Bilim Nedir Son Makaleler

ÖLÇÜ BİRİMLERİ VE METROLOJİ

Tarafından yazılmıştır admin

İnsanlığın var oluşundan bu yana ölçmenin yaşamın her alanında varlığını hissettirdiği ve anlam kazandığını biliyoruz. Tarihi belgeler incelendiğinde insanoğlunun “her şey”i “bir şekilde” ölçtüğü, bu “bir şekil”inse medeniyetler kuruldukça, teknoloji ilerledikçe biçim değiştirdiği ve günümüzdeyse gözle görülemeyecek boyutlara ulaştığı görülüyor.

Eski Uygarlıklarda Ölçme

Ölçme ve ölçüm referans standartlarını oluşturma çalışmalarının, insanlık tarihi ile başladığı söylenebilir. Tarihçilerin bu konuda yaptıkları araştırmalarda ölçüm standartlarının oluşturulmasıyla ilgili ilk çalışmaların, önce Babil uygarlığında, daha sonra Mısır ve Roma uygarlıklarında yapıldığı görülüyor. Farklı uygarlıkların birbirinden bağımız geliştirdikleri ölçüm referansları, sonuçlar bakımından birbirine çok yakındır. İbrani kubiti ile Mısır kubiti arasındaki fark sadece 1 mm’dir. İlk tartı aletlerinin M.Ö 3500’lerde Eski Mısır’da kullanıldığını arkeolojik bulgulardan anlıyoruz. Bu dönemde metal ve taş ağırlıklar kefeli tartı aletlerinde kullanılıyordu. M.Ö 1900’lerde Babiller silindir şeklinde mühürlü ağırlıklar kullanmaktaydı. Aynı dönemde Asurlar malların değişim aracı olarak gümüş külçeler veya işaretli çubuklar kullanmışlardır.

Antik Yunan döneminde Anadolu’da eski Yunan ölçü birimleri etkiliydi. Bu dönemde ağırlık birimi olarak “talanton“ ve “mna” kullanılıyordu. Bu birimlerin ağırlıkları her yerde aynı değildi.

Roma ve Bizans dönemlerinde antik dönemin terazisilibra”, kantar ile beraber kullanıldı. Kantar, kare kesitli bir kantar kolu, kol üstünde hareket edebilen ve karşı ağırlık olarak tanımlanan bir topuz ve tartılacak nesnenin asıldığı kancalardan oluşur. Roma ve Bizans terazileri günümüze kadar hiç değişmeden aynı biçimde kullanıldı. Bu dönemde kullanılan ağırlıklar çokgen prizma, düz ağırlıklar, büst veya küçük heykel şeklindeydi. Ağırlıklar üzerinde kullanılan imparator, imparatoriçe ve tanrı figürlerinin genel olarak satıcılar için dürüstlük ve güvenin simgesi olduğu düşünülüyor.

Anadolu’nun tarihsel olarak ticaretin kesişme noktası olması nedeniyle bu coğrafyada Araplar ve Sasaniler de Roma ve Bizans ölçü birimlerini kullandılar. Bu iki millet İslamiyet’in doğuşuyla eski ölçü birimlerini kullanarak yeni ölçü birimleri oluşturdular. Emevi, Abbasi, Fatimi dönemlerinde daha kararlı ve aşınma dayanımı yüksek Sence’ler ve Rıti adlı cam ağırlıklar kullanıldı. Abbasi döneminden kalma “Çift Rıti” adlı ağırlığın bugünkü değeri 759,79 gramdır. Cam senceler, Araplar tarafından gümüş sikkelerin ağırlıklarının saptanmasında kullanıldı. Bu dönemde kullanılan “sence”lerin tek yüzüne damga yapılmaktayken, Abbasiler döneminde iki yüzü de damgalanmaya başladı. Sikkenin bir yüzüne “kelimeyi tevhit”, diğer yüzüne ise halife, vali, şurat adları basılırdı.

Eski Türk Beyliklerinde ve Devletlerinde Ölçme

Osmanlı öncesi Türk ölçü sisteminin Orta Asya kaynaklı olduğu, hem İran’la hem de Çin’le geliştirilen ticari ilişkiler sonucunda oluştuğu görülür. Divan-ı Lügati’t Türk, gündelik yaşamda kullanılan ölçü ve tartı birimlerinin saptanmasında bu dönem için en önemli kaynaktır. Bir yükün yarısı olan “artık”, istif yığma ölçüsü “kırklım”, hububat ölçüsü “sagu” ve arazi ölçümlerinde kullanılan yerel ölçü adları bu kaynakta yer alır.

Bazı 14. yüzyıl kaynakları da İran-İlhanlı ağırlık birimi olarak kullanılan “lodra”, “kantar”, “okka” ve “batman”ın (menn), hububat ölçüsü olarak kullanılan “kile” ve “müdd”ün Osmanlı öncesi Anadolu’da ölçü sisteminin temelini oluşturduğunu belirtir.

Selçuklu dönemi vakfiyelerinden “ukiyye”, “irdeb”, “mûd” ve “batman”in; Selçuklu dönemi ağırlık ve ölçüm sisteminin temel birimleri olduğunu öğreniyoruz. Bu sistem Beylikler dönemi ve Osmanli dönemindeki sistemlere çok etkili biçimde yansıyor.

Batı Anadolu beyliklerinden Menteşe ve Aydınoğulları’nın Bizans, Venedik ve Ceneviz’le geliştirdiği ticari ilişkiler, 14. yüzyılda Anadolu’da bazı Bizans ve İtalyan ölçülerinin de kullanılması sonucunu doğurdu. Örneğin İtalyan yarımadasında kullanılan ölçü birimi “rotolo” Batı Anadolu’da da geçerli bir ölçü birimiydi.

Osmanlı İmparatorluğu’nda Ölçme

1502’de Sultan II. Bayezid Han tarafından hazırlanan “Kanunname-i İhtisab-ı Bursa” fermanı bugünkü anlamda “dünyanın yazılı ilk standardı” niteliğini taşıyor. Asıl metni İstanbul Topkapı Müzesindeki Revan Kütüphanesinde bulunan bu ferman, tıpkıbasımı ve Türkçeleştirilmiş haliyle Türk Standartları Enstitüsü tarafından bir kültür hizmeti olarak 2003 yılında yayımlandı.

Osmanlı İmparatorluğunun temel uzunluk ölçüsü olan “arşın” değişik şekillerde karşımıza çıkıyor: Mimari arşın, çarşı arşını ve endaze. Mimari Arşın 75,8 cm olup çarşı arşınından ve endazeden daha uzun. Bu arşın, arazi, bina ve inşaat ölçümlerinde kullanıldığı için bu adı almış. Metrenin ¾’ü kadar olduğu  bilinen bu ölçüye “bina arşını” da deniyordu. İki mimari arşın bir buçuk metreden biraz fazla bir uzunluğa denk gelmektedir. Bir mimari arşının 1/24’üne “parmak”, bir parmağın 1/12’sine ”nokta” deniyordu. Böylece 1 mimari arşın = 24 parmak = 288 hat = 3456 noktaya denk geliyordu. Bunların metrik sistemde karşılıkları ise şöyle:

1 mimarı arşın = 75,8 cm

1 parmak = 3,158 cm

1 hat = 0,263 cm

1 nokta = 0,0219 cm.

Mimari arşın, şimşir, abanoz, fildişi, demir ya da çelik malzemeden yapılıyordu ve üstünde parmak bölümlenmesi oluyordu. Hafriyatlarda kullanılan “kadem” mimari arşının yarısı kadar ve 12 parmak uzunluğundaydı. İki buçuk mimari arşına “kulaç” deniyordu. Kulaç, hafriyatta, kuyu açanlar arasında ve suların derinliğini belirtmekte kullanılan bir ölçüydü. 100 kulaç, yani 2500 mimari arşına “mil”; 3 mil, yani 7500 mimari arşına ise “fersah” deniyordu. Fersah bir kişinin normal bir yürüyüşle yaklaşık bir saatte aldığı mesafe olarak kabul ediliyordu. Dört fersahın bir “berit” ya da “menzil”e eşit olduğu, 2 berite de bir “merhale” denildiği tarihi belgelerde geçmektedir.

On yedinci yüzyıl ortalarında başlayan çalışmalar 1793’te tamamlandı ve referans ağırlık olarak +4°C’de 1 dm³ suyun ağırlığının kabul edilmesiyle metrik sistemin temelini oluşturan ilk doğal ve evrensel ifade şekli ortaya çıktı. 18. yy sonlarında, gelişen endüstriyle evrensel bir uzunluk standardının oluşturulması daha büyük bir önem kazandı. Mart 1790’da Paris’te toplanan “Bilim Adamları Akademisi” tarafından oluşturulan ulusal komitenin, Dunkirk-Barcelona üzerinden geçen meridyenin 1/40.000.000’unu yeni referans uzunluk olarak kabul etmesiyle uzunluk biriminin Dünyanın özellikleri üzerinden türetilmesi gerekliliği gündeme geldi. Birimin adı, Yunanca “METRON”dan alınan “METRE” olarak kabul edildi.

1793’te yapımına karar verilen “ön metre prototipi” Paris’li mühendis Etienne Lenoir tarafından 25×40,5 mm kesite sahip saf platinyum çubuk olarak yapıldı. 1798’de ölçüler ve Ağırlıklar Komisyonu tarafından meridyen ölçümleri teyit edildi. 1799’da, daha pratik kullanımını sağlamak amacıyla ağırlık biriminin de platinden imal edilmesine karar verildi ve platinyumdan yapılmış kilogram ve metre standartları Fransa ulusal arşivine törenle yerleştirilerek “tanımlayıcı referans standart”olarak, bir kanunla kabul edildi.

1879 yılı Ekim ayında Birinci Ölçüler ve Ağırlıklar Genel Konferansında metre prototipi ve kütle birimi onaylanarak metrenin geçerliliği garanti altına alındı. Ayrıca, üye ülkelerin, nüfus ve o dönemki siyasi gücüne göre yıllık ödeme yapmasına karar verildi. Bu konferansta, Metre Konvansiyonunun kurucu devletleri arasında yer alan Osmanlı İmparatorluğu, Miralay Hüsnü Bey tarafından temsil edildi ve Konvansiyon gereği ilk yıllık ödeme (27,132 FF) yapıldı. Ödenen miktar Amerika, Almanya ve Fransa’dan sonra yatırılan en yüksek dördüncü meblağdı. Ancak, 1875 sonrası Balkanlarda başlayan savaşlar ve Osmanlı- Rus Savaşı nedeniyle yıllık üyelik ödemeleri yapılamadı ve Uluslararası Ağırlıklar ve Ölçüler Bürosunun (BIPM) genel kurul üyesi olan Miralay Hüsnü Bey de kurul toplantılarına katılamadı.

Dönemin BIPM başkanı G. Ibanez ve genel sekreteri A. Hirsch tarafından Osmanlı Devleti Paris Büyük Elçiliğine yıllık ödemelerin yapılması ve genel kurul toplantılarına Miralay Hüsnü Bey’in katılması için çeşitli tarihlerde yapılan yazışmalar arşivlerde yer alıyor.

1881’in sonlarında Osmanlı Devletinin toplam borcu 32.649 FF düzeyine ulaşır. BIPM, 27 Şubat 1883 tarihli yazısında Miralay Flüsnü Bey’in, genel kurul toplantılarına katılmadığı için istifa etmiş sayılacağını ve yıllık ödemelerin yapılmamasından dolayı, imal edilen ilk 30 prototip arasında yer alan ve Türkiye’ye verilmesi gereken Ulusal Metre ve Kilogram prototiplerinin verilemeyeceğini bildirir. Bunun üzerine Osmanlı Devleti 1883’te Metre Konvansiyonundan çekildiğini BIPM’a bildirir. Diğer taraftan BIPM, OsmanlI Devletinden bağımsızlığını kazanan bazı ülkelere de kilogram prototiplerini verir. Örnek olarak, 1889da 11 numaralı prototip Sırbistan’a, 1891de de 2 numaralı prototip Romanya’ya verilmiştir.

Cumhuriyet Döneminde Ölçme

Ülkemizde, Cumhuriyet dönemine ait Metre Konvansiyonu ile ilgili en önemli gelişme, 26 Mart 1931 tarihinde 1782 sayılı Ölçüler ve Ağırlıklar Kanunu’nun kabul edilerek, metrik sistemin kullanılmasının zorunlu hale getirilmesidir. Mart 1933’de T.C Hükümeti Metre Konvansiyonuna üye olmak için BIPM’a başvurarak ulusal prototip talebinde bu tur. Ulusal Metre Prototipi 4 Temmuz 2007’de Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Standartlar ve Ölçüler Genel Müdürlüğü tarafından TÜBİTAK Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ömer Anlağan başkanlığındaki TÜBİTAK Ulusal Metroloji Enstiüsü (UME) heyetine teslim edildi.

Ulusal Metre Prototipi 1981’den beri yalnızca tarihi bir değere sahip. Günümüzde uzunluk birimi metre, TÜBİTAK UME’de He-Ne Laser’ler kullanılarak, ışığın dalga boyu cinsinden nano düzeyde gerçekleştiriliyor. Kilogram prototipi ise halen kullanımda olup Ulusal Kütle Skalası’nın oluşturulmasında kullanılıyor.

Ulusal prototipler, Türkiye’nin “Uluslararası Ölçüm Sistemi”ne entegrasyonunda, “arşından- metreye”, “okkadan kilograma” geçişine tanıklık etmesinden dolayı, ayrıca tarihi bir önem taşıyor.

Literatür incelendiğinde ölçüm biliminin ülkeler için ne derece önem taşıdığına dair Cumhuriyet dönemindeki ilk yayınlardan birinin 1937 yılında Hüsamettin Yalhı tarafından kaleme alınan “Ölçüm Mevzuatı” isimli yayın olduğu görülüyor. Yayının önsözünde ülkemizde “Fizik Teknik Laboratuvarı” kurulmadıkça gelişmiş ülkelerin daima gerisinde olacağımızın belirtilmesi dikkat çekicidir.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Türkiye’de metroloji sisteminin önemi tekrar gündeme geliyor ve 21 Mayıs 1955’te kanun güncelleniyor. “Ölçüler ve

Ağırlıklar Kanunu” daha çok kullanılması zorunlu ölçü birimlerini ve bunların hukuki düzenlemelerini tanımlıyor. İşin teknik yönünü kapsayan metrolojiyle ilgili en önemli gelişme ise 1960’lar- da Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde başlatılıyor. Ancak 1980 e kadar bu konuda sivil sanayi için gerekli yatırımlar yapılamıyor.

  1. C. Başbakanlığı seksenli yılların başında “Kamu ve özel sektörün ihtiyaçlarına topluca cevap verecek, birincil düzeyde ve ulusal ölçekte bir metroloji merkezi”nin kurulmasına karar vererek, fizibilite çalışmalarını yürütmek üzere TÜBİTAK’ı görevlendiriyor. İlk çalışmalara 1982’de başlanıyor ve konuyla ilgili kişilerin, kurumların fizibilite çalışmalarına onay vermesiyle ULUSAL METROLOJİ ENSTİTÜSÜ 11 Ocak 1992’de TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi bünyesinde kuruluyor. UME yönetmeliğiyle ilgili yasa 8 Ocak 1998’de R Bugün TÜBİTAK Ulusal Metroloji Enstitüsü “Yaşam kalitesinin ve ülkemizin rekabet gücünün artmasına katkıda bulunmak amacıyla ölçüm bilimi alanında araştırma-geliştirme çalışmaları yaparak, ölçüm birliği ve güvenilirliğini sağlamak, bu doğrultuda uluslararası kabul gören referans ölçüm standartları ve teknikleri oluşturmak, geliştirmek, muhafaza etmek ve yaygınlaştırmak” amacıyla çalışmalarını sürdürüyor.

Pera Müzesi, Suna ve İnanç Kıraç Vakfı’na bu yazının hazırlanması için yazı, resim ve diğer materyalleri destekleyerek vermiş oldukları katkı ve ülkemizde “Anadolu Ölçü ve Ağırlıkları Koleksiyonu”nu oluşturarak toplumla paylaştıkları için teşekkür ederiz.

Yazar Hakkında

admin

%d blogcu bunu beğendi: