Bilim Kim Kimdir

LUİGİ GALVANİ VE ELEKTRİK BİLİMİNE YÖN VERENLER

Tarafından yazılmıştır admin

Eski devirlerden beri, bilim adamları, elektrik denilen o esrarengiz kuvveti anlamak, kavramak, çözümlemek ve kontrol etmek için çabalamaktadırlar. Bizi, elektriğin bu­günkü harikalarla dolu dünyasına eriştiren, sabırlı bir araş­tırma, yorulmak bilmez bir çalışma ve parlak buluşlar ile buldukları en küçük bilgileri titizlikle bir araya getiren ve kendilerinden sonra gelen araştırıcılar için önemli bir temel hazırlayan bir araştırıcılar zincirinin devamlı çalışmalarıdır. Ve böylece, yıllar yılı insanlık, Thales’den başlayarak, daha sonraki çalışmalara yolu açmış olan Galvani, Volta, Franklin, Coulomb, Oersted, Henry, Davy gibi dahilerin ürünlerini toplaya toplaya, modern dünya için kuvvetin anahtarını bulan, büyük Faraday’e kadar ulaşmıştır.

Galvanizm kuramı ve galvanik batarya sözlerini duymamış olan kim­se var mıdır? Halbuki pek çoğumuz, galvanize kelimesini kullanırken, hayvansal elektrik prensibini bulan ve galvaniz­min babası olan Bolonya Üniversitesi Pro­fesörü Luigi Galvani’yi hatırına bile getir­mez. Oysa Galvani, elektrik biliminin ilk öncülerinden biridir.

Elektrik kuvveti ve bunun özellikleri konusunun ilk defa 18. yüzyılda Galvani devrinde dikkâti çektiğini sanmak yanlış olur. Milâttan önce yaşamış olan Miletus’lu Thales bir kehlibar (amber) parçasını ipeğe sürterek diğer cisimleri çekme de­nemelerinden söz ediyordu.

Pavia’Iı Volta ve Bolonya’lı Galvani, yaşadıkları sürece, elektrik bilimini geliştirme konusunda, kendilerinden önceki yüzyıllar boyunca yapılmış olan­dan, daha çok katkıda bulunmuşlardır.

Luigi Galvani, 1737 yılında Bolonya’da doğdu. Son derece dindar bir kafa yapı­sına sahip olan Galvani Kiliseye girmek istiyor idiyse de, ailesi bu çocukça arzu­yu bastırarak Galvani’yi doktor olarak yetiştirdiler. Galvani’nin özel çalışma ala­nı anatomi idi ve zamanla, Avrupa’nın en eski ve en ünlü öğretim kurulularından biri olan Bolonya Üniversitesine Anato­mi Profesörü olarak atandı.

Galvani, Galeazzi adlı bir doktorun kızı ile evlenmişti. Rivayet edilir ki, gal­vanizm buluşunu, bizler bu hanımın göz­lemci bakışlarına ve kuvvetli sezilerine borçluyuz. Bayan Galvani, kocasının ma­sası üzerinde inceleme için parçalanmış olarak duran bir kurbağanın bacaklarının, elektrik cihazı ile temasta olan bir neşte­re değdiğinde, ihtilâç ile sarsıldığını gör­müştü. İşten dönen kocasına durumu an­latınca, Galvani, daha fazla deneme yap­mak üzere derhal işe koyuldu. Ölü kur­bağanın omur iliğinden pirinçten yapılmış bir tel geçirdi ve ayaklarının da demir levhaya dokunmasını sağladı. Tel, demir levhaya tutturulduğunda, kurbağanın ba­caklarında çarpıntılı hareketler oluştuğu­nu gözledi.

Buluş ile ilgili diğer bir rivayet de şöyle: Galvani, bakır bir tele bağlı bir yı­ğın kurbağa bacağını pencere demirine asmış. İki metalin sürtünmesinden kurba­ğanın bacaklarının oynadığını gözlemiş. İşte, bütün bu deneylerin sonucunda da, bilginin ismini alan, Galvanik Batarya bulunmuştur.

Galvani’nin kurbağa denemeleriyle uğ­raştığı sıralarda, Pavla’da fizik profesörü olan Volta, bu deneyleri ve buluşu inceli­yor ve kendi çabaları da Volta Bataryası (Volta Pili) şeklinde sonuca ulaşıyordu. Galvani ile aynı paralelde, iki metalin sür­tünmesinden elektrik elde edilebileceği gerçeğini doğruluyordu.

