Evli çiftlerin, korunma olmaksızın gebe kalma oranı, her ay için %20 ka­bul ediliyor. Çiftlerin %85’i ilk yıl, %93’ü ise ikinci yıl sonuna kadar gebe kalıyor. Herhangi bir korunma yönte­mi olmaksızın, düzenli cinsel ilişkiye rağmen bir yıl içerisinde çocuk sahibi olunamaması durumuna “infertilite” yani kısırlık deniliyor. Kısırlık, evli çiftlerin % 10-15’inde görülüyor. Her ne kadar halk arasında yaygın olan bir inanca göre kısırlık kadın­dan kaynaklansa da, yapılan çalışmalar kısırlığa yol açan nedenlerin üçte birinin kadından, üçte birinin er­kekten ve üçte birinin de hem kadın hem erkek­ten kaynaklandığını gös­teriyor. Kısaca, kısırlık sorununda kadın ve er­kek etkenlerin yarı yarıya etkili olduğu kabul ediliyor.

Kısırlık, üreme organlarındaki doğuşsal bir sorundan kaynakla­nabildiği gibi, sonradan da oluşabili­yor. Bu nedenle, hastanın muayene ve tetkik bulgularının yanı sıra, özgeçmi­şinin de dikkatlice sorgulanması gere­kiyor. Geçirilmiş kabakulak, bazı ateşli hastalıklar, cerrahi girişimler, üreme organlarının maruz kaldığı darbeler, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar, kısırlığa yol açabiliyor. Ek olarak, bazı kimyasal maddeler, aşırı stres, uyuşturucu ilaç ve alkol kullanımı, cinsel ilişkinin zaman ve sık­lığı, ailede bu tip problemlerin varlığı da kişinin çocuk sahibi olma özelliğini etkileyen unsurlar arasında sayılıyor.

→ Kısırlık incelemesinde ilk erkek kontrol edilir

Yapılacak tetkiklerin daha kolay ol­ması ve hızlı sonuç alınması açısından, kısırlık incelemesinde ilk olarak erke­ğin kontrol edilmesi gerekiyor. Bu kontrol, üroloji uzmanı tarafından ya­pılır. Muayenede üreme organla­rına bakılarak, testislerin yerin­de olup olmadığı, boyutları, sperm kanalları, skrotum (torba) içinde genişlemiş damarların varlığı (varikosel) araştırılıyor. Er­keklerde ilk tetkik ola­rak meni tahlili, yani sperm sayımı (spermiogram) yapılıyor. Kanda veya menide spermlere yö­nelik antikorların varlığı da kısırlığa yol açabiliyor. Antisperm-antikor denen bu molekül­ler, spermlere bağlanarak hareke­tlerini ve yumurtayı döllemelerini engelliyor. Spermiogram tetkiki için 3 günlük cinsel perhizden sonra alınan meni incelenerek, hacmi, sperm sayısı, hareketliliği ve şekli değerlendiriliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği kriterlere uymayan spermiogramlar anormal kabul ediliyor ve bu kişilerin mutlaka bir üroloji uzmanı tarafından incelenmesi gerekiyor. Sperm sayımı­nın normal kriter olan 20 milyon/ml olması yeterli değil. Spermlerin hare­ket oranı ve görünümleri de önemli. Spermlerin yarıdan fazlasının hareket­li olması gerekiyor. İleri büyütmeli mikroskoplar kullanılarak incelenen spermlerin %14’den fazlasının kusur­suz bir yapıya sahip olması gerekiyor. Ancak spermiogramın normal olması, spermlerin doğal şartlarda kadın yu­murtasını dölleyebileceğini göstermi­yor. Tam tersine, spermiogramın normal kriterlerin altında olması da doğal yolla hamileliğin olmayacağı anlamına gelmiyor. Bu tetkik tek başına, kişinin çocuk sahibi olup olamayacağını kesin olarak göstermese de, kısırlığın ilk de­ğerlendirmesinde yapılan kolay ve ya­rarlı bir test olarak kabul ediliyor.

Erkeğe ait en sık kısırlık sebebi sperm sayısının azlığı (oligospermi), yokluğu (azospermi) veya hareketinde­ki yavaşlık (astenozospermi). Sperm hücrelerindeki yapısal bozukluklar da (teratozopermi) kısırlığa yol açabiliyor. Bu durumlarda, spermler kadının yu­murtasına ya hiç ulaşamıyor ya da ulaşsa da dölleyemiyor. Spermiogra­mm anormal olduğu durumlarda, ilk olarak buna neden olabilecek altta ya­tan hastalıklar araştırılıyor. Çeşitli hor­monal ve kalıtımsal hastalıklar, sperm üretimini bozarak kısırlığa neden ola­biliyor. Y kromozomundaki anormal­likler, embriyoda testis gelişimini boza­rak testosteron (erkeklik hormonu) sentezini ve sperm üretimini olumsuz etkiliyor. Kadında veya erkekte sperm­lere karşı antikorun varlığını anlamak için “antisperm antikor testi” yapılı­yor. Ultrasonografiyle testislerin yapı­sı, boyutu, testis damarlarındaki geniş­lemeler (varikosel) ve sperm kanalla­rındaki darlıklar hakkında bilgi elde ediliyor. Kısırlığa yol açan altta yatan bir neden bulunduğu durumlarda ilk olarak bunların tedavi edilmesi gereki­yor. Ancak tüm araştırmalara rağmen kısır olan erkeklerin %70-80’inde altta yatan bir hastalık bulunamıyor. Erkekten kaynaklanan kısırlık durumların­da, sperm sayı ve kalitesini artırabile­cek bazı ilaçlar kullanılıyor. Kan östrojen (dişilik hormonu) düzeyini azaltan klomifen, tamoksifen ve anastrozol gi­bi ajanlar en sık kullanılan ilaçlar ara­sında. Hormon yetmezliği belirlenen durumlardaysa testosteron düzeyini artıran tedaviler uygulanıyor. Testoste­ron doğrudan verilebileceği gibi, kan testosteron düzeylerini artıran beta HCG adlı hormon tedavisi de uygula­nabiliyor. Hormon tedavileri, ancak hormon yetmezliklerine bağlı olan kı­sırlıkta, yani vakaların sadece %3’ünde faydalı olabiliyor. Yapılan araştırmalar, ilaç tedavilerinin sperm sayısını ve ha­reketini artırdığını, ancak gebelik ora­nını çok yüksek oranda artırmadığını gösteriyor.

→ Kısırlık incelemesinde ikinci aşama kadının kontrol edilmesidir

Kısırlık sorunu yaşayan çiftlerde, eğer erkeğin muayene ve meni tahlilinde anormal bir bulguya rastlanmazsa, kadının tetkikleri başlatılıyor. Gebelik oluşumu için, erkeğin döl hücresi olan spermin, kadın yumurtalığında oluşan yumurtayla birleşmesi gerekiyor. Bu birleşmenin gerçekleşebilmesi için, spermin yanı sıra sağlıklı bir yumurtanın varlığı da oldukça önemli. Normal şartlarda bu birleşme kadının yumurta­lık kanalında (fallop kanalında) meydana gelir. Yumurta ve spermin karşı­laşması ve döllenen yumurtanın rahime ulaşabilmesi için bu kanalların açık ve sağlıklı olması gereklidir. Gebeliğin devamlılığı için gerekli diğer şart da sağlıklı bir rahimin varlığı. Kadına bağ­lı kısırlığın incelenmesinde, yumurta oluşumu, tüplerin açıklığı ve rahimin durumunun anlaşılması gerekiyor. Yu­murta, tüp veya rahimle ilgili sorunlar­da gebelik sağlanamıyor. Kadının yaşı da gebeliği etkileyen önemli bir unsur olarak kabul edilmektedir. Yaşın ilerleme­siyle birlikte gebe kalma oranında dü­şüş görülüyor. Otuz beş yaşından son­ra gebelik ihtimali azalmaya başlıyor ve 40 yaşından sonra bu şans önemli ölçüde düşüyor. Kırk yaşın üzerindeki kadınlarda, adetleri düzenli olsa dahi gebe kalma oranı %10’a iniyor. Bu yaş­lardan sonra yumurtlama olsa dahi, ol­gunlaşması ve döllenme kapasitesi aza­lıyor. Buna ek olarak, gebelik sağlansa bile bebekte genetik bozukluk olma ih­timali yükseliyor. Doğan çocuğun Down Sendromu olma ihtimali, gebelik yaşı 20 olan bir kadında 1/1667 iken, 45 yaşındaki bir kadın için bu oran 1/30. Bu nedenle ileri yaşlardaki gebe­liklerin çok yakın takibi gereklidir.

Kısırlık sorunu yaşayan çiftlerin te­davisindeki esas prensip, altta yatan sebebin ortaya konulması. Kısırlıkların bir kısmı hormonal tedavi veya cerrahi müdahaleyle düzeltilebiliyor. Hormon yetmezliğine bağlı kısırlıkta, FSH ve LH hormonları sayesinde oldukça ba­şarılı sonuçlar alınabiliyor. Kadın üre­me kanallarındaki tıkanıklıklar veya erkekte varikosel gibi sorunlara bağlı kısırlıkta cerrahi girişimler oldukça ba­şarılı sonuçlar veriyor. İlaç tedavisi ve­ya cerrahi girişimlerle gebeliğin sağla­namadığı durumlarda yardımcı üreme teknikleri kullanılıyor. Rahim içi aşıla­ma, bu yöntemlerin ilki. Bu yöntemde, erkeğin spermleri işlemden geçirilerek kadının rahimine yerleştiriliyor. Diğer yardımcı üreme teknikleri arasında IVF (invitro fertilization-tüp içinde döllenme) ve ICSI (Intra cytoplasmic sperm injection – yumurta sitoplazmasına sperm enjeksiyonu) gibi yöntemler geliyor. Hiçbir üreme yönte­mi doğal gebeliğin yerini tutmasa da, son çare olarak denenmesi gerekiyor.

KISIRLIĞA YOL AÇAN NEDENLER

Varikosel Nedir?

Erkeklerde kısırlık yapan sorunlardan birisi de varikoseldir. Kasıkta ağrı ve testis üzerinde şişlikle kendini gösteren varikosel, genellikle genç erkeklerde ve sol tarafta görülür. Varikosel, testislerin üzerindeki toplardamarların genişle­mesine denir. Muayenede varikosel, testisin hemen üzerinde yumuşak bir kitle olarak ele ge­liyor ve ağrıya yol açabiliyor. Varikoselin oluşum mekanizması tam olarak bilinmese de, çeşitli te­oriler var. Sol testisin kirli kanını toplayan top­lardamar, karın içerisinde sol böbrek toplarda­marıyla dik bir açıyla birleşiyor. Damarların içe­risinde bulunan ve kanın aşağı doğru geri kaçı­şını engelleyen kapakçıklarda yetmezlik olması ve yer çekiminin olumsuz etkileri, testis etrafın­daki toplardamarların genişlemesine neden olu­yor. Testislerden gelen kirli kanı taşıyan bu damarların genişlemesi, çeşitli mekanizmalarla testiste sperm üretimini olumsuz etkiler. Dolaşımı yetersiz olan toplardamarlarda biriken zehirli atıklar kimyasal etkiyle sperm sayısını azaltabili­r. Varikosele bağlı kan dolaşımındaki yavaşla­ma testislerde bölgesel ısı artışına yol açar. Bu ısı artışı da sperm üretimini düşürebilir. Bu olumsuz etkilerinden dolayı kısırlığa neden ola­bilen varikosel, cerrahi yolla tedavi edilmesi ge­reken bir durum. Kasıktan girilerek yapılan ame­liyatta, genişlemiş olan toplar damarlar bağlana­rak kesiliyor. Bu ameliyat sonrası sperm sayısın­da artış gözleniyor, 6-12 ay arasındaysa en yük­sek düzeye ulaşıyor.

Yumurtlamaya Bağlı Kısırlık

Yumurtalıklar (överler) rahimin her iki yanın­da bulunan ve yumurta oluşumunu sağlayan organlardır. Sağlıklı bir kadının yumurtalıklarında “folikül” denilen yapılar içerisinde yumurta olu­şur. Follüküllerden en çok olgunlaşanı çatlar ve açığa çıkan yumurta fallop tüpüne atılır. Bu şekilde her ay yumurtlama meydan gelmektedir. Yu­murta oluşumu, beyinden salgılanan FSH adlı hormonla tetiklenir. Yine beyinden salgılanan LH adlı bir hormon da yumurtayı barındıran folikülleri çatlatarak yumurtlama olmasını sağlar. Yumurtalığın tek görevi yumurta oluştur­mak değildir. Diğer göreviyse östrojen ve progeste­ron hormonlarını salgılamak. Bu hormonlar, FSH ve LH hormonlarının kontrolünde salgılanı­r ve yumurtanın döllenmek için olgunlaşması­nı sağlar. Ek olarak, döllenmiş yumurtanın rahime naklini sağlayan fallop tüplerini ve rahimi gebeliğe hazırlar.

Yumurtlama sorunları, kadılardaki kısırlık nedenlerinin %25’ini oluşturur. Yumurtalıkla­rın doğuştan yokluğu, yumurtalıkları kontrol eden ve beyinden salgılanan hormonların yetersizliği veya yumurtalık hastalıkları kısırlığa yol açar. Beyinden salgılanan ve süt üretimini tetikleyen “prolaktin” adlı hormonun fazla üretil­mesi de yumurtalığın işlevini bozarak kısırlık ya­par. Yumurtlamayla ilgili sorunların başında hormon üretimindeki yetersizlik gelir. Beyinde hormon üreten merkezlerle ilgili hastalıklar, hormonların yeterince salgılanmasını engeller ve yumurtlama döngüsünün bozulmasına neden olur. Aşırı kilo, psikolojik stres, çeşitli ilaçla­rın kullanımı ve polikistik over hastalığı, beyin­den salgılanan FSH ve LH gibi hormonları olum­suz etkiler. Yumurtlamayla ilgili sorunların tes­piti, buna bağlı kısırlığın tedavisi için oldukça önemli. Spermle yumurtanın birleşmesi fallop tüple­rinde gerçekleşir. Döllenen yumurta fallop tü­pünde 3-4 gün geçirdikten sonra rahime gide­rek, endometrium denilen iç tabakaya yerleşi­r. Östrojen ve progesteron, rahimi bu yapış­maya hazırlar. Olası bir gebelik için rahim du­varı kalınlaşır ve kanlanma artar. Eğer döl­lenme olmazsa östrojen ve progesteron hormonlarının seviyesi düşerek rahimin iç tabakasının dökülmesine yol açar. Her ay tekrarlayan bu durum, kadının adet görmesine yol açar. Döl­lenme olduğu zaman adet kanaması görülmez. Kadınlarda, sağlıklı yumurtlama olup olmadığı­nın göstergelerinden biri, düzenli adet görmesidir. Vücut ısısı ölçümüyle de yumurtlamanın gerçek­leşip gerçekleşmediği anlaşılabiliyor. Yumurtla­ma gerçekleştikten hemen sonra vücut ısısı 0.5° C artar. Adet döneminin ilk gününden itibaren vücut ısısının ölçülmesi sayesinde yumurtlamanın olduğu gün tespit edilebiliyor. Ancak bunun doğrulanması için kanda veya idrarda LH hormo­nuna bakılması gerekir. Beklenen adetten bir­kaç gün önce rahim iç yüzünden alınan (endo­metrial) biyopsiler yumurtlamanın olup olmadığı konusunda yardımcı olur. Kanda bakılan pro­gesteron hormonu düzeyi de yumurtlama hak­kında bilgi verir. Ayrıca ultrasonla folikül geli­şimi ve yumurta oluşumu takip edilebilir.

Tüplere Bağlı Kısırlık

Kadınlarda kısırlığa yol açan nedenlerin yak­laşık dörtte birini, “fallop tüpleri” denilen ince kanalların tıkanıklığı oluşturuyor. Erkeğin sper­miyle kadının yumurtası bu ince kanallarda, yani tüplerde birleşir. Daha sonra oluşan embriyo, bu tüplerin içerisinden ilerleyerek rahime iner. Bu tüplerin kısmen veya tam tıkalı olması, em­briyonun rahime olan yolculuğunu engelleyerek kısırlığa yol açmaktadır. Rahim iç duvarını kaplayan endometrial hücrelerin, rahim dışarısında, örne­ğin tüplerde oluşmasına bağlı olarak görülen “endometriozis” hastalığı, tüplerin tıkanmasına ve kısırlığa yol açar. Dış gebelik, geçirilmiş ge­nital enfeksiyonlar ve ameliyatlar da tüpleri tıka­yan nedenlerin arasında sayılır. Rahim içeri­sinden tüplere gönderilen özel ilaçlar sonrasında çekilen röntgen filmleriyle tüp tıkanıklığı teşhis edilebiliyor. Ek olarak, laparoskopi denilen ka­palı ameliyatla karın içerisine girilerek tıkalı tüpler görülebiliyor. Bu yöntem sadece teşhis amaç­lı değil, aynı zamanda tedavi amaçlı da kullanılı­r. Kapalı ameliyatla, tıkalı olan tüplerin açıl­ması mümkün olabiliyor. Tüpler, ileri derece tı­kalıysa ve cerrahi yöntemlerle açılamıyorsa, ge­belik için tüp bebek, mikro enjeksiyon gibi ileri üreme tekniklerinin kullanılması gerekir.

Rahime Bağlı Kısırlık

Rahimdeki yapısal bozukluklar, yapışıklıklar, polipler veya miyomlar kısırlığa yol açabiliyor. Kadınlaraki tüm kısırlık nedenlerinin %5’ini rahi­me bağlı bozukluklar oluşturur. Rahim içerisinde veya rahim ağzında (serviks) oluşan düz kas içeren yapılara miyom denilir. Kanamala­ra ve ağrıya neden olabilen miyomlar neredeyse her 5 kadından birinde görülür. Ancak çok bü­yük olan miyomlar, embriyonun rahime tutunma­sını engelleyerek düşüklere ve kısırlığa yol açar. Jinekolojik muayene ve ultrasonografiyle miyomların tanısı kolaylıkla konulabiliyor. Cerra­hi müdahaleyle miyomlar alınabilir. Rahimin anne karnındaki gelişimi sırasında meydana ge­len çift rahim, rahim perdesi gibi yapısal bozuk­luklar da kısırlığa yol açar. Histerosalpingografi denilen bir tetkik sayesinde bu tür yapısal bo­zukluklar teşhis edilebilir. Fiber optik ışıklı özel bir cihazla rahim içerisine girilerek, yapısal bozuklukları, miyomları veya polipleri doğrudan görmek mümkün. Histeroskop denilen bu cihaz sadece teşhis amaçlı değil, aynı zamanda tedavi amaçlı olarak da kullanılabiliyor.

Polikistik Over Hastalığı

İlk olarak 1935 yılında tanımlanan “polikis­tik over (yumurtalık) hastalığı”, yumurtalıkta çok sayıda kistin oluşması, yumurtalığın büyü­mesine yol açarak işlevini yerine getirmesini engelleyen bir hastalık. Bu hastalıkta, beyinde­ki LH ve FSH hormonları yeterince salgılanmaz ve yumurtlama olmaz. Hormonal denge­sizlik sonucunda oluşan polikistik over hastalı­ğına yol açan nedenlerin başında aşırı kilo ge­lir. Şeker hastalarında da bu hastalığa sık rastlanıyor. Polikistik over hastalarında, yu­murtlama olmadığı için, yumurtalıktan salgıla­nan östrojen hormonu seviyesi giderek artar. Bu hormonun kontrolsüz artışına bağlı olarak yumurtalıklarda kistler oluşur ve yumurtalık büyür. Yüksek östrojen düzeyine bağlı ola­rak, rahimin iç tabakası (endometrium) sürekli uyarılarak kalınlaşıyor. Kalınlaşan rahim duva­rı, düzensiz kanamalara yol açar. Uzun dö­nemdeyse rahim kanserine bile neden olabili­yor. Bütün bu değişimler sonuçta kısırlığa yol açar. Bu hastalık, adet düzensizliği, aşırı kıllanma, göğüslerden süt gelmesi, kilo artışı gibi şikayetlere yol açar. Muayene ve ultrasonografiyle hastalığın teşhisi konulabiliyor. Hastalı­ğın tedavisindeki en önemli unsur, fazla kilola­rı vermek. Buna ek olarak, yumurtlamayı uya­ran çeşitli hormon tedavileri de uygulanıyor.

 

KAYNAK:
BİLİM VE TEKNİK/ Doç.Dr. Ferda Şenel Ankara Dr. Sami Ulus Çocuk Hastanesi, Üroloji Bölümü, OCAK 2007

 

KISIRLIK NEDİR? NASIL ANLAŞILIR? KISIRLIĞA YOL AÇAN NEDENLERhttp://bilgikapsulu.com/wp-content/uploads/2017/05/kısırlık.jpghttp://bilgikapsulu.com/wp-content/uploads/2017/05/kısırlık-150x150.jpgadminSağlıkastenozospermi nedir,azospermi nedir,folikül nedir,KISIRLIĞA YOL AÇAN NEDENLER,oligospermi nedir,Polikistik Over Hastalığı Nedir,Rahime Bağlı Kısırlık Nedir,Spermiogram nedir,teratozopermi nedir,Tüplere Bağlı Kısırlık Nedir,varikosel nedir,Yumurtlamaya Bağlı Kısırlık Nedir  Evli çiftlerin, korunma olmaksızın gebe kalma oranı, her ay için %20 ka­bul ediliyor. Çiftlerin %85’i ilk yıl, %93’ü ise ikinci yıl sonuna kadar gebe kalıyor. Herhangi bir korunma yönte­mi olmaksızın, düzenli cinsel ilişkiye rağmen bir yıl içerisinde çocuk sahibi olunamaması durumuna “infertilite” yani kısırlık deniliyor. Kısırlık, evli çiftlerin %...Bilim Sağlık Yaşam Teknoloji Güncel ve daha fazlası