Güncel Sağlık Yaşam

HAMİLELİKTE YAPILAN GENEL VE ÖZEL TESTLER NELERDİR?

Tarafından yazılmıştır admin

 

ULTRASONOGRAFİ (ULTRASON)

Ultrason veya ultrasonografi, kullanılan görüntüleme sistemlerinden biridir. Vücudumuzun içinde olup bitenleri anlamamıza yardımcı olan bir alettir. Bu amaca ulaşabilmek için, radyasyon içermeyen bir işlem olması nedeni ile (bunun yerine insan kulağının duyamayacağı frekansta ses dalgalarından yararlanılır) oldukça önemli ve olumlu bir yöntemdir. İşlem için üç parçadan oluşan bir alet kullanılır; merkez yapı, monitör ve probdur. Prob, ultrason cihazının inceleme sırasında vücut ile temas eden en önemli kısmıdır. Prob, kadının karnının üstüne yerleştirilir ve ultrason dalgaları yaymaya başlar.

Adını saniyede 2000 devrin üstünde, insanın duyma limitini aşan bir frekans ile yayılan ses dalgalarından alır. Bu dalgalar anne karnını geçerek cenine kadar ulaşırlar. Dokunun dayanıklılığına ve oluşumuna bağlı olarak bu dalgalar tamamen geçebilir ya da aksine bir kısmının veya hepsinin geçmesini engelleyebilir. Dalgalar eko şeklinde bir yansıma gösterirler. Ultrason yayan prob, aynı zamanda reddedilmiş dalgaları, yani geri dönen ekoları, algılayabilme kapasitesine sahiptir. Bunlar elektrik uyarılarına dönüşerek, monitöre gönderilir ve ekranda parlak noktalar olarak görünür. Ekranda oluşan görüntü, vücudun ultrasonu kabul etmeyen bölgesidir.

Elde edilen görüntüyü anlamak kolay bir iş olmadığından teknik bilgisi olan bir kişinin yorumlaması gerekmektedir. Son yıllarda kullanılan cihazların gelişmesiyle üç boyutlu ultrasonografiler kullanılmaya başlanmıştır. Ancak hala pahalı bir uygulama olduğundan rutin testlerde kullanılmamaktadır.

Günümüzde dört boyutlu ultrasonografi de gerçekleştirmek mümkündür. Bu yeni ultrasonografi modeliyle vücudun hareketlerini görebiliriz. Zaman dördüncü boyuttur, ses dalgaları bir dönüştürücüden geçerek değişik dakikalarda oluşan hareketli fotoğraf görüntüleri haline gelir. Bu hareketli görüntüler normal kamerada yapılan çekimle karşılaştırılabilecek kadar nettir. Bu şekilde çocuğumuzun ilk fotoğrafını elde edebileceğimiz gibi ilk çekimine de sahip olabiliriz.

Ultrasonografinin uygulanması oldukça basittir. Ultrasonografi, çok yararlı ve yenilikçi bir teşhis aracıdır. Hamilelik dönemini izlememizi sağlar. Teşhis konusunda bize sunduğu yararlar sınırsızdır. Embriyonun canlı olup olmadığını çok daha önceden kontrol edebiliriz, ceninin yapısında bir sorun olup olmadığını direkt olarak inceleyebiliriz, büyümenin boyutlarını ölçebilir, çocuğun pozisyonunu kontrol edebiliriz. Plesantanın yerini belirleyebilir ve su kesesindeki suyun miktarına bakabiliriz.

 

AMNİYOSENTEZ

Gebelik döneminin ilk aylarında bebekte oluşabilecek kromozomsal ya da genetik hastalıkları ve sinirsel kusurları (nöral tüp defekti) teşhis etmek için kullanılan bir tekniktir. (15-18 haftalar arası amniyosentez uygulaması için daha az risk taşımaktadır.) Aynı zamanda izoimmunizasyon ile hamilelik dönemini kontrol etmeye, ceninin sağlıklı olup olmadığını ve olgunluğunu değerlendirmeye yarar ( Geç amniyosentez 20. haftadan sonra 28. haftaya kadar uygulanabilir ). Bu test 1956 yılında İngiltere’de uygulamaya geçmiştir ve hala da güncelliğini korur. Ancak hala uygulamada teknik açıdan, hem örneği çıkarmak hem de daha sonra laboratuarda yapılan testler bakımından oldukça karmaşık bir testtir.

Amniyosentez, fetal hücrelerin de yer aldığı ve bebeğin içinde bulunduğu sıvıyı (amniyon sıvısı) az miktarda (10-18 ml) çekme işlemidir. Çekme işlemi, karın bölgesinden iğne uçlu bir enjektör tarafından yapılır. İğne karın bölgesinde rahime ve rahimden de amniyon sıvısının bulunduğu boşluğa ulaşır ve buradan incelenecek olan sıvı elde edilir. iğneyi yerleştirirken herhangi bir hata yapmamak için, çocuğun bulunduğu pozisyonu ve rahim boşluğunda bulunan plesantanın yerini (ultrason kullanımı ile)  iyi değerlendirmek gerekir. Amniyosentez, kadının hastaneye yatmasını gerektiren bir test olmayıp yapıldıktan sonra 1-2 saat arası hastanede kalmasını gerektirmektedir. Kanı Rh- olan kadınların test sonrası Rh faktörüne bağışıklık kazanmalarından kaçınmak için uygun ilaçlar kullanılır.

ERKEN AMNİYOSENTEZ

Ultrasonografi tekniklerinin ve hücre analizlerinin gelişmesiyle, bugün amniyosentez testini hamileliğin başlarında ( hamileliğin 10. haftasında) uygulamak mümkündür. Ancak bu testin uygulanmasında en uygun dönem 16. hafta ile 18. hafta arasında olduğu bilinmektedir. Amniyos sıvısı bu dönemde yeteri derecede oluştuğu için, analiz edilebilecek miktarı elde etmek mümkündür.

Amniyosentez ve sonrası

Kromozom testi için mutlaka gerekli olan hücreler (elde edilen sıvının içinde ceninden dökülen hücreler), çocuğun üst derisinden, ağız boşluğunun iç zarından, sindirim borusundan, nefes borusunun ve idrar yollarının parçasının epitelyumundan elde edilmektedir. Bu hücrelerin çoğu ölmüştür ancak yaşamakta olan bazı hücreler yaklaşık on beş gün büyümeye elverişli yerlerde yetiştirilir.

Hücreler ikiye ayrılıp çoğalma başlarken saptanıp mikroskop ile incelenir. Bu şekilde kromozomları görüp, bozulmuş olup olamadıkları belirlenebilir. Amniyos sıvısı incelenerek, bazı metabolik ırsi hastalıkları ve sinir sisteminin oluşumundaki zararlar belirlenebilir.

Amniyosentez ile bazı organların iyi çalışmasını sağlayan ve kaçınılmaz olan enzimlerin eksikliğinden doğabilecek genetik rahatsızlıklar tespit edilebilir. Teşhis, cenin hücrelerinde meydana gelen kural dışı metabolik oluşumlara dayanır. Eğer aileden birinin, cinsel kromozom X’e bağlı bir genetik rahatsızlığı var ise yani hemofili, kastaki distrofi ya da bunun gibi rahatsızlıklarda amniyosentez yararlı olur.

GEÇ AMNİYOSENTEZ

Hamileliğin bu döneminde yapılan test, hücrelerin ürettiği özel sıvılarının miktarlarının çalışmasıyla, ceninin gelişme derecesi ya da RH izoimmunizasyon durumunda sağlık durumunu izlemek için yapılmaktadır. Bu test sadece belirli durumlarda; erken doğum riski olduğunda ya da anne-cenin uyuşmazlığından doğan çocuktaki hemoliz oluşturan ciddi hastalıklarda yararlı olabilir. Hamileliğin bu döneminde uygulanan testin riskleri sınırlıdır ama hiç riski yok da denemez.

NE ZAMAN AMNİYOSENTEZ YAPILIR?

Bu testin uygulanması bazı özel durumlarda gereklidir:

  • Ailesinde genetik ve kromozomal rahatsızlıklar olan çiftlerde.
  • Önceki çocuklarında, kromozomal, metabolik, genetik rahatsızlıkları olan çiftler.
  • Daha önceden düşük yapmış olan kadınlar; bu durum genelde ceninin kromozomal bozukluklarından kaynaklanır.
  • 36 yaşını aşmış kadınlar, bu yaştan sonra trizomi (Down sendromu) rahatsızlığı çeken çocuk doğurma riski artmaya başlar.
  • Screening testi sonuçları pozitif çıkmış olan kadınlar.
  • Ultrasonografide, hamilelikte, cenin anatomisinde normalin dışında şüphe uyandıracak bir durum oluştuğunda.

Ceninde oluşan ve genetik mutasyona bağlı kusurların çoğunda, hala bu test ile kesin teşhis konulmasına imkan yoktur. Sonuç itibariyle, yukarıda belirtilen durumlar dışında amniyosentez testi uygulamak, avantajlarıyla orantılı olmadığında riskler taşımaktadır. Bu testin ortaya koymuş olduğu hastalık teşhisi genelde hamileliği sonlandırma sonucunu ortaya koyar. Test sonucunu almak için 15 gün beklemek gerekir ve hamileliğin sonlandırılması 25. Haftaya kadar mümkündür. Bu nedenle de bu testin uygulanması için çok geç kalınmaması gerekir.

VİLLÜS SENTEZİ (KORYON VİLLÜSLERİNDEN DOKU ÖRNEĞİ ALINMASI )

Koryon villüslerinden örnek alınması plesantaya biyopsi yapılması esasına dayanır. Gebeliğin ilk safhalarında, plesanta ulaşılabilecek ve fetüse zarar vermeden biyopsi yapılabilecek en basit yöntemdir. 80’li yıllarda yapılmasına başlanan bu inceleme, günümüzde karın cildinden geçerek, karın içi yolu enjeksiyonu şeklinde yapılmaktadır. Amniyosenteze çok benzer, fakat yalnızca çıkarılan doku itibarıyla farklılık gösteren bir araştırma biçimidir. Tetkik, anesteziye gerek duyulmaksızın ultrasonografik kontrol altında, ayakta yapılır. Anne karnına batırılan iğne plesantaya kadar sokulur ve daha sonra koryon dokusundan birkaç miligram örnek almak için bir aspiratöre bağlanır.

Araştırma yapıldıktan sonra hasta evine gidebilir, özel bir takım tedbirler almaya gerek yoktur. Amniyosentezde olduğu gibi, Rh faktörü uyumsuzluğu söz konusu olduğunda doku alımından sonraki 72 saat içinde kadına immunoglobulin anti D verilir.

Bu metot, gebeliğin 10-12 haftalarında muhtemel malformasyonların teşhisine imkan verir. Tetkikin kesin olmayan ilk sonucu 24-48 saat sonra alınır. Bu metotla alınan hücreler sürekli bir bölünme içindedirler ve kromozomal yapıları birkaç saat içinde çözülebilir. 8-10 gün içerisinde kesin sonuçlar alınır.

Koryon villüslerinin biyopsisinin bir düşüğe sebep olma ihtimali cerrahın tecrübesiyle ters orantılıdır. Amniyosentez için öngörülen riskin üstüne eklenebilecek % 0.5-1 civarında bir düşük riski hesaplanmıştır. Amniyosentezle 18. ile 20. haftalar arası teşhis koyulabilmesine rağmen, bu yöntemle 11. haftada teşhis konulabiliyor.

KORDOSENTEZ (FUNİS SENTEZİ)

Göbek kordonundaki bir damara ya da artere bir iğneyle girilmesinden ibarettir. Bu işlemin iki amacı olabilir;

  1. Analiz için fetal kan örneği almak. Fetal kanın analizi, birçok kan hastalığının ve metabolizmanın doğuştan kusurlarının keşfine ve değerlendirilmesine imkan tanır. Ayrıca bu örnek ile “asit-baz profili” araştırması da yapılabilir.
  2. Ağır patolojiler söz konusuyken fetüse kan nakli yapmak.

Yüksek çözünürlüklü bir ultrasonograf kontrolü altında transabdominal yoldan iğne sokulur. İğne ultrasonografinin probuna, sondasına bağlanır ve kordonun kan damarının içine yerleştirilir. İlk üç aylık süreden itibaren ve sonrasında, tüm hamilelik boyunca gerçekleştirilmesi mümkün bir araştırmadır.

Kızamık, toksoplazmozis ya da hastalık oluşturan ajanların (mikroorganizmaların) plesanta engelini aşabildiği ve fetüse zarar verebildiği durumlarda, bu yöntem fetüse hastalık bulaşıp bulaşmadığını bilmenin tek yoludur.

AFI (AMNIOTIC FLUID INDEX)

Bu tetkikin amacı mevcut amniyotik sıvının miktarını objektif bir biçimde değerlendirmektir. Karna dikey olarak yerleştirilmiş bir prob aracılığıyla gerçekleştirilen, (38. Veya 40. haftadan itibaren ) gebeliğin sonuna kadar yapılan, yapıya bağlı olarak haftada veya iki haftada bir uygulanan bir ultrasonografi söz konusudur. Basit ve zararsız bir yöntemdir.

DOPLER SONOGRAFİ

Göbek kordonunu ve annenin rahim arterlerini kateden kan akışının miktarını ve hızını ölçmeyi amaçlayan özel bir sonografinin yapılmasına dayanır.

Fetüsün gelişiminin geciktiği ve plasenta fonksiyonelliğini tehlikeye atabilecek maternal hastalıkların (örneğin hipertansiyon) baş gösterdiği her durumda faydalıdır.

Akış ölçüm eğrilerinin bozulması durumunda tüm riske tabi olanları 20. Haftadan başlamak üzere dopler sonografiye sokmak uygun olur. Ayrıca ikiz gebelik durumunda da, “ikizler arasında transfüzyon sendromu”na (bir fetüsten diğerine aniden, yüksek miktarda kanın ağır sonuçlar doğurarak geçmesi ) yakalanma ihtimalini tam zamanında ortaya çıkarmak ve böylece hastalığa müdahele etmek için faydalı bir tetkiktir.

KARDİYOTOKOGRAFİ

Kardiyotokografi; fetalin kalp atışıyla bir sonraki kalp atışı arasında geçen zamanı ölçer. Bir kemerle sabitlenen uygun bir prob, kadının karnında kalp atışı dinleme şiddetinin en yüksek olduğu noktaya konulur. Bu kalp atışının grafiğe kaydetmek mümkündür. Bir diğer prob da rahim kasılmalarının gidişatını grafiğe yazarak kaydeder. Gebeliğin son haftalarında, kalp frekansı dakikada 120 ila 160 atış arasındadır, ritm oldukça düzenlidir. Kalp atışı dakikada 120’nin altına indiğinde “bradikardi” den, 160ın üstüne çıktığında “taşikardi” den söz edilir.

Kardiyotokografinin iki kullanım alanı vardır. Hamileliğin son haftalarında (38. ya da 40. haftadan itibaren ) muhtemel ön rahim kasılmalarını belirlemek ve bebeğin kalp atışının normal olup olmadığı kontrol etmek için kullanılır. Bu araştırma NST (Non Stress Test) adını alır ve bu tetkik esnasında çocuk herhangi bir uyarıya maruz kalmaz.

Alet, doğum sancıları esnasında bebeğin kasılmalarda olduğu gibi çok yoğun bir stres durumuna alışıp alışmadığının ya da bunu atlatıp atlatamadığının kontrol edilmesini sağlar. Bu bebeğin kalp atışlarının kasılma aktivitesiyle eş zamanlı olup olmadığını gösterir.

Kardiyotokokrafinin geçerliliği ve güvenilirliğiyle ilgili şüpheler olsa da, zararlı ya da acı veren bir tetkik olmayışı ve herhangi bir tahribe ya da yan etkiye yol açmayışı ve doğum sancıları süresince bebeğin sağlığıyla ilgili değerlendirmeler yapabilecek başka bir araç olmayışından bu yöntemin uygulanmasına devam edilmektedir.

AKTİF FETAL HAREKETLER (MAF)

Son birkaç yılda, aktif fetal hareketlerin (MAF) incelenmesinin fetüsün durumuyla ilgili doğru bilgiler sağlayabileceği fikri yeniden değerlendirildi. Canlı ve güçlü hareketler sağlığın, az sayıda ve zayıf hareketler kronik rahatsızlığın hareketliğin duraksaması ciddi bir sağlık sorunun işareti olabilir. Güçlün içindeki bebeğin ilk tepkisi amniyotik sıvıyı azaltmaktır, eğer rahatsızlık devam ederse bunu hareketlerin azalması izler. Çeşitli gebelik merkezlerinde MAF HESABI, fetal durumların kontrolü için ek bir yöntem olarak kabul edilir. Bebeğin hareketlerinin normal olarak azalma eğiliminde olduğu hamileliğin son dönemlerinde bu hesaplamaların faydalı ve anlamlı olduğu anlaşılır. Genellikle, MAF’ların anlaşılması yan yatmış halde ya da herhangi bir dinlenme pozisyonunda daha kolaydır.

Hamileliğin sonunda, günde 10 hareket fetüsün sağlığının iyi olduğunu gösteren eşik değeridir. Fakat günde en az 10 hareket sayılmıyorsa, hemen doktorla temasa geçmek ya da hastaneye gitmek gereklidir. Yorgunluk, sık ve zayıf hareketleri ayırt etme zorluğu ya da rahmin, abdominal kolik ve pelvik kasılmaları nedeniyle hareketler eksik sayılabilir.

 

KAYNAK: Prof. Dr. Sabiha Paktuna Keskin kitabı Hamileyim

 

 

 

 

 

Yazar Hakkında

admin

Yorum Yap

%d blogcu bunu beğendi: