Güncel Kim Kimdir

JOHANN WOLFGANG VON GOETHE

Tarafından yazılmıştır admin

Fransız Büyük Devriminden kırk yıl öncesi. Avrupa karasındaki dingin toplumların yaşam ortamında, ılık bahar cemreleri uçuşur, kır kokularında. Lüks, görkem, güven coşturur çevreyi. Müzik konserleri, valslar, uzun etekli şuh kadın kahkahalarına karışır. Hepsi de altın yaldızlı tahtların gölgesinde yaşarlar. Zamanın Almanya’sı yumuşak bir şefkatle, katı bir Prusya disiplininden oluşmaktadır.

Müzikte Haydn, Mozart, edebiyat ve felsefe­de Rousseau, Kant, Carlyle, Schopenhaur, Schil­ler sanat kubbesinin beneklerinden bir kaçı, özellikle Avrupa’nın tozpembesi romantizm çağı. Sanki baygın bir yazın aşk mevsimini andırır. İlle de o mevsimde “Sevgi her şeyi temizler” kuralı geçerli ve yaygıncadır. İşte böyle bir ortamın tam ortalarında bulur Goethe kendisini.

Bir Yıldızın Doğuşu

Baba krallık bağlısı hukuk danışmanı. Ana Frankfurt Belediye Başkanının kızı, oğulsa Yüzyılın ortalarına doğru gezegenimize ayak basan bir kutup yıldızı… Mosmor doğumu pek sancılı. Ay’la çelişkili güneş burçları arasında kalakalıvermiş. Yaşlı baba sert ve ciddi. Ana yeni dokunmuş bir soylu kadifenin tazelik ve yumuşaklığında. Çocuğun ilk hocası ve ders yönetmeni babasıdır, özel hocaların verdiği derslerin bazısı şöyledir.

Latince, Eski Grekçe, İbranice, İngilizce, Fransızca’dan sonra tarih, coğrafya, din, Doğa Bilimleri, Matematik, Güzel Sanatlar ve binicilik gibi dahası her istenilenin bulunduğu zengin bir kitaplık, ve yıllar geçer.

Tek oğul yargıç babanın zoruyla hukuk öğrenimine yöneltilmiş, arzusu sorulmaksızın önce Leipzig sonra Strasbourg’dan hukuk dok­toru diplomasını alır. Sırf babasının gönlünü hoşnut etmek için… Ama o arada ilk sevgiyi Katchen’le tadar. Ayrıca piyasanın ünlü yazar ve düşünürlerinden haberlidir de. . (1770-1771).

Burada Goethe’nin tablosuna bir gözetsek yararlı olur çağın modası şık bir giyim, koyu  karakaşlar altında delici, etkili bir çift iri, koyu göz duyarlı, romantik kalın, kıvrımlı dudaklar. Ortasında kemerli koç bir burun, geniş alnın üstünde, düzgün taranmış saçlar, sanki adı konmamış bir taç gibi oturur. Sanırsın şans da kendini böyle bir görüntüyle ödüllendirmek istemiş.

Milyonla Wertherin Acıları

Genç avukatın içinde coşkulu bir ruh kaynar. Frankfurt’un sevda bahçelerinde gezinir. Türlü çiçeklere konar, kalkar, arılar ve kelebekler örneği. Çelişik arzu ve özlemlerinin karşısında nice trajediler yaşar. Hani dehalar kendilerini herkesten önce sezinlemezler mi? Zaten öz meyvelerini olgunlaştırmak için yakıcı sıcaklara da gerek yok mu ki? Tam o sıralardadır ki meslektaşı ve arkadaşı Kestner’in nişanlısı Lotte Buff’a tutulu verir. Hani kendinden sonraki kuşakların da ağlayarak okudukları, “Genç Werther’in Acıları” var ya işte o bu aşkın çaresiz yangınının yıkıntılarıdır. Belki soğumamış külleri hâla üstümüze serpilircesine. Yine de sevgili Charlotte nişanlısıyla evlenir çoluk çocuğa karışır. O salt gerçek dramdır, sadece adları değişik. Sonu da yaşamdan aynen alınmıştır. Umutsuz vurgun gencin canına kıyışla noktalanır. Kitabı 4 haftada yazar (1774). Enikonu şairin tutarsız, çapraz davranışları ve topluma ters düşüşler sergilenir. Hatta mavi ceket, sarı yelekti Werther modası alır, yürür. Sonunda Werther, platonik, yüce sevgisiyle canına kıyar. Ama Goethe kurtulur. Oysa 1773 güzünde dostu Röderer’e, “Deha bir insana taşlardan ve ağaçlardan canlı çocuklar yaratmazsa, o yaşam sevilmez”, yollu mektuplar yazıyordu ki yaşamında yine din, ahlâk, yasa ve geleneklere aldırmaz, ölümsüz bir Werther’i simgeler. Çılgınca duyguların, gemlenmez dü­şüncelerin eli hep yasak meyvelere uzanır tâ ki durulana dek. Müzik, şiir, aşk ateşli gençliğin kutsal kanatları Werther’in yayını hemen yazarın adını dört bir yana duyurur. Napolyon bile 7 kez okur. Araya pek çok şiir, dram kitapları girer. Hazla hüznün ortası yok gibi, yazıları dergilerde yayınlanır

Weimar Sarayı

Weimar sarayı, doğanın yeşillik, ağaçlık, sulak bir köşesinde adeta masal ülkesini andıran bir köyde kurulmuştur Küçük Weimar’ın Dükü, Büyük Frederik’in dul yeğeni Düşes Amalia’nın oğludur. Düşes iki oğlu, gelini ve uysal, çalışkan halkıyla mutlu yaşamaktadırlar. Çocuklarının eğitimini edip Wieland’la Yzb. Knebel üstlenirler. Dük kendisi gibi 18 yaşında bir başka düşesle evlidir. Bir de Barones von Stein’i unutmamalı çünkü o kadın, ilerde şairin ayaz gecelerini aydınlatan bir dolunay gibi ömür gölgesinin üstünden ayrılmayacaktır. Çoluk çocuklarına karşın bile… Ünü yaygın Werther yazarı işte bu sırada saray danışmanlığına çağrılır, üstelik şair yaratılıştı genç dükle pekiyi anlaşırlar. Değişik bir deyişle siyasi prensle, sanat prensi saygın bir eşitlikle yan yana geliyor (1775). Bugün de hâlâ yaşayan ölmez eserlerinin doğum yeri, beşiği, mutlu Weimar’ın yılları böyle başlar.

“Iphigenie” yazılıp sahnelenir. Adım başında bayan Stein’in karmaşık ve sarmaşıklaşan sevgisi de uzun eteklerinin ardından filizlenir, durur…

Artık genç avukat “Von” unvanıyla çeşitli bakanlık ve müdürlüklerle görevlendirilir. Yeni bakan bu sımsıcak çevreye ve halkına tüm gücünü harcar. Temsiller, konserler, balolar birbirini kovalar “Wilhelm Tell” yazarı büyük şair dostu Schiller’i Jena Üniversitesine tarih hocası olarak atandırır. Uğraşıları arasında hukuktan, Sanata ve hatta siyasete değin her şey vardır. Önceki Harz ve İsviçre gezilerini, uzun İtalya turu izler. Ne ki bu gezinti iki yıllık bir inceleme tatiline dönüşür. Latin ve Grek bilim, kültür ve sanatlarına doyamaz. Venedik, Napoli, Sicilya ve Roma’nın cennetle cehennem arasında bütün anlattıklarını dinler. Kendi fırçasıyla ilginç resimler yapar. Hasılı güneşli güney, puslu kuzeyi büyüler sanki. Galiba “yalnızlık” en soylu ruhların kaçınılmaz bir alın yazgısı oluyor, derken bile fırçalı şair gerçekte insana âşıktır. İlerde dükle birlikte Prusya güçleri safında Napolyon ordularına karşı savaşa katılıp yenilse de. O yine bu kanlı devrim karşıtlığını, insanlı­ğını bozmaz.

İnsanlığın Dramı FAUST

Kaçmak! Şairin huyudur. Leipzig’de Katchen’den, çevresinden, Sesenheim’de Frederika’nın önünden, Wetzlar’da Charlotte’un elinden Weimar’da Stein’ın gözünden, tek nişanlısı Jena’lı Minna Herzlieb’in yüreğinden savuştuğu gibi yine kaçmak!.. Ve yeniden taze sevgilere koşmak… Ülkenin komşularından devrim yangın­ları bulaşsa da, yine şiirsel yaşamın kuralı sevmek olur. Şiirlerini, dramlarını ve metamorfoz gibi bilimsel eserlerini, ne de sayıları dokuzu geçen sevgililerini sayacak değiliz. Yalnız Von Stein’a yazdığı mektupların toplamı 1700’ü aşar. Ancak eserlerinin içinde son doruk olan birini atlamak tablomuzu eksik, gedik bırakır. Altmış iki yıllık duyu, düşün, tasarı ve çabalarının diktiği anıt son Faust’tur. Gerçi Faust’un konusu eskilerden beri bilinmektedir. Hatta Alman kukla tiyatrolarının belli bir halk oyunudur ama Goethe’den sonra bir daha yazılmadı. Varsın kanlı savaşlar taç ve tahtları çatırdatsın. O dingin yuvasında güzel, taze Christiane’ın şen, şakrak şarkılarını dinle­mektedir ki o sevgilisini 18 yıl sonra ancak nikâhına bağlar. Besbelli o bir sıradan adam değil. O türler hangi sıra ölçülerine sığabilir? Biz yine Doktor Faust’a dönelim… ömür boyu öğrenmeler ve kafa tutmalarla yaşamış bir doyumsuz doktor vardır. Soylu bir hakikat araştırıcısı olarak ruhunu şeytanca bir pazarlıkla yine kör şeytana satar. Mefisto adlı şeytan tanrıdan izinlidir. Doktorun amacı, onun yardı­mıyla bütün bilgileri, sanatları, dünyanın tüm hazinelerini ve zevklerini elde etmektir. Ta sonunda kendini bir süre için Tanrı gibi duymak da ister. Serüven şeytanın elinden, gücünden geldiğince olanaklaşmaktadır. Birlikte tüm yer­yüzünü dolaşırlar. Keskin bir büyücülükle bütün istediklerine kavuşur. En sonunda bezgin ve bıkkın pişmanlıklara sürüklenir. Bir ara dua ile Tanrıya yönelir ki şeytan ona. “Her tapınak bir aç midedir, doyuracaksın!” der. Ardından saf aşkın sembolü güzel Helena’yı getirir. Üstüne atılır büyülü kızın. Saf sevgili birdenbire cin olup kollarından uçar, gider. Böylece Doktor, hem dünya zevklerinde, hem de Tanrısal mutlulukta aldatılmış olarak cehenneme yuvarlanır, şeytanın çılgınca kahkahaları arasında. Bahsi Faust kazanır, şeytan yenilir ama Mefisto’yla anlaş­malarına göre serüvenin hiç bir anında ve zevklerinin en doruğunda bile “Aman! Ne güzel, zaman dursun!” diyemez.

Bu ağır felsefi piyesin konusu bir bakıma Goethe’nin yaşantısının ta kendisidir. Hele öte yanda insanın, insanlığın sürüp giden sonsuz dramının bir öyküsü sayılır da galiba. O hep yaşlı bir Werther olarak yaşadı.. Hani tıpkı doğada Tanrı, Tanrı’da Doğa birliğini tanımlaya­bilmek üzere günahlarının ateşinde yanarak arınmak için.

Yaşlı Werther, Olgun Faust

Yaşlı Werther, hep ustası Spinoza’nın ahlâkı­na sığınır ve “Ben Spinoza ahlâkında bütün yaşamıma uygun bulduğum doğuştan “kavrayış sezgisi”ni yakaladım. O bana Tanrıyı doğada, doğayı Tanrı da bozulmaz bir şekilde görmeyi öğretti.” derken, kendisi de çağdaşı ve dostu Hegel gibi, “Sanatı, ruhun en yüce bir anlatım aracı sayar. Ruhu, sonlu belirli bir eylem içinde en yüksek sanat musiki değil, şiirdir.” sözleriyle bağlar. Ama Beethoven’le pek anlaşamazlar. Oradan güzelliğe ulaşmak için karakteristikten yola çıkacaktır. Nesnel, öznel görüşler çığırındaki her adım başında, “Sezgim bir düşünce ve düşüncem bir sezgi olur.” çizgisinde birleşirler. Amaç-Erek kavramıyla da tüm ikilik değer yargılarıyla: mükemmel-kusurlu, güzel- çirkin, haklı-haksız vb. Meğerse “şiir, üzerine resim yapılmış bir pencere camına” benzetilirken, “Yalnızlık, tek sözcük, söylenişi kolay. Fakat ne yazık, taşınması o denli zordur. Başka bir eş deyişle şair, “Zaman benim sahibimdir, benim tarlam ise yine zamandır.” bilgeliğini gösterir. Adeta Konfüçyüs gibi, “Bol ışık olan yerde daima koyu gölgeler bulunuru”, bir doğal yasa gücüyle, “özgürlük de yaşam gibi kendisini her gün savaşarak elde etmek zorunda olanlara gülümser.” ile sona erdirir. Ne var ki bu yeryüzü doğası tüm nakışlarıyla Tanrının el yazısı olmasın. İşte hiçbir aşırı akımdan, uçarı esinden etkilenmeyen bir bağımsızlık tacı… Giyebiliyor musunuz Yiğitler..?

Goethe’nin lirik ve Almancanın destansı şiirleri yanında tarihsel trajik piyeslerle ötekiler şöylece sıralanır: Egmont, Prometheus, Ceasar, Muhammet, Doğu-Batı Divanı, baştan ikisi için dostu Beethoven üvertürler bestelemiştir.

Ortak sevgili ateşli Bettina’nın tanıştırdığı müzik dehası Beethoven’le dostluktan hiçbir zaman istenilen düzeye çıkmaz. Ne yazık ki gerek onunla, gerekse müzikle olan ilişkilerine sayfalarımız pek dar gelir. Ayrıca İran şairlerin­den Hafız’ın etkisi altında kalmış, onun örneği şiirler kaleme almıştır, bir “Divan” dolduracak kadar…

Şair son yıllarını jeolojik, biyolojik konulara harcar. Oysa filozof, hatta yetmiş beş yaşınday­ken bile 17 yaşındaki nefes kesici bir güzele tutulu verir. Karısı erken öldüğü için onu nikâhlamak bile ister. Zira hâlâ, “İşe varamayan bir yaşantıyı sürdürmek vaktinden önce ölmektir. Yaşamımızdaki bir olayın değeri, gerçek olmasın­da değil, bir anlamı bulunmasındadır.” O bunları söylerken belki de insanlığa yakışan “Tekbir dünyayı” hayal edebiliyordu, kim bilir. Demek ola ki kendi kendini yeniden yaratan şairin felsefesi iyiliği ruh yüceliğinde. Güzeli doğada. Doğruyu bilimde aramasıdır. Bu kadarıysa bizlere yeterli…

Son Soluğun Son Sözleri

Filozof’un ömrünün son ilkbaharındayız… Dostu Humbolt’a yazdığı şu satırlarla sona eriyor “Bu alem üstünde, karmakarışık bir faaliyetin yolunu yitirmiş bilgisi egemendir. Ben kendimde var olanı ve kalanı olabildiğince çoğalt­mak ve seçkin yeteneklerimi düzenlemekten daha iyi yapılacak bir şey bulamadım. Geciken bu kâğıdı bağışlayınız.”

Yaşantısının son basamaklarında sessiz köşe­sinde kozasını örer. Biraz da dış aleme küskün­dür. Ama yine de doğa bilimleri üstüne incele­meler yapar. Yeryüzündeki sürekliliğin canlılı­ğına uyularak değişimle gelişime varıldığını saptar. Hatta Darwin’den daha öncesi önemli bir “evrim teorisinin” ilk temellerini attığı söylen­mektedir.

Weimar’da 1832 ilkbaharının bir öğleüstü, güneş bütün ılıklığıyla toprağa inerken, evlerin bir penceresinden son bir soluk göğe yükselir: “Biraz daha ışık”…

İşte o sahibinin bitmeyen baharının son özlemidir.

Yazar Hakkında

admin

%d blogcu bunu beğendi: