Güncel Kim Kimdir

LUDWİG VAN BEETHOVEN

Tarafından yazılmıştır admin

O dünya seslerini duymadığı halde, uzay boşluğundaki sonsuz ve dingin senfonik melodiyi duyan ve onu kardeşlerine iletmeye uğraşan bir insanoğludur.

Yaşlı takvim, XVIII. yüzyıldan daha yetmiş yıl geçtiğini gösterir, günümüz Batı Almanya’sının Başkenti Bonn’da bir çocuk dün­yamıza doğar. Ne gariptir ki o zamanda Bonn, yine böyle bir rastlantıyla Kolonya Başpiskopos­luğunun Başkentidir. Orta halli müzisyen bir aileden gelen Beethoven, dinsel ve siyasal yönlerden karmakarışık bir ortamın içinde bulur kendini. Almanya bölük, pörçük ve darmadağı­nıktır. Bonn’un Piskopos prensi Maximilien Franz, kendi ülkesinde düşünce özgürlüğü yanlısı olarak ilk üniversiteyi açan bir kraldır. Buna rağmen halk, Fransız Devriminin öncesi ve sonrasın­daki olaylarla demokratik yönetim ve özgürlük özlemi içinde yanmaktadır. Küçük sanat yol­cusu, henüz on bir yaşındayken ilkokul aşaması sayılan bir kursu bitirir fakat öğrenimini daha fazla sürdürme olanağı bulamaz. Artık yaşamını kendi kazanmak zorundadır. Ailece, oğulun da babası gibi bir müzik sanatçısı olması kararlaştı­rılır. Doğaldır ki ilk hocası babası olur.

Büyük Devrim’in arifesinde tüm Avrupa ve Kolonya, sınır tanımaz bir akımın saldırısına uğrar. Bu bir kültürel çeviri akımıdır. Nitekim Lâtin ve Yunan klasikleri, Milton ile Shakespeare’in eserleri peş peşe Almancaya çevrilir. Hepsi de yerli şair Goethe, Schiller ve Mathison’un şiirleriyle beraber elden ele dolaşırlar. Duygulu genç sanatçı adayı, on yedi yaşında müzik ve kültür çalışmalarını sürdürmek üzere Viyana’ya gider. Hemen arkasından dünyadaki en değerli varlığı annesini bir hastalık sonucu yitirir.

O sıralar Amerika’da bağımsızlık savaşları verilir. Fransa’da Krallıkla Bastille yıkılır ve Cumhuriyet ilân olunur. Genç Beethoven’in üniversite yılları, siyasal akımlarla beraber çağ­daş kültür ve sanat çevrelerince de beslenmek­tedir. Şimdi o da Washington, Lafayette ve Napolyon gibi insan hak ve özgürlüklerine susamış ve onların elde edilmesi için gönülden savaşa inanmıştır. Esasen bir sanatçının hayal ve ülküsü, tutsak uluslara bir kurtarıcı ve örnek yaratmaktır. İşte ilk bestesinin şiiri “Özgür Adam” başlığını taşır ve “Kimdir özgür adam sayılan, Yalnız kendi iradesine dayanan, Zalimin keyfine hiç yaramayan”, dizeleriyle sürer gider. Yaş yirmi ikiyi bulunca “Ren” bölgesinden büsbü­tün koparak Viyana’ya yerleşir. Müziğin sesler dünyasında yeni yaratıcılık yılları başlamıştır. Düşünsel bir yüceliş içinde 1’incıden başlayarak benzersiz senfonilerini birbiri ardına sıralar. Hatta 3 Nolu “Eroica” senfonisini, çağın kahra­manı Napolyon’a, yüzyılın bitimine iki yıl kala adıyla sunar. Ama O fatihin adı, zamanla “Kahraman”dan “despot’a dönüşünce bu sunuş eserin başından silinir. Yerine tüm insanları, zorbalık yönetiminden kurtaracak “Bilinmeyen Kahraman”a adanır.

Beethoven’in Avusturya’da geçen 35 yıllık eser verme dönemi, insanlığın kişisel özgürlük ve aydınlık uğrunda verdiği sayısız savaşların yoğun bir kesitine rastlar. Zamanında yaygın bir Mozart, Haydn etkisi vardır. Halbuki onun kişisel üslûbunda beliren insancıl ve felsefi görüşler Tanrısal seslere bürünür. Oradan kesin bir açık­lıkla gönül kulaklarına kavuşur. Eski gözle sesler artık ortalıktan silinir ama kendisiyle dış dünyası arasına kalın bir duvar çekilmektedir. Sanatçı toplumdan ve kişilerden kaçarak kendi öz dünyasına çekilir. En acısı, bestelediği eşsiz melodileri duyamaz bile, sağırlaşma gittikçe artar.

On dokuzuncu yüzyılın başlarında Osmanlı Padişahı II. Mahmut’tur. Dönemin tarihçisi Hammer Viyana’da Beethoven’le tanışır. Tür­kiye, İran ve Hindistan’ı kapsayan doğu tarihi, edebiyatı ve felsefesiyle ilgilenir. Doğu eserleri ve Mehter müziğinden esinlenerek 4 Türk Marşı bestelediğini bir notunda belirtmektedir. Ayrıca dostu filozof Kant’ın şu cümlesini bir mektubun­da: “İçimizde ahlâkın kanunu ve üstümüzde yıldızlı sema” diye yineler. Schiller’in “Neş’eye Şarkı” adlı şiirini metin seçtiği son bölüm korosuyla 9. senfoni yeryüzüne bıraktığı kardeşliğin ölmez armağanlarından biridir. Bu büyük 26 Mart günü 1827’de yaşama gözlerini yumdu. Çoğu acılarla geçen 56 yıllık bir ömür sona ermişti, daha “ölmez Sev­gilisini bile açıklamaya zaman bulamadan…”

Viyana’daki taze mezar çevresinde toplaşan sevenlerine bir şair dostu şöyle sesleniyordu: “Şu karmakarışık zamanda, eğer gönüllerimizde bi­razcık birleşme duygusu varsa, onun kabri başında toplanalım ve düşünelim ki aşıklarla kahramanlar, sanatçılarla peygamberler niçin yaratılmışlardır? Zira şu yıkık ve zavallı insan­lar, kendilerine dönsünler ve nereden gelip nereye gittiklerini anlasınlar diye…”

Yazar Hakkında

admin

%d blogcu bunu beğendi: