Kim Kimdir

GALİLEO GALİLEİ

Tarafından yazılmıştır admin

Bilim dünyasının en büyük öncülerinden biri olan Galileo Galilei’nin adı adeseli teleskopu mükem­melleştiren ve insanlığa göklerin yeni ufuklarını açan bü­yük astronomi bilgini olarak yaşamaktadır. Fakat, dün­yanın güneş etrafında döndüğü şeklindeki Kopernik ku­ramını desteklemesi Galileo’yu kilisenin aforozuna uğrat­mış; yaşantısını ve başarılarını gölgelemiştir. Galileo’nun mekanik ve dinamik konularındaki çalışmalarda kazan­dığı başarılar astronomik bulgularından daha da önem­lidir; matematiksel analizleri fizik problemlere başarıyla uygulamış ve cisimlerin hareketi konusundaki çalışmala­rıyla Newton’a yolu açmıştır.

1633 yılının 22 Haziran sabahı, Roma’da Minerva Manastırının bir odasında, yaş­lı ve saygıdeğer bir adam Engizisyon Yar­gıçlarının önüne çıkarılmıştı.

Papazların verdiği cezayı çekenlerin giy­sileri olan çullara sarınmış, solgun yüzü, tit­reyen bacaklarıyla bu yaşlı kişi, verilecek hükmün niteliğini okumak istercesine ora­da toplanan kardinallerin ciddi yüzlerine ür­kek bakışlar fırlatıyordu. En nihayet bu sı­kıntılı sessizlik bozuldu. Yargıçlar sırasın­dan biri kalktı ve dümdüz, duygusuz bir tonla okumağa başladı,

«… Fakat, bütün bunlardan sonra, suç­lu içtenlikle ve gerçek bir imanla şimdiye kadar kiliseye karşı savunduğu bütün dü­şünceleri ve fikirlerinden yeminle vazgeçmek ve bunları lânetlemek şartıyla affedilecek ve Yüksek Mahkemenin dileği süresince hap­se mahkûm olacaktır…»

Monoton ses sustu. Saygıdeğer suçlu dizüstü çöktü ve kiliseye karşı doktrinlerini bundan böyle hiçbir zaman savunmayaca­ğına ve öğretmeyeceğine dair yemin ederek Tanrıdan yardım diledi. Doktrinlerini birer birer sayıyordu, bunların başlıcası ve Mah­kemenin en fazla üzerinde durduğu da dün­yanın güneş etrafında döndüğü şeklindeki gülünç (!) fikirdi. Sonra eli titreyerek günahı belgeleyen kâğıdı imzaladı. Kardinaller topluca ayağa kalktılar, tövbekâr suçlu oda­dan çıkarıldı. Giderken, cüretkâr bir şekil­de şöyle mırıldandığı söylenir: «Epur si muove.» (Fakat, dönüyor işte.) Bu kişi Galileo idi. Bilim adamı, büyük astronom, bilimsel buluşlar alanında dünyanın en büyük bilim­sel liderlerinden biri olan Galileo.

Galileo 1564 yılının Şubat ayında İtalya’nın Pisa kentinde doğdu. Babası soylu bir kişi ve değerli çalışmaları olan bir filozoftu. Galileo çocukluğunda boş vakitlerini küçük araçlar ve makinalar yaparak geçirir ve yap­tığı aletlerle okul arkadaşlarını eğlendirir ve hayrette bırakırdı. Babası çocuktaki saklı dehanın işaretlerini sezinleyerek, mali du­rumu elverişli olmadığı halde, Galileo’yu 1581 de Pisa Üniversitesine kaydettirdi.

Genç öğrenci Üniversiteye tıp öğrenimi yapmak niyetiyle girmiş, fakat Öklid’in eser­lerini incelemek Galileo’nun fikrini diğer yönlere çevirmişti. Kafasında oluşan yeni gerçeklerle kendinden geçen Galileo tıbbı bıraktı ve basit geometri eserlerinden Arşimet’in çalışmalarına geçti. Okuduğunu ça­buk kavrıyor, öğrendiklerini kendi gözlem­leriyle sağlamlaştırıyordu. Günün geçerli felsefesi olan Aristo felsefesini inceledi ve on sekizinde bir gencin coşkunluğu ve sevin­ci içinde, Aristo felsefesinin, daha o yaşta gözüne çarpan, yanlışlıklar ve tutarsızlıklarını bularak bu konuyu kendisine entelek­tüel av edindi. Aristo taraftarlarına saygısız­lığa yaklaşan bir şiddetle saldırdı ve bunla­rın yerleşmiş aksiyomlarınla karşı kendi mantıkî fikirleriyle çürüttü. Aristocular kendi fikirlerini kabule yanaşmayınca de­neylerle sözlerini doğrulamak yoluna gitti.

1583’de katedralin çatısından sarkan lambanın gidip gelmesini seyrederken her sallanışın, kapsamı ne olursa olsun, zaman süresi bakımından birbirine eşit olduğunu fark ederek, gerçek zaman ölçümü için sarkaçın değerini keşfetti. Yine bu tarihlerde, hidrostatik denge konusundaki çalışmaları­na başladı. Fakat, başlıca ilgisi matematik idi ve 1588 de Pisa Üniversitesinde Mate­matik Profesörü oldu. Bundan sonra da eğ­ri duran Pisa Kulesinde meşhur deneyini yaptı.

Aristo doktrininin mekanikle ilgili ak­siyonlarından biri, düşmekte olan iki cisim­den ağır olanın yere ötekinden daha önce düşeceği ve cisimlerin düşme hızlarının ağır­lıklarıyla orantılı olduğu idi. Ateşli genç fi­lozof bununla alay etti ve bütün cisimlerin, farklı bir atmosfer direnci olmadığı takdir­de, aynı yükseklikten aynı zamanda düşe­ceklerini ileri sürdü. Aristo taraftarlarının ileri gelenlerini toplayarak ne demek istedi­ğini gösterdi. Müstehzi bir tavırla Pisa ku­lesinin tepesine çıktı ve farklı ağırlıkta iki cismi aşağıya bıraktı. Düşmanları iki cismin aynı zamanda toprağa değdiğini kendi göz­leriyle gördüler. Galileo zaferinden emin aşa­ğıya indi ve hayret ve nefretle düşmanla­rının kararını işitti. Aristo’cular gayet soğuk­kanlı, bu sonucu bilinmeyen başka bir ne­dene bağladılar ve inançlarında sarsılma­dılar. Buna rağmen Galileo fizikte önemli bir prensip keşfetmişti. Galileo istifa edip Floransa’ya çekilmeğe zorlandı, fakat gitme­di ve 1592 de Padua’ya profesör olarak atandı. Artık ünü bütün Avrupa’ya yayılı­yordu. 1604 de ilgisini astronomiye yöneltti. Bu tarihte astronomların ilgisini çeken yeni bir yıldız belirmişti. Bazıları bunun bir meteor olduğunu söylerken, diğerleri açıkça şaşkındı.

Kalabalık konferans salonlarında Galileo bunun bir meteor olmadığını ve diğer sa­bit yıldızlar gibi bilinen güneş sisteminin sınırları ötesinde bulunduğunu ispatladı. Ko­nu çok ilgi çekmiş ve binlerce kişi Galileo’yu dinlemeye koşmuştu. Salonlar tıklım tık­lım doluyor, insanlar Galileo’yu işitebilmek amacıyla birbiri üzerine yığılmış, adeta ne­fes almadan bekleşiyorlardı. Salonda her sınıftan insan vardı; soylular, aşağı tabaka­lardan kişiler, askerler, zenginler, fakirler, herkes hareketsiz, nefeslerini tutmuş, sade­ce dinleyen bir kalabalık. Gelenlerin arka­sı kesilmiyor, her an yeni kişiler içeri girme­ğe uğraşıyordu. Nihayet Galileo konuşması­nı açık havada yapmak zorunda kaldı.

Gerçekten çarpıcı bir görüntü. Güneş kavruk toprağı ve büyük insan kalabalığını ısıtıyor. Büyük filozof bir tepe üzerinde. Orta boylu, kaba fakat uyumlu bir yapıya sahip. Saçları hemen hemen kırmızı, gözle­ri insanı delip geçiyor. Yakışıklı denemez, çünkü burnu geniş ve yassı; fakat konuş­tukça yüzü canlı anlatımlar kazanıyor ve güzelleşiyor. Dinleyiciler her kelimeyi yutarcasına dinliyorlar ve konuşması bitince Ga­lileo dinleyicilerini, devamlı gözleri önünde bulunan büyük harikaları unutarak geçici bir olay üzerinde bu kadar coşkunluk gös­terdikleri için, azarlamak cüretini gösteri­yor.

Galileo artık kuramlarını yayınlamağa başladı. Mekanik konusunda, hareket ko­nusunda, evrenin sistemi konusunda, ses ve konuşma, ışık ve renk konusunda eser­ler yazıyordu. Ve 1609’da büyük sansasyon oldu. Bu yılda Galileo bütün özelliği uzak cisimleri yakından gösteren acayip bir optik aletin varlığını işitti. Deneyler yaptı, yaptı­ğını bozdu, yeniden denedi. Ve sonunda bir fikir geldi aklına. Biri konveks (dışbükey), diğeri konkav (içbükey) iki cam yaptı. Bun­ları kurşun bir tüpün birer ucuna yerleş­tirdi. Camdan baktı Eureka…, buldum…

Alet tamamdı. Galileo bir teleskop yapmış ve göklerin büyük kitabını okuyacak harikulâde bir pencere açmıştı göklere.

Galileo yaptığı yeni aleti Venedik’e gö­türdü ve senatoya sundu. Senato, Galileo’ya hayatı boyunca Padua’da profesörlük hak­kı tanıyarak ve ücretini 520’den 1,000 flori­ne yükselterek mükafatlandırdı.

Teleskop aylarca büyük sansasyon ya­rattı. Halkın coşkunluğu çılgınlık derecesine ulaştı. Yüzlerce, binlerce kişi sihirli aleti görmek için Galileo’nun evine akın etti. Ni­hayet bir gün bir arkadaşı teleskopu St. Mark kulesine çıkarabildi. Burada Galileo, müdahale olmaksızın yeni aletini kullanabi­lecekti. Fakat, sokaktan geçen kalabalık bir grup tarafından tanındı. Öyle bir heyecan ve coşkunluk hasıl oldu ki, kalabalık hari­ka tüpü eline geçirdi ve sabırsız deneyciyi altı saat işinden alıkoydu, ta ki herkes ale­tin etkilerini birer birer görene kadar.

Artık Galileo, geliştirilmiş bir teleskop ile dünyayı şaşırtacak, astronomi bilimini baştan sona değiştirecek ve peşinden kendi yaşantısı için her türlü felâketi getirecek olan buluşlarını yapmaya koyuldu.

İnanılmaz bir sevinç içinde ayın yü­zeyindeki dağ sıralarını ve derin çukurları keşfetti. Evinin tepesindeki küçük odasının karanlık sükûnu İçinde, durmadan önün­deki muazzam gökleri izliyordu. Pleiades’de ki (Süreyya Burcu) yıldızların sayısını keş­fetti. Jüpiter etrafında dönen ikinci dere­cede dört gezegen olduğunu buldu ve Sa­türn yıldızının ve halkalarının yerine ait ilk işaretleri elde etti.

Peşi peşine yayınladığı bu buluşlar bü­yük bir protesto fırtınası yarattı ve Galileo kendisini bir sürü düşmanla çevrilmiş bul­du. Bazıları, kendinden önce yapılmış olan keşifleri kendisine mal etmekle suçluyor, ba­zıları ise doktrinlerinin Kiliseye karşı oldu­ğunu ileri sürüyordu.

1611 ‘de Galileo Roma’ya gitti ve büyük itibar gördü. Düşmanlık henüz amacını gerçekleştirememişti, çünkü prensler, kardinal­ler, yüksek rütbeli kilise adamları devrin bu entelektüel devini karşılamak üzere koş­muşlardı. Yanında en iyi teleskopunu taşı­yan Galileo, bu seçkin kişilere en son bul­gusunu, güneşin yüzündeki lekeleri göster­di.

Galileo’nun çalışma şevki, olaylara nü­fuz etme kabiliyeti ve adeta fanatizme varan gerçek tutkusu düşmanlarını çileden çı­karıyordu. Galileo düşmanlarını yumu­şatacak hiçbir şey de yapmadı. Aksine, öy­le bir karakteri vardı ki, pervasız bir cü­retle düşmanlarını kendi buluşlarına inan­dırmaya uğraştı. Onu sık sık ,Rönesans münakaşaları stilinde, yirmi veya daha fazla insanla tartışırken ve fikir mücadelesi ederken görmek olağan bir görünüm olmuş­tu. Çevresindeki kişilerin çoğu da gizliden gizliye ondan nefret eden kimselerdi. Galileo onların konuşmasına müsaade ediyor, ciddi­yetle anlattıklarını dinliyor, teker teker hepsini konuşturduktan sonra birkaç basit kelimeyle karşı saldırıya geçiyordu. Onları ve fikirlerini öyle gülünç duruma sokuyor­du ki, düşmanları hiçbir şey yapmaksızın şaşkın bir halde dudaklarını ısırarak birbir­lerine bakmakla yetiniyorlardı.

Fakat, artık Kilise de Galileo’nun ku­ramlarını onaylamamaya başladı. Dominika Kilisesinden Caccini, yüksek kubbeli Gothik kilisenin mihrabından Galileo’yu ve taraftar­larını öyle kelimelerle zemmetti ki, dinle­yenler şaşkına döndüler. Fakat, bu saldırı Kilisenin hoşuna gitmedi ve Dominika Kilisesi Başkanı bizzat Galileo’dan özür diledi. Galileo yaklaşan fırtınanın bu İlk belirti­lerinden ders almayıp tuttuğu yolda devam etti.

Galileo ve kilise arasında bütün çatış­ma, Galileo’nun güneşin sabit olup, dünyanın döndüğü şeklindeki güneşi merkez kabul eden kuramı savunmasından ve öğretmesin­den çıktı. O günlerin kabul edilen kuramı ise Batlamyus tarafından ortaya atılan ve «dünyanın sabit olduğu ve bütün semavî cisimlerin dünya etrafında döndüğünü» sa­vunan kuram idi. Güneşi merkez kabul eden sistem daha önce Kopernik tarafından ileri sürülmüş, ancak ispatı yapılamamıştı. Fakat Galileo Jüpiter’in peyklerini ve güneşin yüzündeki güneş lekelerinin hareketlerini gözledikten sonra kuramın savunmasını ya­pabildi.

Büyük bir protesto fırtınası koptu Batlamyus sistemini savunanlar, Galileo ku­ramının kutsal kitaba aykırı olduğunu ilân ettiler ve kutsal kitaptan aldıkları çeşitli sözlerle bunu ortaya koydular. Örneğin, «Dünya ilelebet sakin durmakla. Güneş doğ­makta, güneş batmakta ve aceleyle doğduğu yere varmakta.»

Çatışma gittikçe büyüdü ve 1615 de Papa V. Paul Galileo’ya yarı resmi bir ihtar­da bulundu. Ertesi yıl Kutsal Ofisin din bilginleri güneşin dünyanın merkezinde ha­reketsiz durduğu ve dünyanın güneş etra­fında günlük devirler yaptığı şeklindeki ku­ramın kiliseye ve dine aykırı olduğuna ka­rar verdiler. Galileo yasaklanan kuramı «be­nimsemek, öğretmek ve savunmak» dan me­nedildi.

Uzun bir süre astronom kendini göz­lemlerine verdi ve sessiz sedasız çalıştı. 1632’de büyük eseri «Dünyanın Başlıca iki Sistemi Hakkında Diyalog» adlı kitabını ya­yınladı. Eser büyük bir kaynaşma meydana getirdi. Eser, canlı ve zarif bir üslûpla açık, kolay anlaşılır ve kuvvetli bir bilimsel an­latımı birleştirmişti. Fakat, açıkça 1616 aforozuna kafa tutar bir tarzda yazılmış ve hatta söylentiye göre Papa VIII. Urban karikatürize edilmişti.

Sonuç kaçınılmazdı artık, Galileo Ro­ma’ya Engizisyon Mahkemesine çağrıldı. Sorgu sırasında, hiçbir zaman «dünyanın döndüğü ve güneşin sabit olduğu fikrinde olmadığını, bu fikri savunmadığını, aksine Kopernik’in fikirlerinin zayıf ve eksik ol­duğunu göstermeğe çalıştığını» beyan et­ti. Bu kaçamaklı savunmadan üç gün son­ra, ikinci sorgu sırasında Galileo tamamen fikir değiştirip, öğüt üzerine, güneşi mer­kez alan sistemi savunduğunu ve suçunu kabul etti. Suçlu bulunarak hapse mahkûm edildi; fakat sonradan Siena’ya gitmesine ve Arcetri’deki kendi villasında tam bîr in­zivaya çekilmesine müsaade edildi.

Bütün bilim aleyhtarı tutumuna rağ­men, Engizisyonun Galileo’ya alışılmamış bir yumuşaklık gösterdiğinden şüphe edilemez. Gerçekte, aydın bir kişi olan ve bütün olay­da önemli bir rol oynayan Kardinal Bellarmine sonradan şöyle yazıyor; «Eğer güne­şin sabit olduğu ve dünya etrafında dönme­diği, fakat dünyanın güneş etrafında dön­düğü gerçekten ispatlanırsa, bu takdirde Kutsal Kitabın bu konudaki pasajlarını ye­niden inceleyerek açıklamak gerekecek, ve bu durumda da bu pasajların, ispatlandığı gibi, yanlış olduğunu değil de, bizim bunla­rı yanlış anladığımızı belirtmek doğru ola­cak sanırım.»

Duruşmanın başladığı tarihten itibaren Galileo’nun yaşantısı trajedi ile dolu. Serbest olduğunu öğrenip kendi evinde ailesiyle bu­luştuktan kısa bir süre sonra, en sevdiği kızı aniden hastalandı ve öldü. Bu darbe, gençliğinde yakalandığı bir illetin zaten yıl­lardır çökerttiği yaşlı adamın üzerinde çok derin etki yaptı ve onu fazlasıyla yıprattı.

Buna rağmen çalışmaya devam etti. 1936’da mekanik konusundaki gençlik de­neylerini ve sonradan iyice olgunlaşan dü­şüncelerini anlatan «Yeni Bilim Konusunda Diyalog» adlı eserini yazdı. 1637’de son astronomik buluşunu yaptı; ayın librasyonları olarak bilinen ayın çevresindeki garip görüntüleri keşfetti. Birkaç ay sonra da kör oldu.

Kederli ve maddî manevî felâketlerle iyice çökmüş fakat halâ cesur olan Galileo, büyük bir çaba ile bir arkadaşına mektup yazdı: «Tamamen ve tedavi edilemez bir şe­kilde körüm. Geçmiş yılların inançları öte­sinde, harikulade gözlemlerle binlerce defa büyüttüğüm ve gözlediğim bu gökler, bu dünya, bu evren artık sadece bedenimin iş­gal ettiği daracık yere sığacak kadar kü­çüldü. Madem ki Tanrı böyle istiyor, o hal­de ben de memnunum bundan.»

Bir din adamı olan arkadaşı Peder Castelli hemen arkasından şunları yazıyor: «Do­ğanın yarattığı en soylu gözler karardı..»

Galileo yine devam etti. Kendisini bi­limsel haberleşmeye verdi. Saatin işlemesini düzenlemek üzere sarkaçtan yararlanma yollarını düşündü. On beş yıl sonra bunu Huygens gerçekleştirdi.

Ölüm geldiği zaman, Galileo öğrencile­ri Viviani ve Torricelli’ye maddenin sıkış­ması konusundaki en son kuramlarını dikte ettiriyordu. Bedeni iskelet haline gelmiş, fakat Galileo, 8 Ocak 1642 yılında yetmiş sekiz yaşında öldüğü ana kadar evrenin sır­larıyla uğraşmaktan vazgeçmemişti.

Mekanik, dinamik ve manyetik konu­larındaki deney ve çalışmaları bir yana, ay­daki dağları, Süreyya burcundaki yıldızları, Jüpiter’in uydularını, Venüs hilâlini, Satürn’­ün halkalarını ve güneş üzerindeki lekeleri ortaya koyan buluşlarıyla Galileo düşünce ve bilim dünyasında bir devrim yaratmıştır.

Yazar Hakkında

admin

%d blogcu bunu beğendi: