Bilim Nedir Son Makaleler

KEHRİBAR NEDİR ÖNEMİ ve ÖZELLİKLERİ NELERDİR

Tarafından yazılmıştır admin

Belone’un tam örneği olan 99 milyon yıllık yavru

Kehribara en çok rastlanılan yer, Doğu Prusya’daki Samland Yarımadası’dır. Burada kehribar, tıpkı linyitte olduğu gibi büyük beggerlerle çıkarılmaktadır. Dünyanın başka birçok ülkesinde daha küçük yataklar bulunmaktadır: Örneğin; Avrupa’da Kuzey ve Baltık Denizi’nden İsviçre’ye kadar uzanan yataklarla Avusturya, Macaristan, Çekoslovakya, Fansa ve İtalya’daki yataklar gibi Asya’da ise kuzey Sibirya, güney Rusya, Japonya ve Endonezya’daki yataklar biliniyor. Ancak Ürdün, Lübnan ve hatta Yeni Zelanda’da kehribara rastlanmıştır. Günümüzde ise kehribarı, en çok Kanada, Amerika Birleşik Devletleri ve Meksika’dan gelmektedir.

En şaşırtıcı kehribar kalıntısı Karaipler’de ortaya çıkarılmıştır. Hispanicla Adası’nın doğusundaki Dominik Cumhuriyetin’den çıkarılan kehribar, baltık kehribarıyla ciddî biçimde rekabet etmektedir. Bunun sebebi, başka hiçbir yerde bu kadar göz alıcı ve bazen büyük sayılarda böcek, örümcek ile tropik hayvanları içinde bulunduran taşlara rastlanmamış olmasıdır.

KEHRİBAR NEDİR?

Kehribar, aslında fosilleşmiş ağaç reçinesi için kullanılan genel bir isimdir. Bu reçine, esas itibarıyla yaklaşık % 78 oranında karbon, % 12 oranında oksijen, % 10 oranında hidrojen, % 0,5’ten biraz daha düşük oranda kükürt ve eser miktarda külden oluşur. Kehribar ısıtıldığı takdirde, 370 ilâ 380°C erimeden ayrışır ve parlak bir alev çıkararak yanar. Bu fosilleşmiş reçine, iyi bir elektrik yalıtkanıdır. Sürtüldüğü zaman, negatif olarak yüklenir. Kehribarın eski Yunanca’daki adı da ”elektron”dur. Görüldüğü gibi, elektrik bile adını bu sarı reçineden almış bulunuyor.

Günümüzde; koleksiyoncular ve bilim adamları, kehribarın içinde hapis kalanlarla ilgilenmektedirler. Çünkü bunlar, üçüncü zaman olan tersiyerin hayvan ve bitki dünyasına daha derinden bir bakışı mümkün kılmaktadır.

Bizlere Romalılar ve Kavimler Göçü zamanından kalan büyük ticaret yolları, Ren-Ron yolu ya da “Kehribar Yolu” olarak da adlandırılan ve Doğu Alpleri’nden geçen Kuzey-Güney bağlantısı, herhalde daha tarih öncesi ve tarih başlangıcı devirlerinde bile, kehribar tacirleri tarafından kullanılmaktaydı.

KABUKLU MEYVELİLERİN REÇİNESİ

Dominika kehribarının şaşırtıcı yanı, Baltık kehribarının aksine, iğne yapraklı değil, geniş yapraklı ağaçların ürünü olmasıdır. Bu konuda üzerinde en çok durulan ağaç, bol reçine akıtan “hymenaea” türünden bir kabuklu meyvelidir. Bugün bile Hispaniola Adası’nda bu ağacın bazı çeşitlerine rastlanmaktadır.

Dominika kehribarının bir başka çekici yönü, dünyada şimdiye kadar görülen en yüksek sayıda hayvan fosilini içinde hapsedebilmesidir. Bir taş içinde yığınla hayvan bulunabilmektedir. Tek parçada 2000 kadar karınca ya da yüzlerce uzun bacaklı sineğe, bir başkasında 20 kadar değişik hayvana rastlayabiliyoruz. Böyle bir canlı bolluğuna dünyanın başka yerlerinde bulunan kehribar örneklerinde rastlanmamıştır. Ayrıca taşta hapis kalanların hemen hepsi mükemmel durumda, sanki yaşıyorlarmış gibi muhafaza edilmiştir ve bu durum sadece hayvanlar için değil, bitkiler için de geçerlidir. Dominika kehribarında rastlanan bitki çeşitliliği de dünyanın hiçbir yerinde görülmemiştir.