Volta, daire şeklinde bakır ve çinko parçaları alarak, bunları bir bakır bir çin­ko olmak üzere yan yana yerleştirdi ve aralarına aynı biçimde nemli kumaş par­çası koydu; pilin bir ucu çinko levhada, diğer ucu bakır levhada sona eriyor ve ikisi bir tel veya başka bir İletken ile birleştirildiğinde, devamlı olarak cereyan el­de ediliyordu. Elektriğin pil tarafından üretilmesi nedeni üzerinde uzun tartışma­lar oldu. Volta, kendisi de, bunun başka başka metallerin birbirine değmesinden oluştuğunu kabul ediyordu, fakat bu ara­da başka bir ekol bunu kimyasal bir ola­ya bağlamaktaydı.

Alessandro Volta

Bilim alanındaki çalışmaları birbirine bu kadar yakından bağlı olan bu iki bü­yük adamın, Galvani ile Volta’nm yaşantı­ları, gerçekte birbirinden çok farklı idi. Galvani, çok ender olarak, kendi doğduğu kentten uzaklaşmış; kendi ülkesinin dışı­na ise hiç çıkmamıştı. Oysa, Volta İsviçre, Hollanda, Almanya, Fransa ve İngiltere’yi dolaşmış; İngiltere’de Kraliyet Akademisi kendisine bir Copley Madalyası vermişti. Galvani, profesörlükten uzaklaştırılmış, hayatının son yıllarım üzüntü ve yoksul­luk içinde geçirmiş; öte yandan, Volta sa­dece İtalya’da ün kazanmakla kalmamış, bizzat Napolyon tarafından Paris’e davet edilmiş ve Avusturya İmparatoru tarafın­dan Padua Tıp Fakültesi Direktörlüğüne atanmıştı.

Galvani ve Volta bu araştırmalarla uğraşırlarken, çeşitli uluslardan çeşitli bilim adamları da aynı alanda çaba harca­makta idiler. Örneğin, Hollanda’da Von Kleist ve Leyden’li Musshenbrock, aynı zamanda «Leyden Jar» denilen elektrik bataryası şişesini bulmuşlardı. Yine aynı sıralarda, Coulomb, Poisson, William Watson ve Joseph Priestly tarafından da diğer faydalı çalışmalar yapılmakta idi. Keza, sonraları Amerikan Anayasasının kurucu­larından olan, Benjamin Franklin de önemli deneyler yapıyordu. Franklin’in fır­tınalı bir havada, çocukların oynadığı cins­ten bir uçurtma uçurarak, komşularım epeyce şaşırttığı ve eğlendirdiği söylenir. Fakat, bugün milyonlarca Amerikalı Franklin’in uçurtması ile alay etmek şöy­le dursun, sonraları paratonerin yapılma­sına yol açan bu deneyleri için Franklin’e müteşekkir olmuşlardır. Franklin’in uçurt­ması üzerinde sivri uçlu bir tel, ve uçurtmaya bağlı ipin aşağı ucunda, ipek kurdele ile izole edilmiş, bir anahtar bulunu­yordu. Uçurtmasını havalandırdıktan son­ra, Franklin parmağının oynak yeri ile anahtara vurarak kıvılcım oluşturabildiğini fark etti. Bunun üzerine, anahtardan Ley­den Jarına elektrik geçirerek, şimşek ve yıldırımın, gerçekte sıvı elektrik olduğunu kanıtladı.

Franklin’in deneyleri 1752 de yapıl­mıştı. Birkaç yıl sonra da, Galvani, «hay­vansal elektrik» denilen şeyi buldu. Kur­bağanın bacağıyla ilgili olayın, hayvanın dokularındaki elektrikten oluştuğu sonu­cuna vardı.

19. yüzyılın ilk çeyreğinde, Seebeck, Volta’nın deneyleriyle uğraşıyordu ve bir­birine bağlı çeşitli melallerden meydana gelen tam bir metal devrede, birleşme noktalan ayrı ısılarda tutulduğunda, cere­yan elde edilebileceğini bulmuştu. Daha sonraları, Peltia, iki ayrı metalin bağlantı noktalarından cereyan geçirildiğinde, bu bağlantı noktalarının, akımın yönüne gö­re, ısındığını veya soğuduğunu ortaya çı­karmıştı.

Yıllar sonra, Gaston Plante, pratik faydası olan ilk akümülatörü yaptı ve Faure bu yapıyı geliştirdi. Daha sonra ise, Plante ve Faure’den sonra gelen bilim adamları daha ileri çalışmalarla bunu dü­zelttiler ve bugün bildiğimiz akümülatör ortaya çıktı.

Galvani’nin buluşları hakkında yazmış olduğu bilimsel eser çok tutuldu ve birkaç kere basıldı. Galvani, deneylerine devam ederken, bir yandan da öğretim üyesi ola­rak görev yapıyor ve genellikle, saygıde­ğer bir Üniversite Profesörünün sakin ve olaysız yaşantısını sürdürüyordu. Fakat bu sakin yaşantı fazla sürmedi. Politika bilim ülkesini istilâ etti ve sonuç Luigi Galvani İçin felâket oldu.

Durumu anlayabilmek için, Galvani devrinde Avrupa kıtasının içinde bulundu­ğu duruma bir göz atmak yararlı olacak. Devir, «birleşmiş, tek bir İtalya» kurulma­sında yüz yıl kadar önce; İtalya birçok eyaletlerden meydana gelmiş, bazısı kü­çük, bazısı büyük, fakat hepsi birbirine düşman; hiçbiri ötekileri çekemiyor. Bu eyaletlerden Bolonya, yüzyıllardır Papa­ların nüfuzu altında bulunuyor. Fakat, iş­te bu sıralarda, başarılı bir devrim papa­ların nüfuzuna son verip, yeni Cisalpine Cumhuriyetinin temelini kuruyor.

Bütün vatandaşların genç Cumhuri­yete bağlılık yemini etmeleri istendiğinde, Galvani’nin dinî inanışları ağır bastı ve yeni Cumhuriyete bağlılık yemini etmeyi reddetti. Ona göre bu olayda Papa alda­tılmış, ihanete uğramıştı.

Luigi Galvani, Papalığa sadakâtinin cezasını çekmeğe hazırdı. Bolonya Üniver­sitesindeki görevinden azledilince kardeş­lerinin yanına sığındı. Mesleğindeki bu kötü sonuç beden sağlığını da etkiledi ve üzüntü ve utanç onu maddî ve manevî olarak kuvvetten düşürdü. Artık hayata karşı hiç bir ilgi duymuyordu. Bir süre sonra, yetkililer Galvani’nin insanlığa yap­tığı çalışmaların, papaya sadakâtinden üs­tün olduğunu kabul ederek, görevini iade etmek istediler. Ancak, teklif gecikmişti. Galvani, 1798 de Bolonyada öldü. Volta İse, daha otuz yıl yaşayarak, buluşlarına de­vam etti.

Galvani ve Volta’dan hemen sonra, elektrikle İlgili olarak, Hans Oersted gibi kişiler gelmiş ve bunların araştırmaları elektrikli telgrafın icadını ve Michael Faraday’i getirmiştir. Galvani öldüğünde ye­di yaşında olan Faraday, kendinden önce­kileri izleyerek elektrik konusuna eğildi ve ilk dinamoyu buldu.

Galvani’den sonra Volta tarafından ortaya konan Volta Bataryası (Volta Pili), 1802 de, en büyük İngiliz bilim adamların­dan biri olan Sir Humprey Davy tarafın­dan çok ilginç deneylerin konusu haline geldi. Kraliyet Enstitüsünde kimya konu­sunda konferanslar vermekte olan Davy, 2,000 pilden meydana gelen bir bataryada, her uca bir karbon çubuk bağlandığında, çok parlak bir ışık elde edildiğini buldu.

Elektrikli telgrafı da, büyük çapta, Galvani ve Volta’ya borçluyuz. Volta Ba­taryası, yine bu yönde bulgulara yol aç­mıştır. 1836’da, Daniel pillerinin bulunma­sına kadar pek az ilerleme olmuştur.

Galvani’nin diğer bir mirasçısı da Lord Kelvin’dir. Kelvin, ısının dinamik kuramının geliştirmiştir. Görülüyor ki, bugün bize kadar ulaşmış olan elektriğin geçirdiği bütün gelişmeler ve bugünkü ye­ni mucizeler bize hep Galvani’nin mirası­dır.

Yazar Hakkında

admin

%d blogcu bunu beğendi: