Son Makaleler Tarihçe

FENİKELİLER

Tarafından yazılmıştır admin

Fenike’nin siyasal tarihi ile ilgili yazılı kaynaklar sınırlıdır. Erken Fe­nike tarihi için dolaylı kaynaklara bakmak gerekir. Antik yazarlardan Josephus ve Ephesos’lu Menandros’ta erken Fenike kaynaklarından alınmış bazı bilgiler vardır. Tyros yıllıkları olarak bilinen bu kaynaklarda M.Ö.10. ve 8. yy. kentlerinin tarihlerinden söz edilmiştir. Fenike dilindeki ilk yazıt­lar 10.yy. daki Biblos’tan gelmektedir. Kitab-ı Mukaddes ile yapılan karşı­laştırmalar bu yıllıkların doğruluğunu göstermiştir. Fenike kentlerinden Mısır ve Mezopotamya kaynaklarında da söz edilmiştir. Bu kaynaklar ge­nellikle Suriye ve Filistin kentlerine boyun eğdirmekle ilgili olan Asur yıllıklarıdır. Eski Ahit’te de Fenike kentleri özellikle Tiros’la ilgili bilgiler bulunur.

M.Ö.1200 yıllarında Ege Göçleri ile Arados ve Sidon tahrip olmuştur. Ancak bu istiladan sonraki dönem bir bağımsızlık dönemidir. Çünkü Suriye ve Filistin’deki güçler bir süre etkisiz kalmıştır. Mısır ise büyük bir sarsıntı yaşamaktadır. Asur doğudaki sınırları içinde kalmıştır. İbrani ve Arami kentleri gelişmiştir. Onların gelişmesi Fenikelileri kıyı kentlerine itmiştir. Bu kentlerin başında Arados, Biblos, Sidon, Akka ve Tiros gelmektedir. Başlan­gıçta Sidon diğer kentlere üstünlük sağlamıştır.

M.Ö. 1100 dolaylarında bölgede Mısır’ın güç kaybetmesiyle Asurlular güçlenmiştir. Asurluların özellikle, bölgenin sedir kerestesi için seferler düzenlediği yıllıklarından anlaşılmaktadır. I. Tiglatpileser (1112- 1074) zamanında Arados, Biblos ve Sidon haraca bağlanmıştır. Ancak onun egemenliği uzun süreli olmamıştır. Bir süre Fenike kentleri bağımsız kalacaklardır. Bu kentlerden Biblos’ta M.Ö.1000-880 yılları arasmda Ahiram, Ittobaal, Abibaal, Yehimilk, Elbaal ve Şipitbaal gibi krallar hüküm sürmüştü. Fenikelilerin yayılma alanında Filistinliler ve İsrailliler vardı.

Fenikelilerin İsrail’le, Hz. Davud (M.Ö. 1000-961) ve Hz. Süleyman (961-922) zamanında ilişkileri görülür. Onların zamanında Ahiram (Hiram) Tiros kralıdır. Zira Hiram, Hz. Süleyman’a ibadethane inşası için Tiros’tan sedir kerestesi, altın, gümüş ve ustalar göndermiştir. Bu dönemde İsrail devletinin nüfuzu Fenike kıyı kentlerine kadar yayılmıştı. Ancak, Fenike kültürü İsrail’i etkilemeye başlamış, İsrailliler farklı inançlardaki Fenikeliler ile evlenmeye başlamıştır:

“…ve vaki oldu ki, Nebatın Oğlu Yeroam’m suçlarında yürümek bir şey değilmiş gibi, Saydalılar kralı Etbaal’ın kızı İzebeli de karı olarak aldı ve gidip Baala kulluk etti ve ona tapındı. Ve Samiriye’de yaptığı Baal evinde Baal için mezbah kurdu” denilmektedir.

Asur yeniden güçlenince, Fenike kentleri bağımsızlıklarını kaybetti­ler. II. Assumasirpal’le (883-859) birlikte, bölgede Asur gücü giderek güç­lendi. Kıyı kentleri tümüyle haraca bağlandılar. III. Tiglatpileser (754-727) döneminde ise, bölgenin tümü Asur İmparatorluğu topraklarına katıldı. II. Sargon’un (721-705) Kıbrıs’ı almasıyla, Fenike gemileri Doğu-Akdeniz tica­retinin kontrolünü tümüyle Asur’a kaptırmıştır.

Ancak, bütün bu olumsuzluklara karşın, bazı Fenike kentlerinin Asur’a karşı bağımsızlık mücadeleleri görülmektedir. Bazen, Suriye ve Anadolu kentlerinin birlikte oluşturduğu Asur karşıtı koalisyonlara Fenike kentleri de katıldılar. Kimi zaman bu isyanları, Mısırlılar da destekledi.

Asur İmparatorluğunun zayıflamasıyla, bölgeye bir süre Mısır güç­leri egemen oldu. Fakat Babil kralı Nabukednazzar’ın (M.Ö. 605- 562) Kargamış’ta Mısırlıları yenmesiyle birlikte, bölgede Babil egemenliği görülür. Bu dönemde Fenike kentlerini, yerel bağımlı krallar ve merkezden atanan vekiller yönetmişlerdi.

Babil Devletinin, Persler tarafından yıkılmasından sonra, bölge Perslerin egemenliğine geçti. Fenike kentleri 5. satraplığa bağlıydı. Grek kaynak­larında, Fenike gemilerinin Persler’e olan desteğinden söz edilir. Bu kent­lere; desteklerine karşılık, sınırlı bir özgürlük verilmiş olmalıdır.

Fenike’de Pers egemenliği B. İskender’in bölgeyi istilâsıyla son buldu.

Devlet Yönetimi:

Fenike kentleri; yerleşim merkezi ve çevresindeki kırsal alanlardan oluşmaktaydılar. Bir kentin, bazen, başka kentler üzerinde de egemenliği görülür. Kent, genellikle babadan oğula geçen saltanatla yönetiliyordu. Kra­la yönetimde bir yaşlılar meclisi yardıma olmaktaydı. Meclis, kralın yoklu­ğunda, yönetimle ilgileniyordu. Meclis, daha çok tüccarlardan oluşmaktaydı.

Asur yönetiminde ise, bölgedeki yerel kralları denetleyecek merkez­den valiler atandı. Bu valiler krala faaliyetlerini merkeze raporlandırıyorlardı.

Sosyo-Ekonomi:

Fenikeliler, M.Ö. 12. yy.da Arabistan Çölü’nden gelerek, Suriye ve Fi­listin’de tarih sahnesine çıkmışlardı. Sami kökenli bu halka, bu sırada batı’dan gelen “Deniz Kavimleri” karışmış olmalıdır.

Greklerin, halk için kullandıkları “Phoinikos” ile, bölge için kullan­dıkları “Phoinike” adlarının kökeni, Homeros’a; belki daha erken dönemle­re kadar gitmektedir. Grekler etimolojik olarak, mor (erguvani) “phoinös” anlamına gelen bu adı; Fenikeliler’in ticaretini yaptığı bir tür boya madde­sinden dolayı vermişlerdi.                                                  i

Purpura adlı, bir deniz yumuşakçasından elde edilen, erguvani renkli boyanın maliyeti oldukça yüksekti. 1-2 gr. Purpura boyası, 10.000 adet purpura hayvanından elde edilmekteydi. Bu nedenle, bu boyayı, sadece önemli şahıslar satın alabilmekteydi.

Çalışkan ve işlek bir kafaya sahip olan Fenikeliler, daha çok, sanayi mallarının ticaretini yapmışlardı. Siyah gemilerinde, küçük biblolarını satan bu insanlara, Grekler büyük bir güvensizlik duymuşlardı. Fakat Homeros onların becerikliliğini itiraf etmektedir.

Fenikelilerin ticaretini yaptıkları malların büyük bir çoğunluğu, sanayi mallarından oluşmaktaydı. Bu malların başında renkli biblolar gelmekte­dir. Diğer taraftan süs eşyaları ve elbiselerin ticarette önemli bir yeri vardı. Güneş ışınlarında erguvani, yeşil, mavi ve kırmızı, yıkandığında ise; parlak kırmızı haline gelebilen elbiselerin yanı sıra, güzel cam vazolar, şişeler ve kaplar ticaretin önemli parçalarıydı.

İyi kalite cam eşya, kap ve vazo yapımında Mısır’dan çok şey öğren­mişlerdi. Madencilik alanındaki becerileriyle altın, gümüş ve tunç aletlerde ince bir hüner gösterdiler. Fildişi malları üretmelerinin yanında, heykelcilik­te de mükemmel bir başarı elde etmişlerdi.

Doğu Akdeniz’deki başlıca kentleri; Sidon (Sayda), Tyros (Sur), Byblos, Arados, Gebal ve Beyrut’tu.

Ticaret Kolonileri:

Köklü bir geçmişe sahip olan Fenikeliler, dönemin en ünlü tüccarlarıydılar. Ülkelerinde ürettikleri, ya da Mısır gibi komşula­rından aldıkları malları uzak bölgelere taşıdılar. M.Ö. 1100 yıllarında Cebel i Tarık Boğazı’na kadar, bütün Akdeniz’i dolaşan Fenikeliler, kıyı boyunca önemli koloniler kurmuşlardır.

Bu kolonilerin ticari faaliyetleri, Akdeniz’in dışına; Karadeniz, Kızıldeniz ve Atlas Okyanusu’na kadar taşmıştı. Akdeniz’deki, anakaralardaki kıyı kentlerinin yanı sıra; Kıbrıs, Rodos, Malta, Sicilya, Sardinya ve Balear gibi adalarda da önemli ticaret kolonileri kurdular.

İspanya kıyılarında Malaga ve Cadiz başlıca kolonilerdi. Cebel-i Tarık Boğazı geçilerek, Atlas Okyanusu’na çıkılıp, İngiltere’ye kadar ticarî faali­yetler genişletilmişti. Afrika kıtasının etrafını dolaştıkları sanılan Fenikelile­rin, Kızıldeniz kıyılarında da, ticarî faaliyetleri görülmektedir.

Kuşkusuz, M.Ö. 800 yıllarında kurmuş oldukları Kuzey Afrika’daki Kartaca, en şanslı Fenike kolonisiydi. Kısa zamanda, askeri bir üstünlük kuran bu kent; Sicilya, Sardinya, İspanya ve Kuzey Suriye’yi denetimi altına almıştı. Daha sonraki tarihlerde ise, Roma Devleti’ne kafa tutup, dönemin en büyük devletlerinin arasıma girme başarısı gösterecekti.

Din:

Fenikeliler Suriye ve Filistin bölgesine geldiklerinde, Kenaniler gibi, sadece ziraatla uğraşmaktaydılar. Fenikeliler ve akrabaları arasında farklı bir dini uygulama görülür. Dinlerinde, doğa güçlerini tanrılaştırma, önemli bir yer tutuyordu. Onlara yiyecek, içecek ve bitkiler verdiği için, doğa güçlerine sıkı bir bağlılık vardı. Tanrıları; bereket tanrıları, ağaçlar, topraklar, ırmaklar ve mevsimlerle ilgiliydi. Tapınaklarda ibadet etmelerine rağmen, genellikle açık alanlarda ibadet ediyorlardı.

Fenike dini ile ilgili kentlerde bulunan yazıtlardan sınırlı bilgiler elde edilmiştir. Bu yazıtlardan tanrı isimleri öğrenilmektedir. Fenike kentlerinde genel olarak, başta üç büyük tanrının olduğu söylenebilir. Fenike tanrıları, daha çok Sami tanrılarından etkilenerek ortaya çıkmıştır. Örneğin Baal Şamim = Göklerin efendisi, Baal Safon = Safon Dağı’nın Efendisi, Baal Lüb­nan = Lübnan’ın Efendisi gibi.

Önemli bir tanrıça olan Baalat “hanım” anlamına gelmekte ve kentin egemen tanrısıdır (Bibloslu Baalat). Bereketi simgeleyen Baalat bitkilerin ve tanrıların anası sayılırdı. O, Sumerlerin İnannası, Asurlularm İştar’ı ve Mısırlıların İsis’i idi.

Sular ve ağaçlar birer kült nesnesiydi. Tapınaklar yanında kutsal ko­rular bulunurdu. Sunaklara yerleştirilen koni şeklindeki taşlar, taş kültünü yansıtmaktadır.

Tapınaklarda rahipler ve rahibeler çalışırlardı. Krallıkla, başrahiplik birlikte yürütülmekteydi.

Kurban olarak, hayvan ve bitki sunulurdu. Ancak, büyük felaketler döneminde insan da kurban edilmekteydi.

Yazı:

İlk uygarlıklarda resim ve çivi yazısının kullanıldığını biliyoruz. Bu yazıların uygarlığın ilerlemesinde önemli katkıları olduğu bilinmektedir. Ne var ki, bu yazı sistemi, çok sıkıcı bir özellikteydi. Resim (hiyeroglif) ya­zısı kullanan Mısır, bir süre sonra harf yazısına geçmesine rağmen, resim yazısının yirmi dört işaretini henüz atamamıştı. Babil’de de resim yazısı kullanılmıştı. Fakat bu yazıda bir kimse, düşüncesini ifade edebilmek için 560 işaret öğrenmeliydi.

Fenike Alfabesi

Çivi yazısı ise, Bereketli Hilâl’de, sıkıcı bir durum ortaya çıkarmıştı. Özellikle ticarette pratik değildi. Bu durum üzerine harf yazısı icat edildi. Harf yazısının, kimin tarafından icat edildiği, tam açıklığa kavuşmamıştır. Fakat Sina Yarımadası’ndaki Sami tüccarların, Mısır hiyeroglif yazısından, adapte ettiği sanılmaktadır. Bu işaretler, büyük bir ihtimalle, Fenikeli tüccarlar tarafından alınarak, sesleri içeren yirmi iki harflik alfabe haline getirilmişti.

Alfabe, M.Ö.1100 yıllarında, Ugarit’te çıkmış olmalıdır. Çünkü da bu dönemde beş çeşit yazı türü kullanılmaktaydı. Bütün, bu yazıla sentezlenerek, alfabe ortaya çıkarılmıştı.

Önce kil tabletlere yazılan harfler, daha sonra, Mısırlılardan alınan papirüslere yazılmıştır. Onlardan papirüsün yanında mürekkep ve kalem alındı. Bu yöntem Babilliler’in kil tabletler üzerine yazdıkları usûlden da pratikti. Fenikeliler harfleri sistemli bir tablo haline getirdiler. İlk harfin a aleph (öküz), ikinci harf ise beth (ev) idi. Bu harfleri, daha sonraki yıllara alan Grekler, Alpha ve Beta olarak adlandırdılar.

Sanat:

Fenikeliler Eski Ön-Asya’nın önemli dekoratif obje üreticile­riydiler. Fildişi levhalar, metal kâseler, mücevherler, mühürler.

Mimaride ileri gittikleri, Hz. Süleyman’ın Fenike’den usta talep etme­sinden, anlaşılmaktadır. Hz. Süleyman’ın ibadethanesindeki mimari, o dö­nem bölgede görülen mimari özellikleri sergilemektedir. Bu yapıdaki mi­mari uslûbta, Mezopotamya’dan çok Mısır etkileri görülmektedir. Diğer taraftan, Tel Sukas, Sidon, Amrit ve Ayn El Hayat’ta Fenike tapmak mima­risinin etkileriyle karşılaşılmaktadır.

Mimari bakımından sağlam görülen Amrit tapınağında, o dönemde, içi suyla dolu olan, 48 m. uzunluğunda, 38 m. genişliğinde kutsal bir havuz yer almaktaydı. Bu çanağın ortasmda 5 m. karelik önü açık sunu konulan, bir şapel yer almaktadır.

Fenikeliler baraj ve köprü yapımında son derece başarılıydılar. Bu in­şaatlarda devasa taş bloklar kullanılmıştır.

Yazar Hakkında

admin

%d blogcu bunu beğendi: