Nedir Son Makaleler Yaşam

KAHVE NEDİR, ÖZELLİKLERİ VE KAHVENİN AVRUPA’YA YAYILIŞ ÖYKÜSÜ

Tarafından yazılmıştır admin

Rubiaceae familyasından olan kahvenin başlıca 3 türü bulunmaktadır. Bunlar Coffea arabica, C. liberica ve C.robusta’dır. Kahvenin elde edildiği tür ise Coffea arabica‘dır ve üretilen kahvenin % 90’ı bu kahve türünden elde edilir.

Başlıca kahve üreten ülkeler; başta Brezilya olmak üzere Venezüella, Guatamala, Kolombia, Meksika, Salvador, Endonezya, Uganda ve Kongo’dur. Kahve ağacı 8 – 9 metre yükseklikte olmakla birlikte, hasadın kolay yapılabilmesi için budanarak 2,5 – 3 metre yükseklikte terbiye edilir ve yılda 3 kez hasat yapılır. Kahve ağacının ömrü 30 – 50 yıl kadar olup fazla sıcak ve çok nemli bir iklim ister. Bir kahve ağacının verimi 0,5 – 1 kilo olup hektardan 600 – 1000 arasında ürün alınır.

Kahvenin tadı ve aroması, içindeki kafein maddesi ile kavrulma sırasında meydana gelen maddelerden ileri gelir. Kavrulmuş kahvede % 15,5 kadar su, % 20 – 30 ham selüloz, % 0 – 2 şeker ve yaklaşık % 20 kadar şekere dönebilen karbonhidrat, % 11 – 15 yağ, % 12 – 17 protein, % 4 – 7 kahve taneni, % 4 – 5 mineral maddeler bulunmaktadır. Bu maddelerin % 20 – 23 kadarı suda eriyebilir durumdadır. Kahvenin asıl etki yapan maddesi kafein olup miktarı % 1 – 1.5 kadardır.

Kahvenin fizyolojik etki yapan maddesi, yani kafein bir alkoloid benzeri olup kimyasal olarak bir Trimethyxantin’dir. Kafein, merkez sinir sistemi üzerine yaptığı etki dolayısıyla kanın akımını hızlandırır, böylece nabız atışını artırır, mide salgısının fazlalaşmasını sağlayarak hazmı kolaylaştırır, kan damarlarını açarak tansiyonu düşürür, yorgunluğu giderir ve çalışma gücünü artırır. Bir bardak alafranga kahvede 20 mimigram kadar kafein bulunmakta olup, aynı miktar çayda da bu kadar kafein bulunmakla birlikte, kahvenin etkisi çaya göre daha fazladır. Bu da kavrulma sırasında meydana gelen maddelerden ileri gelir.

Literatüre göre günde 1 – 2 bardak alafranga kahve olumlu etki yapmakla birlikte fazlası kalp çarpmasına, heyecana, titremeye, huzursuzluğa ve korku duygusuna neden olur.

Kahvenin bu etkisi, içindeki kafein ile birlikte eterler, fenoller, furfurol – alkol, aseton, amonyak ve az miktarlardaki 20 maddeden ileri gelir ve bütün bu maddeler de kahvenin aromasını ve tadını oluştururlar.

Kahve adı, tahminlere göre ilk olarak kahvenin yetiştiği bölge olan Habeşistan’daki Kaffa bölgesinin adından alınmıştır. En makbul kahve de Habeşistan kahvesi olmakla birlikte bugün piyasada bu kahveyi bulmak olanağı yoktur. Yine tahminlere göre Arap seyyahları ilk olarak kahveyi Habeşistan’dan Yemen’e getirip orada yetiştirmişlerdir. Bildiğimiz gibi Yemen kahvesi eskiden beri büyük ün almıştır. Batı dilindeki “Moka” adı da Yemen de yetiştirildiği Mukha kasabasının adından alınmıştır.

Literatüre göre kahveden ilk söz eden, 900 yıllarında Rahzes adında bir Arap hekimi olmuştur. Kahve ilk zamanlar besin maddesi, sonra ilâç ve daha sonraları da, yani 1250’lerde kahve olarak içilmeğe başlanmıştır. Ancak, 1511 yıllarında kahve içilmesi yasaklanmış, daha sonra bu yasak kaldırılmış olmakla birlikte kahve içilmesi “Mekruh” sayılmıştır.

Memleketimizde kahvenin yayılması ise Yavuz’un Mısır’ı almasından ve Yemen’in de Osmanlı İmparatorluğuna katılmasından (1517) sonra başlamış olsa gerektir. Jacob’a göre İstanbul’da ilk kahvehane, 1554 yılında biri Halep’li, diğeri Şam’lı iki Arap tarafından açılmıştır.

Avrupa’da kahveden İlk söz eden 1582 yılında bir Alman hekimi olmuş ve “Doğu Memleketlerinde Seyahat” adlı yazısında yayımlamıştır. Rauwolff adındaki bu Alman, 1572 – 1578 yılları arasında yakın doğuyu gezmiş ve bu geziye ait yazısında, her tarafta porselen fincanlar içinde siyah renkli bir içkinin içildiğinden söz etmiştir. İkinci olarak bir botanik profesörü olan İtalyan Albanus’un yazdığı botanik kitabında Halil bey adındaki Türk dostunun bahçesindeki kahve ağacından söz ederek, bütün Arap ve Mısırlıların kahve ağacının tohumlarından siyah renkte bir içki yapıp bunu şarap gibi içtiklerini anlatmış ve sonra da “Türkler üşüttükleri midelerini ısıtmak ve pekliği gidermek için kahve içerler. Aynı zamanda karaciğerleri şiştiği, ya da dalakları ağrıdığı zaman kahveye başvururlar. Her halde kahve rahim iltihabına yararlı olmaktadır, zira Mısırlı kadınlar aybaşlarında olduğu gibi bu adetin gecikmesi hallerinde de fazla miktarda sıcak kahve içerler. Tecrübelere göre kahve vücudu temizlemektedir” diye eklemiştir.

Kahve tanesini de Avrupa’ya ilk olarak Ballus adında bir kimse götürmüş ve kahvenin nasıl  kavrulup dibeklerde dövüldüğünü ve kahvenin nasıl hazırlandığını mektuplarında tarif etmiştir.

Kahvenin batıda yayılmasını ilk olarak Polonya’lı Kolşiski (Kolschiski) olmuştur. Bu Polonya’lı uzun seneler İstanbul’da kalmış olup iyi Türkçe öğrenmiş ve tercümanlık yapmıştır. Daha sonra Viyana’da ilk kahvehaneyi açmıştır. Böylece Avrupa’da ilk kez kahve alışkanlığı başlamış oluyordu. Fakat Türk usulünde yapılan kahveyi Viyanalı’lar ilk önce pek tutmamışlardı. Ama becerikli Polonya’lı zamanla kahveyi tatlandırıp süt de katarak zamanla ünlü “Viyana Kahvesi’nin oluşmasını sağlamış ve Viyanalı’lara kahveyi sevdirmeyi başarmış oldu. Kolşiski aynı zamanda kahveye ek olarak hilâl biçiminde ve Viyanalı’ların Semmel adını verdikleri küçük ekmekçikleri ve reçelli pastayı da müşterilerine vermeye başlamıştır. Sonraları da bu ekmekçikler yaygın olarak yapılmıştır.

Viyanalı’lar ve genellikle Avusturyalı’lar rahatlarına düşkün ve oturup sohbeti seven kimseler olduğu için, sonradan gelişen kahvehaneler, hem kahve ve hem de pastahane halini almış ve buralar aydın ve kibar tabakanın başlıca devam ettikleri yerler olmuştur. Viyana ve Avusturya’nın büyük şehirlerinin kahvehanelerinin salonları zamanla lüks duruma gelmiş, büyük avizelerle süslü salonlarının duvarları geniş boy aynalar ile kaplanmış, geniş koltuklar içinde rahat oturmak olanağı sağlanmış, birçok günlük gazetelerle haftalık ve aylık dergiler bulundurularak böylece müşterilerin zamanlarını hoş geçirmelerine çalışılmıştır. Aynı karakterdeki kahvehaneler zamanla Almanya’ya aynen geçmiştir. Bununla birlikte son zamanlarda bu kahvehanelerin eski rahatlığı ve konforu kalmamış ve daha çok umuma hitap edecek bir durum almışdır.

Kahveyi Paris’e ilk tanıtan da bir Türk sefiri olmuştur. 1699 yılında Avcı Sultan Mehmed’in (4. Mehmed) Fransız Kralı 14. Louis nezdine sefir olarak gönderdiği Süleyman Ağa, Paris’te kaldığı sürece oturduğu konağı şark usulü donatmış ve gelen misafirlerine o zamana kadar tanımadıkları kahve ikram etmiştir. Süleyman Ağa’nın, şark usulü şadırvanları ve salonları renkli ipek kumaşlarla kaplı sedir ve minderle pek süslü olarak döşenmiş bulunan ve havasına buhurdan ve gülâbdanlardan etrafa yayılan bayıltıcı kokular saçılan çok görkemli ve göz alıcı konağı, Parisli’ler için pek çekici olmuştur

Parisli’ler sandalye ve koltuk bulunmayan bu salonlarda, alışmadıkları sedir ve minderlerde oturmaya çalışmakla birlikte, konak kulaktan kulağa âdeta bir efsane gibi dolaşarak Paris’in soylu ve kibar tabakası ve özellikle kibar kadınlarla dolup taşmış, ipek elbiseler içindeki erkek halayıkların ikram ettikleri ve o zamana kadar tanımadıkları kahveyi içmeye çalışmışlardır.

Londra’ya kahveyi sokan da bir Rum olmuştur. İzmir’e uğramış bulunan ve adı Daniel Edward olan bir İngiliz tüccarı Londra’ya dönüşünde bir Rum’u da hizmetçi olarak yanında götürmüş, daha sonraları bu Rum, Londra’nın Corhill semtinde Londra’nın ilk kahvesini açmıştır. Fakat ilk zamanlarda kahvehanede kahve ile birlikte bira da verilmiştir. 1700’lerde ise kahve İngiliz literatürüne geçmeye başlamıştır. Artık kahveler yazarların, avukatların, doktor ve milletvekillerinin, tüccarların oturup sohbet ettikleri yerler olmuştur.

 

 

KAYNAK: Bilim ve Teknik

Yazar Hakkında

admin

%d blogcu bunu beğendi: