşık yemeği yutarken, çok ince hesaplanmış ve zamanı çok ince ayarlanmış başka bir seri olaylar oluşur. Bu çalışmalardaki in­ce ayarlar vücudun yaşamasını veya ölmesini belirler. Boğaz bu olağanüstü şeylerden sorumlu olduğu halde sadece, burunla ciğerleri ve ağızla mideyi birbirine bağlayan, kısa ve kırmı­zımsı renkte bir boru gibi basit şekilde ifade edilir. Boğazın varlığı hasta olunduğunda ve şiştiği zaman akla gelir.

Boğaz, hava, sıvı ve katı maddeler gibi yükleri çeşitlerine göre ayırmaya ya­rayan bir takım yol verme mekanizmasına sahip, çok karmaşık bir ulaştırma sistemidir.

Boğazın Önemi

Doğma sırasında çalışmaya hazır olmuştur. Eğer böyle olmasaydı daha ilk süt emilirken boğulma vakası yaşanırdı. Nor­mal bir şekilde yaşantının sürmesi boğazın dikkat ve uyanıklığına bağlıdır. Boğazın zamanlamasını bir şey bozacak olur­sa, canlı öldürücü bir tehlike ile karşı karşıya demektir, çiğnenen bir et lokmasını yutarken gülmek istediğinde, bu sırada bu lokmanın mi­deye yollanacağına, hava borusuna yollayabilir ve nefes yolunun tıkanmasına sebep olunur. Bu durumda canlı sanki kalp sektesi geçiri­yormuş gibi yıkılır. Eğer bir kimse çıkıp da hemen bu besin parçasını nefes borusun­dan çıkarmazsa bu olay canlıyı öldürür. Bununla beraber, boğazın davranışları genellikle örnek ola­cak derecede düzenlidir.

Boğazın Yapısı

Boğaz, boyun, sinir­ler, kan damarları, omurga kemik­leri ve daha bir­çok şeylerin geçtiği bir yerdedir. Bu bölge tam bir trafik düğüm noktasıdır. İlk boru 12 santimetre uzunluğunda, geniş kısmı üst­te olmak üzere hafif huni şeklinde olan ve burunun ve gırtlak çıkıntısı­nın arkasından başlayan yutaktır. Bundan sonraki de asıl yol verme meka­nizmasını oluşturan gırtlak veya hançeremdir. Burası trafiği doğru yönlere çe­virir ve aynı zamanda vücudun konuşma mekanizmasının esas parçasını oluşturur. Bu çomak şekline benzer yaklaşık dört santimetre uzunluğunda ve karışık bir şekilde 9 boğum kıkırdaktan meyda­na gelmiş mukoza zarı ile kaplı ve ligamentlerle (bağ) birbirine bağlıdır Bunun bit kısmı boyunda Adem Elması veya gırtlak çıkıntısı adını alan bir tümsek meydana getirir. Bundan sonra da aşağıya doğru iki boru halini alır. Bun­lardan biri mideye gider, öteki de soluk borusu olarak ciğerlere ulaşır. Bunların her ikisinin de çapı yaklaşık olarak 2,5 santimetredir.

Nasıl Çalışır

Çalışma mekanizması yakından incelenirse, yi­yecek çiğnendikten sonra dil ya­pacağı bir manevra ile bu yiyeceği ağzının geri kısmına getirir. Ağız boşluğunun gerisinden sarkan ve kırmızı renkli, par­mak ucuna benzer küçük dil yükselir ve burun deliğine gideri geçidi kapar, aksi halde bir kaşık çorbanın bir kısmı burundan gelirdi. Sonra dil yukarı doğru kamburlaşır, lokmayı geriye doğru iter ve yemek de aşağıya doğru yola ko­yulur.

Yiyecek her yutulduğunda, boğulmaktan kurtarmak için boğazın özel bir mekanizması vardır. Gırtlak çıkıntısına dokunun ve bu sırada yiye­ceğin yutulduğu kabul edilsin. Bu sırada gırtlak çıkıntısının yukarı doğru hareket ettiğini görürüz. Bu soluk borusunun üs­tünde bulunan gırtlak kapağının kapandı­ğına işarettir. Bu durumda ağız dolusu yemek emniyetle 25 santimetre uzunlu­ğundaki yemek borusuna gider. Birçok kasları kapsayan yemek borusu, dalgalan­ma hareketleriyle yiyeceği mideye doğru sürüp götürür.

Yiyecek doğruca mideye düşmez. Eğer böyle olsaydı canlı ciddi bir hazımsızlığa uğrardı. Yemek yendiği zaman boğaz yemek borusunu mideye bağ­layan kısımda bulunan, valfa benzer bir kası açar ve kapar ve midenin baş edebileceği kadar yiyeceğin mideye girmesine müsaade eder. Eğer yemek bir solukta yutarcasına hızlıca yenirse, yemekler mi­dede üst üste birikir ve insan oldukça rahatsız edici bir dolgunluk duyar. Za­man zaman da mide valfı iyi kapanmaz ve mide asidi buradan yukarı sızarak ye­mek borusunun duyarlı olan iç zarını etkiler. Bununla beraber insan günde yüzlerce kez sıkıntı duymadan yemeğini yutar, suyunu içer ve tükürüğünü yutar.

Ses Nasıl Çıkar

Ses tellerinin keman telleri gibi olduğu ve ciğerlerden gelen hava ile bunların titreşim yaparak ses çı­kardığı sanılır. Aslında bunlar daha çok parıltıya benzer bir şekilde, dudakların açılıp kapanması ile insanın sesini yük­seltip alçaltması ve ıslık çaldığı zaman du­dakların aldığı hallerle ilgilidir. Ses «kıv­rımları» daha çok tavsif edici bir sözcük­tür. Karışık bir kas sistemi kontrolü al­tında bu kıvrımlar geniş bir şekilde açı­larak kalın sesleri ve daralarak ince bir çizgi halini almak sureliyle de ince, tiz sesleri verir. Bir şey yutulduğu zaman bunlar sımsıkı kapanır ve bunun içindir ki bir şey yutarken de konuşamaz.

Herhangi bir şey, örneğin polip, tümör, kist veya iltihaplanma gibi şeyler ses kıv­rımlarının tam kapanmasını önler ve ko­nuşmayı bozar. Fazla bağırılırsa ses kıvrımları yo­rulur ve iltihaplanır. Aynı şey seçim kam­panyasına çıkan politikacılara ve birçok yerlerde şarkı söyleyen şarkıcılara da olur. Ses mekanizması heyecanları da aksettirir. Fazla öfke insanı konuşamaz hale getirir. Bu ses kıvrımlarının felce uğ­raması bazen ortaokul öğrencilerinin diploma törenlerinde yaptıktan konuşma­larda da karşılaştıktan hallerdendir.

Gırtlaktan dudaklara kadar uzayan 18 santimetrelik ses mekanizmam minya­tür bir org gibi çalışır. Akciğerlerden ge­len hava kolonları ses kıvrımları ara­sından geçerken, bu kıvrımların açıklık derecesine ve kıvrımları birbirine bağla­yan ve titreşim yapan seri ve lifli şerit­lerin uzunluğuna göre değişik sesler mey­dana gelir. 6 milimetrelik bir boyut­ta mırıltıdan çığlık sesine kadar bütün sesleri çıkarır. Eğitim görmüş opera şarkıcılarının ses bantları yaklaşık 12 mi­limetreyi bulur. Çıkarılan sesler ham sesler olup, bunlar ancak arıtılarak ko­nuşma şeklini alır. Dudaklar, dil, burun delikleri boşluğu ve damak gerekli ince ayarlamaları yaparlar.

Bademciklerin Önemi

Söz konusu edilmesi gereken bir ekipman kısmı da bademciklerdir. Bu küçük lenf bezlerinden boğazda dört tane vardır. Bir de burun deliği bo­rusu veya kanalı içindeki lenf ukdesinden de bahsedilmesi gerekir. Boğaz veya geniz bademcikleri adını alan bir çift badem­cikler boğazın giriş kısmında gözle görü­nür. Bunlar çok kez ameliyatla çıkarılır. Daha geride ve aşağıdaki Lingual’ler (dil kökü bademcikleri) yeşil bezelye büyük­lüğünde olup çok daha büyüme olanağına sahiptirler.

Doktorlar bir zamanlar, ba­demciklerin insanların gelişiminden arta kalmış şeyler olduklarını ve bunların alın­masında bir sakınca olmadığını düşünür­lerdi. Fakat bugün bademcikler alındık­tan sonra, üst nefes salma kanallarında ve kısımlarında bazı sıkıntılar meydana geldiğine dair yeterli deliller vardır. Ve dok­torlar artık basit bademcik şişmelerinin bir ameliyatı gerektirmediğini kabul et­mektedirler.

Bütün bu açıklamalar da gösteriyor ki, bademcikler boğazın düşmanı değil dostlarıdır. Bademciklerin üzerindeki kü­çük çukurlar hücum eden bakteriler için birer kapan teşkil ederler ve örümcek ağı­na düşen sineğin örümceği yemesi gibi, kan içindeki fagosit’ler (mikroplan yuta­rak vücudu hastalıktan koruyan beyaz kan cisimcikleri) de bu bakterileri yerler. Ba­demcikleri mikrop alıp şiştikleri ve bü­yüdükleri zaman bu bademciklerin had şekilde hastalığa tutulmuş olduğunu gös­terir. Bu durumlarda bu küçük yiğit muhafızları kesip atmak yerine onları iyileş­tirmek daha iyidir.

Boğaz Hastalıkları

Boğaza musallat olan kötülükler bir hay­li çoktur. Bundan ötürü doktor muayene­hanelerine yapılan ziyaretlerin dörtte bi­rinin nedenini boğaz sıkıntıları teşkil eder. Boğaz devamlı olarak, hava ve yiyecekler yoluyla bakte­rilerle, virüslerin saldırısına açık bulunu­r. Bademcikler bunları tahrip et­meye ve nefes borusu ile yutağın içini kaplayan mukoza da bunları yakalar ve sürükleyip dışarı atmaya çalışır. Bu bit­meyen bir savaştır. Bazen istilacılar sa­vaşı kazandıkları zaman da boğa­z şişer ve hasta olunur.

Gırtlak bu gibi saldırıların başlıca hedefindedir. Sağlığa zararlı otomobil egzoz gazları, baca dumanlan, si­gara dumanı gibi birçok şeyler boğazı tah­riş eder ve bunlar çoğunlukla gırtlak iltihabına yol açarlar. Bu hallerde insanın sesi kısılır, bazen bu ses fısıltı halini alır, yahut ta büsbütün duyulmaz hale gelir, öksürme vücudun gösterdiği reflekslerin en önemlisidir. Çok haklı olarak buna Boğazın bekçi köpeği demek doğru olur. Tükürük olsun, yiyecek veya içki, veya si­gara olsun, yanlış yolu izleyerek aşağıya inen bir şeye karşı boğazın başlıca koru­yucu iritanı bu, yani öksürüktür. Buna sebep olan ne olursa olsun, ciğerlerden gelen hava basıncı ile bu maddeyi saatte 320 km. lik bir hızla dışarı fırlatmaya ça­lışır.

Gırtlak aynı zamanda kanser için de çekici bir hedeftir. Çok şükür ki bu yavaş sıçrayan ve gelişen kanser, çok kolay teş­his edilen ve kobalt tedavisi veya ame­liyatla kolay iyileştirilen cinstendir. Bu­nunla beraber eğer insanın ses kısıklığı iki haftayı geçerse hemen bir doktora git­mesi gerekir.

Kanser, önüne geçilmez bir duruma gelirse, o zaman gırtlağı kesip atmak lâ­zımdır. Eğer vücudun başına böyle bir hal gelirse, başka yeni usullerle konuşmayı öğrenmesi gerekir. Bu durumda yemek bo­rusu doluncaya kadar hava yutar ve son­ra da bunu kontrollü bir geğirme ile bo­şaltır. Dil, dudaklar, dişler ve yutak bu hava kolonunu, normal konuşmaya olduk­ça benzer bir şekle sokar. Başka bir yol ise yeni bir elektronik gırtlak edinmektir. Bunlar ne düşünülecek hoş şeylerdir ve ne de başa gelme olasılığı pek fazladır.

Reader’s Digest

Yazar Hakkında

admin

Yorum Yap

%d blogcu bunu beğendi: