Bilim tarihinde, pek az bilim adamı Louis Pasteur ölçüsünde insan yaşamını doğru­dan etkileyen buluşlar ortaya koymuştur. Günlük dilimize bile geçen “pastörizasyon” terimi, onun buluşlarından yalnızca birini dile ge­tirmektedir. Kristaller üzerindeki kuramsal çalış­malarının yanı sıra kimi hastalıklara bağışıklık sağlama yolundaki çalışmaları, bu arada özellikle “şarbon” (antraks) denilen koyun ve sığır­larda görülen bulaşıcı hastalıkla kuduza karşı ge­liştirdiği aşı yöntemi ona dünya çapında ün ka­zandırmıştır. Kendi kurduğu “Pasteur Enstitüsü’ dünyanın önde gelen araştırma merkezlerinden biridir. Bugün Fransa’da pek çok bulvar ve alan onun adını taşımaktadır. Fransızların gözünde Pasteur ulusal bir kahramansa, bunun nedeni onun yalnızca büyük bir bilim adamı olması de­ğil, aynı zamanda, yaşamı boyunca ortaya koy­duğu özveri ve insanlığa hizmet tutkusudur

1822’de Fransa’nın Dole kentinde doğdu. Louis Pasteur, Fransız Devrimiyle özgürlüğü­ne kavuşan bir kölenin torunuydu. Babası, Napolyon ordusunda üstün atılım gücüyle “Legion d’honeur’ alan bir subaydı Baba Pasteur’ün, Napolyon’un düşmesiyle ordudan ayrılmasına kar­şın imparatorun anısına beslediği derin bağlılık duygusu, ilerde oğlu Louis’nin olağanüstü direnç ve yeteneklerini de yönlendiren katıksız yurtse­verliğe dönüşmüştü.

Geçimini dericilikle sağlayan Pasteur ailesi yoksuldu, ama çocuklarının eğitimi için her türlü sıkıntıyı göze almıştı. Louis daha küçük yaşların­da güçlükleri göğüslemede sergilediği direnç ve istek gücüyle dikkatleri çekiyor, coşkuyla başla­dığı okul öğreniminde kendisiyle birlikte kardeşle­rinin de başarılı olması için uğraş veriyordu. Ger­çi okulda pek parlak bir öğrenci değildi; dahası, ilk gençlik yıllarında ileride büyük bilim adamı olacağını gösteren bir belirti de yoktu ortada. Tam tersine, Louis’nin belirgin merakı portre çiz­mekti. Üstün bir yeteneği yansıtan tabloları bu­gün de Pasteur Enstitüsü’nde asılı durmaktadır.

Louis 19 yaşına geldiğinde sanatı bırakır, bili­me yönelir. Başlangıçta öğretmenlerinin yönlen­dirmesiyle öğretmen olmaya karar verir ve ünlü eğitim enstitüsü Ecole Normale Superieure’e baş­vurur. Giriş sınavını kazanmasına karşın, mate­matik, fizik ve kimyada derslere daha hazırlıklı başlamak için öğrenimine bir yıl sonra başlar. Amacı iyi bir öğretmen olarak yetişmektir. Ne var ki öğrenimini tamamladığında tüm ilgi ve coşku­sunun bilimsel araştırmaya yönelik olduğunu fark eder. Kristaller üzerindeki ilk çalışmaları onu bir anlamda büyülemiştir, öğrencinin özgün düşün­me ve kavrayış gücünü sezen kimya profesörü onu basit araçlarla yem kurduğu laboratuvarına araştırma asistanı olarak alır. Bu genç bilim adamının hayal bile edemediği bir fırsattır. Pasteur hemen çalışmaya koyulur, ilk aşamada tartarik asit kristalleri üzerindeki optik deneylerini yoğun­laştırır.

Çok geçmeden bilim çevrelerinin dikkatini çe­ken buluşları, kimi tanınmış bilim adamlarının teş­vikiyle Fransız Bilimler Akademisi’ne sunulur. Pasteur, bilim dünyasınca tanınma yolundadır; ama Eğitim Bakanlığı onu bir ortaokula öğretmen olarak atamakta ısrarlıdır. Akademinin ve kimi bi­lim adamlarının giderek artan baskısına daha fazla karşı koyamayan Bakanlık bir yıl sonra Pas­teur’ün Strasbourg Üniversitesine yardımcı profe­sör olarak dönmesine izin verir.

Pasteur’ün bir özelliği de kararlı olması, du­raksamalarla vakit öldürmemesiydi. Üniversiteye gelişinin daha İlk haftasında rektöre kızıyla evlen­mek istediğini bildirir. Başvuru mektubu ilginçtir.

“Saklamama gerek yok. Tümüyle yoksul bir kimseyim. Tek varlığım sağlığım, yürekliliğim ve üniversitedeki işimdir. Geleceğim, şimdiki eğili­mim değişmezse, kimyasal araştırmalara adan­mış olacaktır. Çalışmalarımdan beklediğim sonucu alırsam ileride Paris’e yerleşmeyi düşünüyorum. İsteğimi olumlu bulursanız, resmî evlenme önerisi için babam hemen Strasburg’a gelecektir.

İstek olumlu karşılandı. Pasteur, yaşamı bo­yunca tüm bilimsel çalışmalarında kendisine des­tek veren, tutku ve sorunlarını paylaşan Marie Laurent’le 1849 da yaşamım birleştirdi. Bayan Pasteur, gerçekten özveri ve sevgi bağlılığıyla olağanüstü bir eşti. Ne yazık ki mutlu evlilik yıl­ları sonra trajik bir dönemden geçer. Pasteurler dört çocuklarından üçünü, küçük yaşlannda tito ve benzer hastalıklar nedeniyle yitirirler. Geriye kalan oğulları yirmi yaşında iken 1871 savaşında Almanlara esir düşer. Pasteur bilimsel çalışmala­rını bir yana iterek eşiyle birlikte oğlunun dönü­şünü bekler, Fransa’nın yenilgisiyle birlikte cep­heden kaçan binlerce genç arasında oğlunu ara­maya koyulur. Sonunda bulunduğunda, oğlan bitkin ve ağır yaralıdır. Pasteur Almanları hiçbir zaman bağışlamadı, öyle ki yıllar sonra bilimsel başarıları için Alman hükümetinin önerdiği madal­yayı bile kabul etmedi.

Şimdi Pasteur’ü bilimin öncüleri arasına yük­selten bilimsel çalışmalarına değinelim.

Pasteur’ün yaşamımızı bugün de etkileyen buluşlarından biri fermantasyon (mayalanma) olgusuna ilişkindir. “Fermantasyon” terimi bilindiği gibi, kimi maddelerde oluşan bir değişiklik süre­cini dile getirmektedir. Örneğin şarap, üzümden bu işlemle elde edilir, istenirse gene bu işlemle sirkeye dönüştürülebilir. Aynı şekilde, sütün şeke­ri laktik aside dönüştüğünde süt ekşir. Yumurta ve et türünden maddeler de fermantasyonla bo­zularak yenmez hale gelebilir.

Üretimi fermantasyona dayanan şarap, Fran­sa’da çok önemli bir konuydu. Ne var ki bu işle­min güvenilir teknolojisi henüz yeterince bilinmi­yordu. Göreneklere bağlı yöntemler her zaman istenen sonucu vermiyor, kimi zaman şarap yeri­ne sirke ya da kullanıma elvermeyen bozuk bir sıvı elde ediliyordu. Sorunu ilk kez Pasteur bilim­sel olarak incelemeye başladı. Sonunda ulaştığı açıklama (fermantasyonun mikrop teorisi) geçerli­ğini bugün de korumaktadır. Buna göre, doğada organik maddelerdeki hemen tüm değişiklikler gözle görülemeyen birtakım küçük canlılar tarafından oluşturulmaktadır. Pasteur bu mikroorganizmaların ısıyla kontrol altına alınabileceğini gös­tererek, şarap üretimini sağlam bu yöntemle gü­venilir kılmakla kalmaz, “pastörizasyon” dediğimiz işlemle modern süt endüstrisine de yol açar.

Pasteur’ün önemli bir başka çalışması da ipekçiliği büyük bir sıkıntıdan kurtarmasıydı. Has­talıklı ipek böcekleri, üreticileri sık sık büyük ka­yıplara uğratıyordu. Mikrop teorisiyle ünlenen Pasteur’den soruna çözüm bulması istenir. Bilim adamı, her zamanki yoğun ve dikkatli yaklaşımıy­la sorunu değişik boyutlarıyla inceler. Sağlıklı ipek böceği yumurtalarını seçmede “pratik” diye­bileceğimiz bir yöntem oluşturarak, ipekçiliği gü­venilir bir üretim teknolojisine kavuşturur.

Pasteur’ün başarıları bir tür zincirleme tepki içinde birbirine yol açmaktaydı. Kristaller üzerindeki çalışmaları onu canlı yaşamın gizemi soru­nuna götürmüştü. Canlılar üzerindeki incelemeleri ise onu fermantasyonu açıklayan mikrop teorisine ulaştırmıştı. Doğruluğundan artık kimsenin kuşku duymadığı bu teori başlangıçta tepkiyle karşılanmıştı. Pek çok kimse için öyle bir düşünce, uy­durma bir açıklama olmaktan ileri geçemezdi. “Spontane üreme’ diye bilinen yerleşik görüşe göre kurtçuk, tırtıl, tenya, sinek, fare vb. yaratık­lar elverişli koşullarda kendiliğinden oluşmaktay­dı. Oysa Pasteur “kendiliğinden oluşumu” mikroskobik organizmalar için bile olanaksız görüyordu.

Mikrop teorisinin, özellikle bulaşıcı hastalıkla­rın denetim altına alınması yolunda yeni araştırmalara yol açması kaçınılmazdı. Pasteur, çok geçmeden şarbonun yanı sıra kangren, kan ze­hirlenmesi, lohusa humması vb. hastalıklar üze­rinde de araştırmalarını yoğunlaştırdı. Onun çar­pıcı bir başarısı da kuduza karşı oluşturduğu aşı­dır. Kuduz, özellikle köpeklerin taşıdığı ölümcül bir hastalıktır. Pasteur’e gelinceye dek kuduza karşı bilinen tek çare ısırılan yerin kızgın bir de­mirle derinlemesine dağlanmasıydı. Kaldı ki ge­cikme halinde bu yöntemin, hastanın canını yak­ma dışında bir etkisi olmadığı da biliniyordu. Pasteur hayvanlar üzerinde denediği, ama in­sanlara henüz uygulamadığı aşısıyla dokuz ya­şındaki bir çocuğun yaşamını kurtardı. Azgın bir köpeğin on dört yerinden ısırdığı çocuğa kızgın demir uygulaması yapılamazdı. Umutsuz annenin çırpınışına dayanamayan Pasteur aşısını ilk kez bu çocukta denemekten kendini alamaz. Sonuç çocuk için kurtuluş, gelecek kuşaklar için bir müjde olur Büyük bilim adamı ölümünden önce yaşam felsefesini şöyle özetlemişti.

Hiç kuşkum yok ki bilim ve barış, cehalet ve savaşı yok edecektir. Ulusların; yıkmak, yok etmek için değil, yaşamı yüceltmek için birleşeceğine, geleceğimizi bu yolda uğraş verenlere borçlu olacağımıza inanıyorum.”

Louis Pasteur,28 Eylül 1895 yılında Fransa’nın Saint-Cloud kentinde öldü.

 

LOUİS PASTEUR KİMDİR, HAYATI, BULUŞLARI, KUDUZ AŞISIhttps://i1.wp.com/bilgikapsulu.com/wp-content/uploads/2017/04/pasteur-ana.jpg?fit=405%2C407https://i0.wp.com/bilgikapsulu.com/wp-content/uploads/2017/04/pasteur-ana.jpg?resize=150%2C150adminKim Kimdirantraks,fermantasyon,fermantasyonun mikrop teorisi,kan ze­hirlenmesi,kangren,kuduz aşısı,kuduz aşısını kim buldu,lohusa humması,Marie Laurent,pastörizasyon,pastörize işlemi,şarbonBilim tarihinde, pek az bilim adamı Louis Pasteur ölçüsünde insan yaşamını doğru­dan etkileyen buluşlar ortaya koymuştur. Günlük dilimize bile geçen “pastörizasyon” terimi, onun buluşlarından yalnızca birini dile ge­tirmektedir. Kristaller üzerindeki kuramsal çalış­malarının yanı sıra kimi hastalıklara bağışıklık sağlama yolundaki çalışmaları, bu arada özellikle 'şarbon” (antraks) denilen koyun ve sığır­larda...Bilim Sağlık Yaşam Teknoloji Güncel ve daha fazlası