Dominika bulgularının renk tayfı da şaşırtıcıdır. Bunların renk çeşitliliği saymakla bitmez. En alışılmamış olanları yeşil, mavi, gri ve koyu kırmızı renktekilerdir. Bunların da birçok tonları vardır. Doğal ısınma sonucu oluşmuş renksiz ve bunun aksine kırmızı-mavi-sarılı rengârenk kehribar bile vardır.

HAYVAN VE BİTKİLER REÇİNENİN İÇİNDE NASIL KALDILAR?

Myanmar’da keşfedilen 99 milyon yıllık amber örneğinin yakından görünüşü. Kretase döneminde içeri giren bir kuşun pençesini göstermektedir.

Hayvan ve bitkilerin nasıl kehribarın içinde kaldığını açıklamak nispeten kolaydır: Koyu bir reçine damlası, bir böceğin üzerine düştüğünde böcek öylece kalakalıyordu. Karıncalar, örümcekler, sinekler, termitler ve küçük kelebekler, ve hatta küçük kurbağalar bu yapışkan kütle içinde hapis kalıyorlardı. Gekko ve leguan gibi daha büyük hayvanlar yiyecek ya da barınak bulmak üzere ağaç ve çalılıklarda devamlı gezinirken, kazara reçineye yapışıyorlardı. Bu yapışkan madde giderek kendilerini kaplıyordu. Çok zedelenmiş ağaçlardan birdenbire bol miktarda reçine akarsa, içinde binlerce küçük canlının boğulduğu birikintiler oluşuyordu.

Kehribar içindeki kuş örneğinde , kanadı yakından görmekteyiz.

Balık kehribarında sık, Dominika kehribarında çok nadir olarak görülen beyaz renk, çökelti parçacıklarının doğal olarak erimesi ile renkler ortaya çıkmış olabilir. Eğer topraktaki çürümüş maddeler, termit pisliği ve başka cisimler büyük miktarlarda reçine akıntısına karışmışsa, kehribar parçalarına siyahımsı bir görünüş verebilirler. Aslında böyle durumlarda taşın renginin değişmesi söz konusu değildir; sadece içine karışan maddeler bizde siyah izlenimini uyandırmaktadır. Kırmızı renk, dışta ya da dışa bakan boşluklarda ve hayvanlarla bitki parçalarının sadece kısmen reçineyle kaplanmış olduğu bölümlerde görülmektedir. Yeşil ve mavi tonlar, ısınma sonucu ortaya çıkmaktadır. Gümüşümsü renk, birbirine çok yakın olan büyük sayıda kabarcığın etkisiyle oluşmaktadır.

MÜZELERDEKİ BÜYÜK PARÇALAR

44 milyon yıllık baltık kehribarındaki soyu tükenmiş olan gekko; Yantarogekko balticus

Samland’ta şimdiye kadar bulunmuş en büyük kehribar parçası, on iki kilo ağırlığındadır. Bu tarz bulgular oldukça enderdir ve hatta 500 gramı aşan parçalar bile ender sayılmaktadır. Dominik Cumhuriyeti’nde 13 kiloluk bir parçanın bulunduğu iddia edilmişse de, taşın bölümlere ayrılmış durumda olması yüzünden bu rekor geçerli sayılmamıştır. Bugün Stuttgart’taki “Museum am Löwentor” adlı devlet müzesinde gösterilen 4,8 kilo ağırlığındaki parça bile büyük bir istisna sayılmaktadır. Müzede 5000’i Dominik Cumhuriyeti, 2500 kadarı Samland’tan ve 500’ü dünyanın başka yerlerinden olmak üzere, 8000’i aşkın parça yer almaktadır. Bunlardan en güzel ve çekici olan 100 örnek, ayrı bir “kehribar salonun” da bir araya getirilmiştir. Hiçbir yerde buna benzer bir koleksiyon bulamazsınız. Salonda, Hispaniola’dan gelen 2,8 kilo ağırlığındaki mavi kehribar, Japonya’da bulunmuş 1,3 kiloluk bir taş, binlerce karınca ya da yüzlerce sinek barındıran parçalar, on türden yüz hayvanı ihtiva eden bir ta, leguanları, gekkoları ve kurbağalan içeren örnekler yer almaktadır. Bunlar yüz milyonlarca yıl önce dünyaca yaşamış bitkilerle birlikte günümüze kadar en mükemmel biçimde muhafaza edilmiştir.

 

KAYNAK: Bilim ve Teknik

 

Yazar Hakkında

admin

%d blogcu bunu beğendi: