Güncel Kim Kimdir

İVAN PAVLOV

Tarafından yazılmıştır admin

Birçoğumuz apansız şimşek çaktığın­da, ya da beklenmedik bir çığlık duy­duğumuzda yerimizden sıçrarız. Bu davranış bir tehlike karşısında oldu­ğumuz düşüncesinden doğmamakta, doğrudan oluşmaktadır. Düşünmek için zaman da yoktur zaten. Karanlıktan aydınlığa çıktığımız­da gözlerimiz elimizde olmadan kamaşır sert bir hareketle yüz yüze geldiğimizde irkiliriz. Nefes borumuza küçük bir yemek kırıntısı kaçtığında öksürmeye, üşüdüğümüzde titremeye başlarız.

İstenç dışı oluşan bu tür davranışlara refleks denir. Yeni doğan çocuğun ağlaması tipik bir reflekstir, herhangi bir öğrenme ya da koşullanma gerektirmez. Refleks, insana özgü bir davranış değildir, daha çok hayvanların sergilediği doğal bir tepkidir. Davranışlarımızın küçük bir bölü­münü kapsayan doğal tepkilerimizi değiştireme­yiz. Oysa sosyal ilişkiler içinde kazandığımız dav­ranışlarımızın genellikle basit bir “etki – tepki” tekdüzeliği içinde kaldığı söylenemez; bunlar arasında refleks görünümünde olanlar bile değişi­me açıktır. Bu, bir ölçüde hayvanlar için de doğ­rudur. Sirk hayvanlarının bizi eğlendiren, çoğu kez hayrete düşüren becerileri “refleks” dediğimiz doğal tepkiler değil, öğrenilmiş davranışlar­dır. Bir aslan ancak belli bir eğitim sürecinden sonra ateş çemberinden atlayarak geçer. Ayının tef eşliğinde dans etmesi, köpeğin iki ayağı üs­tünde durması ya da sahibinin fırlattığı topu ka­pıp getirmesi doğal tepki değil, kazanılan birer alışkanlıktır. Bir beceri, yerleşik bir alışkanlığa dönüşünce, düşünme gerektirmeyen refleks tü­ründen bir davranış haline gelir, belli bir uyarıyla istenç dışı olarak açığa çıkar. Örneğin, soruldu­ğunda adımızı hemen söylememiz; “iki kere iki kaç eder” sorusunu “dört” diye yanıtlamamız; te­lefon çaldığında ahizeyi kaldırır kaldırmaz “alo” dememiz; gömleğimizi iliklememiz, ayakkabı ba­ğını bağlamamız, vb. davranışlarımız düşünme gerektirmeyen refleks türünden hareketlerdir. İlk bakışta, doğuştan sahip olduğumuz reflekslerle, sonradan kazandığımız yüzme, konuşma, dans etme gibi becerilerimizi ayırmak kolay de­ğildir. Bu tür alışkanlıkların oluşumuyla ilk ilgile­nen bilim adamı, Rus fizyoloğu İvan Pavlov ol­muştur.

Bir köy papazının oğlu olan İvan, daha küçük yaşta okumaya, öğrenmeye olağanüstü ilgi gösteriyordu. Çocuğun bu ilgisini fark eden ailesi onun iyi bir eğitim alması yolunda adeta seferber oldu. Orta öğretim yıl­larında seminerine katıldığı bir öğret­meninin teşvikiyle, İvan bilime yönel­di ve araştırma merakı giderek onda yaşam boyu sürecek bir tutkuya dö­nüştü. Genç araştırmacı liseyi bitirir bitirmez St. Petersburg Üniversitesi Doğa Bilimleri Fakültesi’ne başvurdu. Fizyolojiye duyduğu özel ilgi nedeniy­le yüksek öğrenimini tıp alanında ta­mamladı, ama hekim olarak çalışmadı. Tek amacı kendi eliyle kurduğu bir laboratuvarda araştırmalarını sürdür­mekti. Ancak parasal olanakları kısıt­lıydı. Sonunda özel bir klinikle ortak­laşa küçük bir laboratuvar kurmayı ba­şardı. Pavlov, donanımı yetersiz olan bu yerde tek başına çalışmaya koyul­du. Uzun süre bir asistan bile tutama­dı. Ne var ki genç bilim adamı karar­lıydı. Çok geçmeden deneyleriyle bi­lim çevrelerinin dikkatini çekmeyi ba­şardı ve böylece Tıp Akademisi’ne profesör olarak atandı. Bir süre sonra da yeni kurulan Deneysel Araştırma Enstitüsü’nün başkanlığına getirildi. Özellikle sindirim sistemi üzerindeki araştırmasıyla adı uluslararası bilim çevrelerinde duyulan Pavlov 1904’de Nobel Ödülünü kazandı. İşlediği ana tez, sindirim dahil, bedensel tüm fonksiyonların sinir sisteminin deneti­minde olduğuydu (o zaman hormon­ların sindirim sürecindeki rolü henüz bilinmiyordu).

Son derece sabırlı, kendine güve­nen, coşku dolu bir bilim adamı olan Pavlov eskiden beri ilgilendiği bir ko­nuya dönmeye karar verdi. Bu konu, onun daha sonra “koşullanmış refleks” adını vereceği, alışkanlığa bağlı davra­nışlardı. Pavlov, sindirim sistemi üze­rindeki çalışmalarında olduğu gibi, bu yeni çalışmasında da denek (kobay) olarak köpekleri kullandı.

Bilindiği üzere, yiyecek (örneğin bir kemik ya da et parçası) gördükle­rinde köpeklerin ağızları sulanır, kimi hallerde salyaları akar. Aslında bu do­ğal refleks, derece farkıyla insanlarda da görülen bir olaydır. Ayrıca insanla­rın ağzının sulanması için, doğrudan yiyecek görmeleri de gerekmemekte­dir. Yatılı okul öğrencileri, öğle yeme­ği öncesi zilin çalmasıyla ağızlarının nasıl sulandığını çok iyi bilirler.

Pavlov, aynı koşullanmanın köpek­lerde de olup olmadığını ortaya koy­mak istedi. Yaptığı deney basitti. Oda­sında tuttuğu köpeğe bir zil sesinden sonra yiyeceğini verdi. Bu uygulama düzenli olarak birkaç hafta sürdürül­dükten sonra köpeğin ağzının sulandığını gördü. Hayvan doğrudan yiyeceğe gösterdiği refleksi artık zil sesine de göstermekteydi.

Başka bir deneyinde Pavlov, zil se­si yerine uyarıcı olarak biri çembersel, diğeri oval biçimde iki ışık kullandı. Köpeğe, yiyeceğini çembersel ışıktan sonra verip, oval ışıktan sonra verme­meye başladı. Bir süre sonra köpeğin çembersel ışığa refleks gösterdiğini, oval ışığa ise göstermediğini ancak, oval ışığı çembersel ışığa dönüştürme süreci başlayınca, hayvanın ayırt etme sıkıntısına düştüğünü ve çok geçme­den hırçınlaşarak sağa sola koşup hav­lamaya başladığını saptadı (Neyse ki Pavlov, koşullanmayı çözme yönte­miyle köpeği içine düştüğü bunalım­dan kurtarmıştır!).

Bu sonuç kuşkusuz, hayvanların da insanlar gibi deneyimler yoluyla ref­leksler kazanabilecekleri anlamına gelmektedir.

Pavlov bu kadarla yetinmemiş ve yine deneysel olarak, hayvanların da insanlar gibi koşullanmayla edinilmiş reflekslerden kurtulabileceğini göster­miştir. Ağız sulanması refleksine dönelim: Yukarıda belirtildiği üzere, refleksin kurulmasına yönelik ilk aşamada, yiyecek verilmeden önce zil çalınmaktaydı. Bu aşamada köpeğin bir şiire sonra zil sesiyle yiyecek beklentisi içine düştüğünü biliyoruz. Koşullanmayı çözmeye yönelik ikinci aşamada, zil çaldığı halde yiyecek verilmez; beklenti giderek zayıf­lamaya yüz tutar; sonunda zil sesi et­kisini yitirir, koşullanma kırılır. Zil sesine karşın hayvanda refleks görül­mez olur. Bu, hayvanlarda da koşullan­mış davranışın doğal reflekse dönüşmediği anlamına gelmektedir. Başka bir deyişle, deneyimle kazanılan (ya da yitirilen) bir refleks, salt fizyolojik bir olay değil, kimi ruhsal yetileri de içeren, psikolojik bir davranıştır. Pavlov’un ulaştığı bu sonucun, yüz­yılımızın ilk yarısında büyük bir atılım içine giren “Davranış Psikolojisi” alanının doğuşuna yol açtığı söy­lenebilir.

Sindirim sistemi üzerindeki çalış­ması Pavlov’a Nobel Ödülü’nü kazan­dırmıştı; ama onu dünya ölçüsünde ünlü kılan, koşullanmış refleks çalış­ması oldu. Davranışlar, her ne kadar salt koşullanmış reflekslere indirgenemese de İvan Pavlov’un köpek­ler üzerinde yaptığı deneyler, insan davranışlarını inceleyen psikologlara önemli bir ışık tutmuştur.

Yazar Hakkında

admin

%d blogcu bunu beğendi: