Tarihçe

HİTİT UYGARLIĞI – 4

Tarafından yazılmıştır admin

DİN

Hitit dininde Anadolu kökenli inançların yanında yabana etkiler de görülmektedir. Hititler ele geçirdikleri ülkelerin tanrılarına hoşgörülü bir şekilde davranmışlardı. Bu yüzden ülkelerine “Bin Tanrı Ülkesi” demişler­di. Öyleki dini etkilere göre farklı dillerde ibadetler yapılmaktaydı. Belge­lerden rahiplerin Hattice ve Luvice ilahiler söylediği öğrenilmektedir.

Hitit dinine yerli inanç etkilerinin başında Hatti dini gelmektedir. Bunlar “Arinna’nın güneş tanrıçası”, “Hava Tanrısı Taru”, “Güneş Tanrısı Estan”, “Savaş Tanrısı Wurunkatte” “Taht Tanrıçası Halmasuit” ve “Hattuşa Dahisi İnara”, “Kaybolan Tanrı Telepinuş” idi. Hint Avrupalı olduğu ileri sürülen Luvilerin de Hitit dini ve kültürü üzerine etkileri büyük olmuştur. Batı ve Güney Anadolu’da oturan Luvilerin en büyük tanrısı “Tarhu” idi.

Bu nedenle Hititler, Konya’nın güneyi ile Akdeniz arasındaki Toroslara, Tarhu’nun evi anlamında “Tarhuntaşşa” demişlerdi. Mezopo­tamya etkileri ise Hurriler aracılığıyla olmuştur. Hitit imparatorluk döne­minde Hurrilerin etkisi ile Hatti tanrılarının yerini Hurrili tanrı isimleri almaya başlamıştır. Hatti’nin Hava tanrısı ve Arinna’nın Güneş Tannçası olarak bilinen baş tanrıların yerini Hurrili Teşub ve Hepat almıştır. Onların çocukları Alanzu, Şarruma, Kumarbi, Şauşka ve Nikkal gibi tanrı ve tanrıça­lardı.

Hititlerde tapınaklara gidip, tanrılara kurbanlar sunulurdu. Hayvan kurbanının yanında ekmek, yağ ve şarap gibi şeyler de sunulmaktaydı. Hi­tit kralı aynı zamanda başrahipti. Yılın belli zamanlarında kralın yönettiği dini törenler de yapılmaktaydı. Kralların görevi ülke içindeki tanrıları hoşnut etmekti. II. Murşili “Veba Duaları” adlı verilen tanrılara yaptığı yakarış­ta, onlara kurbanlar sunduğunu bu nedenle kendisini korumaları gerektiği­ni ifade etmektedir.

Tapınağa gidilirken vücut tümüyle yıkanırdı. Temizliğe önem veren hükümdarın yıkanacağı suda bir kıl görülmesinin bile bedeli ölümdü.

Büyüleri kahin ya da kuşçu olarak nitelendirilen kimseler yapmaktaydı. Büyüler kötülüklere karşı koymak, kısırlık ve kaybolan tanrının geri çağ­rılması gibi konularda görülmektedir. Yer altı su kaynakları ve pınarları kut­saldı. Bu kutsal alanlara dikilen ağaçlar da kutsaldı. ‘Eflatunpınar, Yalburt, Fasıllar ve Kurunta anıtları bu şekilde kutsal subaşlarına yapılan anıtlardı.

Tapınakların giriş kısmında yıkanma odaları mevcuttu. Tapınağın içinde kült odası bulunmaktaydı. Kült odasında tanrı heykelleri ve kutsal eşyalar bulunurdu. Kült eşyaları içinde güneş ve ay kursları, boğa ve arslan gibi hayvan şekilli rytonlar (tören kapları) bulunurdu.

Hititlerde ölülerini yakarak ve yakmadan gömme şekilleri vardı. I.Hattuşiliş her ne kadar evlatlığı I.Murşiliş’ ten kendisinin toprağa gömül­mesini istese de genellikle krallar yakılarak gömülmekteydi. Yakılan ölüle­rin külleri bir kap içine konuyor ve bu kabın yönü doğuya dönük konuyordu.

SANAT

Hitit sanatının, çağdaşı olan komşuları Mısır, Mezopotamya ve Girit sanatının güzelliğine erişememiş olması dikkat çekicidir. Ancak kaya ka­bartmaları ve kabartmalı çanak-çömlek yapımında kendine özgü güzellik ve çekicilikte eserleri onların başarılarını sergilemektedir.

Hitit sanatı özünde naturalist (doğalcı) olsa da görünüşte bu dikkati çekmez. Sanatçı eserini yaparken gerçeği olduğu gibi yansıtmak yerine duygu uyandırmak amacıyla yapmaktadır. Hitit erkek resminde baş ve ayaklar profilden, göğüs cepheden yapılmaktadır. Kabartmalar daha çok dini konularla ilgilidir.

Kabartma sanatı dışında dinsel amaçlı kullanılan hayvan şekilli rytonlar Hitit sanatında önemli yer tutmaktadır. İnandık, Bitik ve Hüse­yin Dede’de bulunan vazolar, kabartma vazolar için çok güzel örneklerdir.

Bu vazolar üzerindeki panolarda Hitit sosyal yaşantısını görmek mümkün­dür.

Hitit heykelcikleri kabartma sanatının heykele uyarlanmış şekli gibi­dir. Tokat ve Boğazköy’de bulunan bronz heykel­cikler maden eserler için belli başlı örneklerdendir.

MÜHÜRCÜLÜK

Hititlerde iki tür mühürcülük vardı. Damga mühür ve silindir mühüre benzer bir mühür türü. Damga mührün kökeni Anadolu iken silin­dir mührün kökeni ise Mezopotamya idi. Daha çok damga mühür kulla­nılmaktaydı. Mühürlerde kullanılan motifler genelde kartal ve grifon motifi idi.

Başka hayvan türleri ve insan figürlerinin işlendiği de olmuştur. Ba­zen yuvarlak şekilde bir merceği andıran yüzüklerde geometik bitki motif­leri yer alırdı. Bazen de Luvice denilen hiyoroğlif ve çivi yazılı olanlar da görülürdü. Özellikle Eski Krallık döneminde başlayıp Orta Krallıkta yaygın bir şekilde görülen “Tabama” mühürlerinin ortasında hiyeroglif yazı ve çevresinde kralı belirten çivi yazısı bulunmaktadır.

İmparatorluk döneminde aedicula’lı mühürler ortaya çıkıyordu. Bu türlerde orta alanda hiyeroglifle yazılmış unvan ve onun üzerinde güneş kursu yer almaktaydı. Mühürler üzerinde kralın adı, ünvanları bazen de soyağaçları verilmiştir.

ÇANAK-ÇÖMLEK

Anadolu’da Neolitik dönemden itibaren var olan çanak-çömlek ya­pım geleneği Hititler döneminde maden eserlerin de taklidi yapılarak bir gelişme göstermiştir. Hitit döneminde bütün Anadolu’da ortak bir çanak- çömlek yapım geleneği yoktu. Bölgelere göre çanak-çömlek sanatı farklılık­lar göstermekteydi. Hitit tarzındaki çanak-çömlek daha çok Orta Anadolu’da yaygın iken politik ve ticari etki alanında da kullanıldığı görülmek­teydi.

Orta Anadolu’da eski geleneğe bağlı kalan Hitit keramiği daha çok tek renkli idi. Koloni Çağı geleneğini sürdüren Hititler’in gaga ağızlı testile­ri zarif bir görüntüye sahiptir. Dinsel amaçlı kullanılan ryton denilen hay­van şekilli kaplar Hatti Çağı’ndan beri kullanılan sanat değeri yüksek tür­lerdi. Bitik, İnandık, İmikuşağı ve Hüseyindede kabartmalı kaplarında hay­van ve insan tasvirleri büyük bir başarı ile işlenmişti.

Hitit döneminde, Batı Anadolu’da farklı bir çanak-çömlek türü görü­lür. Troya VI ve VII a tabakalarında görülen “Gri Minyas” türü ince bir işçi­liğe sahip, gri kil astarlı ve sert açkılıdır. Troya’da hayvan başlı kulplu ça­nak-çömlek türleri dikkati çeker. Burada Miken türü ithal ve taklit keramiğine karşı ilgi kendini göstermektedir. Denizli Beycesultan I-III Tabakaları Geç Tunç Çağı’na ve III. Tabakadan çıksın Orta Tunç Çağı çanak- çömlekleri kendine özgü formlar ve kahverengi boya astarlı renklidirler.

Hitit İmparatorluk Çağı’nın sonlarında Anadolu’da Miken kapları gö­rülmektedir. Daha çok kıyı bölgelerinde görülen bu kapların Orta Anado­lu’da olmadığı, sadece Maşat Höyük’te bulunduğu gibi görüşler öne sürül­mekteydi.

EDEBİYAT

Hitit dini gibi edebiyatı da Anadolu ve Mezopotamya sentezinden oluşmuştur. Hitit başkenti Hattuşaş’da bulunan 15 bini aşkın tablet onların yazıya verdikleri önemi ortaya koymaktadır. Bunların çoğu edebiyatı ilgi­lendiren yazılardır. Genellikle İmparatorluk dönemine ait bu tabletler ara­sında az sayıda Eski Devlet dönemine ait olanlar da vardır. Diğer taraftan Hattilere ait olup Eski Devlet döneminde çevrilmiş olanlar vardır.

Annaller (Yıllıklar): Hitit edebi eserleri içinde Akad krallarının Orta Anadolu’ya seferlerini anlatan Şartamhari metinlerini kopye ettirmeleri dikkat çekicidir. Bu tür edebi etkilerle yazılmış Hitit krallarının seferleri bulunmaktadır. I. Hattuşiliş’in Halpa’ya (Halep) yaptığı seferler bu türden yazılmış bir menkıbedir. Bu türden kralların icraatını yazan eserler Hititlerde tarih yazıcılığım geliştirmiştir.

1.Murşiliş’ten itibaren annal (yıllık) yazma geleneğinin arttığı görü­lür. O faaliyetlerinin on yılını, her yılı ayrı olmak üzere yazdırmıştır. Ba­bası Şuppiluliuma dönemi icraatlarını da II. Murşiliş yazdırmıştır. Hitit tarihini geriye doğru anlatan bu metinler bir tarih kitabı gibidir. Bu nedenle Murşiliş Herodot’tan daha önceki bir tarihçi olarak görülmektedir.

Mitoslar: Hitit edebi metinleri içinde mitos ve destan türleri yer al­maktadır. Bunlar arasında en çok bilineni “Kaybolan Tanrı” mitosudur.

Yine Mezopotamya mitoslarının etkisiyle oluşan bir başka mitosta da Fırtına Tanrısı ile bir ejdarhanın mücadele konusu işlenmiştir.

İlluyanka Mitosu: Mitosun iki versiyonu vardır. Birinde Fırtına Tanrı­sı, ejderha İlluyanka’yı sarhoş ederek yener. İkinci de ise İlluyanka Fırtına Tanrısını yener gözünü kör eder. Fakat sonunda Fırtına Tanrısının oğlu ile İlluyanka’nın kızı evlenirler. Telepinuş’u kendi oğlu öldürür.

Bu mitos, Hititlerin bir nevi bahar bayramı olan Purulliyaş Bayra­mında okunuyordu. Bu bayram, II. Justinianius’un putperest bayramı nite­leyerek yasakladığı; Bizanslıların kutladıkları Brumelia Bayramı olmalıdır.

Kumarbi Mitosu: Üç şürden oluşmuştur. Hunilerden gelen Mezopo­tamya kökenli olan bu mitosun etkileri Greklerdeki Hesiodos’un Theogonya’sındaki yaradılış destanına benzemektedir.

Sumerlerin ünlü Gılgamış Destanı da Hititçeye çevrilmişti. Hititçeye çevrilmiş başka mitoslar da vardır. Bunlardan bazıları Hurri kökenli Hedammu, Gurparanzah ve avcı Keşşi’dir.

Eskiçağ Uygarlıkları

 

Yazar Hakkında

admin

%d blogcu bunu beğendi: