Güncel Kim Kimdir

GALEN

Tarafından yazılmıştır admin

Galen M.Ö. 130’da Bargama’da doğdu ve Ber­gama asırlarca Galen’den dolayı ünlü bir şehir olarak anıldı. Galen’in babası Nicon iyi eği­tim gürmüş, kültürlü bir Yunanlıydı ve muhte­melen mimardı. Annesi ise, dırdırcı, ters huylu bir kadındı. Belki de böyle olmasının nedeni, ko­casının içkiye fazlaca düşkünlüğü, oğlunun ise bir dahi olmasıydı.

Galen yirmi yaşında iken babası öldü. Galen de dünyayı tanımak ve tıp öğrenmek için yola koyuldu. Seyahatleri konusunda kesin bir kayıt yok ancak İzmir’de bulunduğu ve orada öğrenim gör­düğü biliniyor. İskenderiye’ye de gitti ve orada devrin Ünlü kişileri ve eğitimcilerinin derslerini dinledi. Bunlar arasında Stratonicus ve Aeschrion’un tıp dersleri ve Heraclianus’un anatomi konu­sundaki dersleri sayılabilir.

Ne çeşit bir gençliği vardı, ne gibi serüven­leri olmuştu? Şu veya bu tahmin yürütülebilir, çünkü Galen hiç bir zaman bu konuda bir şey yazmamış, hayatını anlatmamıştı.

En kötü ihtimalle, oldukça çalışkan bir öğ­renci olduğu söylenebilir. Bergama’ya dönüp doktorluğa başladığında yirmi sekiz yaşında idi.

Galen çok başarılı bir doktordu, çağdaşları­nı bir hayli geçmişti. Zamanının bir kısmını tec­rübe kazanmak ve bilgisini genişletmek için deneylere ayırdı.

Bergama şehri böylesine bir deha için çok ufak, çok dardı ve Galen, devrin New York’u sa­yılan Roma’ya doğru yola çıktı. Başlangıçta soğuk karşılandı; çünkü gerçek tıp okullarının hiçbi­riyle ilişkisi yoktu. Galen’in önderi Hipokrat idi; onun dışında modernlerin anlatmak istediği herşeyi bir kenara atıyordu.

Bununla beraber şansı yaver gitti ve şifa bulmaz bir hastalığa yakalandığı söylenen Eudemus’u iyileştirince bir hayli ün kazandı. Roma artık Galen’i kabullenmiş ve hizmeti karşılığı ken­disine yüksek ücret ödemeye başlamıştı.

Roma’nın soylu filozof kralı Marcus Aurelius modaya uyarak Galen’e başvurdu. Kendisi mide eğrisinden şikâyetçiydi. Galen,Kral hazretlerini kuvvetli bir peynir rejimi ile tedavi etti. Sonuç pek tatminkâr olmuşa benziyor, çünkü Marcus sa­vaşa giderken, oğlu Commodus’un yönetim ve eği­timini Galen’e bırakmıştı.

Bütün bunlar Galen için hoş şeylerdi, fakat her zaman meslekdaşlarının ciddi eleştirilerine maruz kaldı. Belki de bu diğer doktorlar, züppe­ce giyinen ve bir amele gibi çalışan bu yakışıklı Yunanlıyı kıskanıyorlardı. Saray çevreleri kendisinden yana olduğu sü­rece, Galan bu eleştirileri duymamazlıktan geldi.

Ayrıca zaten bunlara vakit ayıramayacak ka­dar meşguldü. Devamlı olarak çalışıyordu. Kitaplardan değil; Galen’in okulu doğa idi, çevresi idi insan bedeninin içinde ne olup bittiğini bilmek is­tiyordu. Bunu nasıl öğrenebilecekti? Bir ölü be­denini kesip biçmek çok ağır bir suçtu. Hatta sa­ray bile Galen’i böylesine ağır bir suçtan kurta­ramazdı.

Ancak Galen yetenekleri yüksek olan biriy­di. İnsanlarla maymunlar arasında çok fazla fark bulunmadığı kanısına vardı. Bu kanıdan hareket­le Galen, maymunları keserek insan fizyolojisini inceledi. Maymun da bulamadığı durumlarda, in­celemesini domuzlar üzerinde sürdürüyordu. Bu yolla çağdaşlarının pek cahil olduğu konularda Galen pek çok şey öğrendi.

Aristo, arterlerin (kan damarları) hava ile dolu olduğunu düşünmüştü. Galen’in çalışmaları bu düşüncelerinin saçma olduğunu gösterdi. Ar­terlerde kan vardı. Gerçek olan bir şey varsa, Galen neredeyse gözlem ve incelemelerini kan dola­şımını bulmaya kadar vardırmıştı. Maymunları kesip biçmesinde, şüphesiz pek çok teknik yetersizlikler vardı. Bu nedenle de ciğer yoluyla bir do­lasım, damarlar yoluyla başka bir dolasım buldu­ğu halde, bu iki dolaşımın birbirine bağlı olabi­leceğini hiç düşünmedi. Kara damar sistemi, Galen’e göre karaciğerde başlıyordu. Fakat Galen bu­nun nasıl geri döndüğü hakkında açık bir anlayı­şa varamadı. Kılcal damarların varlığı daima gözünden kaçmıştı.

Kalp konusunda da acayip bir fikre sahipti. Kalp kapaklarını bulmuş, ancak bunları kanın hareketiyle birleştirmeyi akıl edememiş, kalbin ger­çekte bir tulumba motoru olduğunu düşünememişti.

Eğer Galen, yasadığı devirde herkesi bütünüyle gölgelememiş ve sözleri yüzyıllar boyunca tek geçerli görüş olarak kabul edilmemiş olsaydı, bu yanlış kavramlar pek fazla şey değiştirmez ve unutulup giderlerdi.

Kemiklere gelince Galen bu konuda dahi çok bilgiye sahipti. Şans burada yardımcı olmuştu kendisine. Bir dağ başında öldürülmüş bir hırsızın iskeletini buldu. Galen’in ne kadar sevindiğini tah­min edebiliriz. Kemikleri topladı ve inceledi, in­celediği maymunlardan, insan bedenindeki kaslar ve sinirler konusunda aşağı yukarı bir fikir edin­mişti, ancak bu konudaki fikirleri ve bilgisi de şüphesiz yetersizdi. Galen, duyu sinirlerinin be­yinde hareket sinirlerinin ise omurilikte teşek­kül ettiğini düşünüyordu. Yani, Galen insan bede­ninde iki çeşit sinir olduğunu bunların başında biliyordu ve bu bahis konusunda akıllıca yazılar yazmıştı. Göğüs ve karın organlarını tanımlamış ve her birinin fonksiyonlarını ortaya çıkarmıştı.

Pratik çalışmaları ve araştırmalarına rağmen Galen bir yandan da bütün öğrendiklerini ve hat­ta öğrenemediği bir sürü şeyi yazmaya vakit bulabiliyordu. Toplam olarak yetmiş sekiz kitap ve on dört makale yazmıştı. Anatomi konusunda dokuz, fizyoloji konusunda on yedi, patoloji konusunda al­tı, terapati konusunda on altı ve farmesi konusun­da otuz kitabı vardı.

Dikkat ederseniz, Galen kadın doğum konu­sunda hiç bir şey yapmamıştı. O devirlerde bir çocuğun doğumu, akıllı bir adamın ilgi duymaması gereken bir konuydu. Bu görüş asırlar boyunca devam etti. Gerçekten de bu iş daha dün diyebileceğimiz bir geçmişte ebenin elinden alınarak doktora tevdi edilmiştir.

Bütün yazılarında Galen bir yığın saçmalıklar da yapmıştır. Galen her konuda bir kuram geliştirmişti; bütün kuramlarını dikkatle kaleme alırdı.

En geniş kapsamlı kuramlarından biri, doğa­da her şeyin akıllıca düzenlenmiş bir plan içinde yürüdüğü ve doğanın yaratıcının iyiliğinin bir de­lili olduğunu söyleyen kuramdı. Hayatın iki büyük güç —Kalıtım ve Çevre— tarafından yoğrulduğu, hiçbir vakit Galen’in dikkatini çekmemişti.

Galen tarafından ciddi bir gerçek olarak or­taya konan üç kuram daha vardı. Bunlar da asır­lar boyunca tıp mesleğinde kıyametler koparmış­tır. Birincisi kanın karaciğerde doğal ruhlar, sol karıncıkta hayati ruhlar ve beyinde hayvansal ruhlar haline dönüştüğüdür. Bütün organizmanın «nefes» tarafından canlandırılmakta olduğunu söylemişti. Bugün buna ruh veya can deniyor

İkinci kuram, kanın ayırıcı bölmedeki hayali delikler kanalıyla sağ karıncıktan sol karıncığa geçtiğini söylüyordu.

Üçüncü ise, yaraların tedavisinde cerahat te­şekkül etmesi gerekliliği kuramı idi ki bu daha sonraları «yaranın ikinci defa kapanması yoluyla tedavi» olarak bilinmekteydi. Bu saçma fikir cer­rahiyi uzun yıllar geri bıraktırmış ve binlerce kurbana mal olmuştur.

Galen doğuştan gezginci; bilme, öğrenme isteğiyle hareket eden biriydi. En fazla Roma’da kalmış, fakat Roma bile onu daimi barındırmayı başaramamıştı. Pek geçerli olmayan bir rivayete göre, onu imparatorluk başkentinden uzaklaştıran sebep veba idi. Pek muhtemel görünmüyor çünkü Galen’in en çok saygı duyduğu biri olan Hipokrat bunun tam tersini yapmıştı.

Her neyse Galen mesleğini bıraktı ve uzun seyahatlere çıktı. Gezdiği yerler tam olarak bilinmiyor. Ancak Limni adasında görüldüğü kesin söylentilere göre, burayı ziyaretinin nedeni Limni toprağının tedavi edici özellikler taşıdığı.

Burada pek uzun kaldığı sanılmıyor, ancak kesin olarak bilinen şey Roma’ya bir daha hiç dönmediğidir.

Galen’in son yılları biraz karanlık. Şurada, burada kâh doğayı incelerken, kâh yazarken, kâh dostlarına bulgularını anlatırken görülüyor ve böylece gitgide kayboluyor. Ölüm tarihi bi­le bilinmiyor, Sicilya adasında seksen yaşlarında öldüğü sanılıyor.

 

Yazar Hakkında

admin

%d blogcu bunu beğendi: