Güncel Kim Kimdir

ORVİLLE VE WİLBUR WRİGHT

Tarafından yazılmıştır admin

İnsanlık tarihi, insanın doğadaki maddelere hük­metme çabasının tarihidir. İnsanoğlu bu çabasında daima başarıya ulaşmıştır, işte insanın havayı hâkimiyeti altına alması bu çabanın zir­vesini teşkil eder. Yüzyıllar boyunca insanlar ha­vada uçma sorununu çözmeye uğraşmışlar pek çok öncü havaya yükselme ve havada durma konusun­da yiğitçe teşebbüslere girişmişlerdir. Rönesans’ın ünlü ressam ve heykeltıraşı Leonardo da Vinci bile gerçek bir uçak modeli hazırlamış fakat o vakitler yakıt veya harekete geçirici güç olmadığından plâ­nını uygulama alanına koyamamıştı. 18. yüzyıl sonla­rında Fransız Montgolfier kardeşlerin dehası (5 Ha­ziran 1783 de) havada duran ilk balonu ortaya çıkarmış ve insanlar ilk kez havaya yükselmeyi ve on dakikacık bir süre havada durabilmeyi başarmıştı. Havanın hakimiyetine doğru ilk adım buydu.

Bugün insanın marsa ulaştığı şu günlerde, ha­vada durabilen ilk balon, sonra 1903 de insanın ilk uçağı yapması ve o ilk uçuşta en uzun süre olarak elli dokuz saniye havada kalabilmesinin sözü mü edi­lir diyeceksiniz. Fakat bugün bizim insanın marsa var­masından duyduğumuz heyecanı, 1903’ün insanları ilk uçağı havada görmekle duydular. Nasıl biz bugün mars yolculuğunu bir devir açacak şeklinde niteliyor­sak, 1903 için de Orville ve Wilbur Wright kardeşle­rin kendi yaptıkları ilk uçakla havalanıp, havada sa­dece elli dokuz saniye kalabilmiş olmaları, insanlık tarihi için çok büyük ve devir açıcı nitelikte bir ba­şarıydı. 17 Aralık 1903 dünyanın her yerinde anılan bir gün olarak tarihe geçti. O gün insanlık tarihinin doğa ile mücadelesinde en yiğitçe girişimlerden biri vuku buluyor ve başarıya ulaşıyordu. Evet bugün göklerde yaratılan harikaların uzaydaki büyük mu­cizevi girişimlerin bir başlangıcıydı o tarih. Bir dev­rim yapılmış, insanlığın emrine yeni ufuklar açıl­mıştı.

İnsanlar daha önce de çeşitli şekillerde, balon­larla ve plânörlerle havada uçmağı denemişlerdi. Fa­kat Orville ve Wilbur Wright kardeşlerin uzun süren çabası, ileri görüşlülüğü, aklı, yeteneği, cesaret ve azmi sayesinde, 17 Aralık 1903’de ilk kez hava­dan daha ağır bir araçla havada ilk uçuş yapılabildi.

Wright kardeşlerden Wilbur 1867’de İndiana Eyaletinin Millville şehrinde, Orville ondan dört yıl sonra 1871 de Ohio Eyaletinin Dayton şehrinde doğ­du.

Gençler daha çocuklukta mekanikle ilgilenme­ye başladılar, daha da önemlisi böyle bir konuda öncü olmak için gerekli «meselelere bilimsel yakla­şım» biçimini benimsediler. Sabırlı, dikkatli, ted­birli ve azimli idiler; herhangi bir adım atmadan önce, atacakları adımın kuralsal olarak kanıtlan­mış olmasına özel dikkat gösterirlerdi. Bu titizlik ve itinaları, makinalarını inşa ederken kendileri için çok değerli olacaktı.

Mühendislik yeteneklerini, o vakitler pek popü­ler olmaya başlayan matbaa makinaları ve bisiklet yapımında kullanıyorlardı. 1896’ya kadar da uçma olanağı üzerinde ciddi olarak durmamışlardı. Şimdi­ye kadar bu fikirle sadece oynamışlar, eğlenmişlerdi. 1896’da uzun plânör uçuşlarıyla dünyayı şaşırtmış olan Alman Mühendis Otto Lilienthal ölünce Wright kardeşlerin ilgisi bu soruna yöneldi ve hala bir boş zaman eğlencesi olarak Lilienthal’in plânörlerinden daha başarılı bir makine yapmaya karar verdiler. Al­man meslektaşlarının zayıf noktasını anlamışlardı. Lilienthal makinesini kendi bedeninin hareketleriyle dengelemişti. Wright kardeşler bundan daha iyi bir metodun gerekli olduğunu anladılar. Fakat bu me­todun ne olması gerektiği konusunda en ufak bir işaret yoktu ortada. İşte bu iki genç adamın dehası ve yiğitliği bu metodu keşfedecekti.

Wright kardeşler plânör uçuşlarının iyi bir spor olarak sürüp gidebileceğini oysa havada uçmadan pratik uygulamalar bekleniyorsa, bunun için uçmaya hareket verici bir güç katılması gerektiğini düşündüler. Sir Hiram Maxim buharı itici bir güç olarak kullanmış çeşitli denemeler yapmış, başarıya ulaşamamakla birlikte bu konuda çok değerli bilgi ve dokümanlar koleksiyonu ortaya çıkarmıştı. Uygun bir motor icat etmek de Wright kardeşlere düştü.

Başkalarını bıktıracak kadar çok çalışma ve bir hayli hayal kırıklığına rağmen Wright kardeşler bu güçlükleri yenecekti. Kaç kereler, yaptıkları değişiklikler ve ilerlemelerin yeterli olmadığını gördü­ler. Fakat umutsuzluğa düşmediler, yılmadılar. Bir kere başlamışlardı ve emeklerinin sonunda başarıya ulaşacaklarına inanıyorlardı. Artık onları yollarından alıkoyacak hiç bir engel olamazdı.

İşe karar verince, hemen makinayı yapmaya gi­rişmediler. İlk önce incelemeye ve çalışmaya koyul­dular. Uçma konusunda mevcut ne kadar doküman varsa topladılar. Bu alandaki bütün öncülerin ya­zılarını çabalayıp da başarısızlığa uğrayanlar, hava gemileri ve balonlarla uçuş denemesi yapan kişilerin eserlerini okudular. İşlerine yarayacak her türlü bil­gi kırıntısı için bütün eserleri dikkatle taradılar. Hava basıncı, hava cereyanları, en fazla kaldırıcı güçle uçak yapabilme, dengenin sırları, başlangıç yükselmesini (havalanmanın) sağlamanın en iyi yo­lu ve havaya hâkim olabilmek için gerekli daha bin bir çeşit yazıyı, bilgiyi okudular, incelediler.

Verileri toplamak ve mümkün olabilecek her ih­timali tartışıp karara varmak için saatler harcandı. Wilburg başka, Orville başka görüş açılarından problemlere yaklaşıyorlar, tartışma kızıştıkça kızı­şıyor ve taraflardan biri kendi görüşünü sonuçlarıy­la birlikte ispatlayana kadar sürüyordu. Şüphesiz bu probleme yaklaşmada en iyi metottu. Meselenin kuramsal yönü aydınlanmadan uygulamaya geçmek bilimsel bir yaklaşım biçimi değildir. En çok zaman alan sorun denge ve kontrol sorunuydu ve her şey bunların çözümüne dayanıyordu.

En sonunda bir plânör yapmaya karar verdiler. Dayton’daki atölyelerinde çalışmaya başladılar; uzun süren çalışmalar ve müzakerelerin sonucu olarak, pek çok yeni özellikleri olan iki satıhlı bir uçak (biplane) yaptılar. Lilienthal kendi makinasında araca dik olarak oturuyordu, Wright kardeşler, pilot araca yatay olduğu takdirde, rüzgar direncinin aza­lacağını düşündüler. Neticede, yaptıkları araçta pi­lot alttaki kısımda uzunlamasına boylu boyunca du­ruyordu. Daha da önemlisi, iki kardeş uçağın baş ve kıç ve yan dengelerini kontrol edecek yöntemler geliştirmişlerdi. Yani aracın öne, arkaya veya yana yatması önlenmiş oluyordu. Baş ve kıç dengesi, aracın önüne yerleştirilen ve irtifa dümeni (elevator) denen ve pilotun kontrol edebileceği yardımcı bir makina ile sağlanıyordu. Uçarken, makinenin yüksel­mesi için dümeni daha yüksek bir açıya eğmek veya aksi işlemi yapmak yetiyordu.

Daha güç olan yan denge sorunu da çözümlen­mişti. Aracın kanat uçları eğilip bükülebilir bir şekilde yapılmış ve kanatların düz durması sağlan­mıştı. Kanat uçları da tellerle pilota bağlı idi. Böylece uçağın bir yanı aşağı doğru indiğinde pilot o yanı yukarı kaldırıyor ve hava basıncı uçağı tekrar düz hale getiriyordu.

Yani bugün kanatçık kumandaları (aileron control) olarak bilinen bu devrimsel buluşun meselenin çözümü olduğu anlaşıldı. Bundan sonra havaya hükmetmek sadece zaman meselesiydi.

1900 yılında, Wright kardeşler Kuzey Carolina’nın Kitty Hawk şehrinde ilk denemelerini yaptılar. Çeşitli denemeler belirli değişiklikler yapıldıktan sonra istenen sonucun yakın olduğu ortaya çıkmış­tı. Doğru yoldaydılar. Biraz daha araştırma, biraz daha çaba aradıkları kontrolü sağlayacaktı.

Bir sonraki adım, plânöre gerekli itici gü­cü verebilmekti. Neyse ki tek uygun itici güç olan benzin motoru mevcuttu. Uçmayı sağlayan ben­zin motorudur. Çünkü bu aşağı yukarı 1350 gramlık bir ağırlık için bir beygir gücü sağlar. Fakat o günlerde Wright kardeşlerin kullanabileceği motor henüz yoktu. Otomobil motoru ise fazla ağırdı. Wright kardeşler kendi motorlarını kendileri yap­maya karar verdiler ve kısa bir sürede işi tamamla­dılar.

On beş beygir gücünde ve iki pervaneyi işletebilen dört silindirli mütevazı bir motordu bu. Sonraları, Wilbur aracını Avrupa’ya götürdüğünde, Av­rupalı uzmanlar önce küçümsemişlerdi bunu, fakat Wilbur gerçek uçuşlarıyla onları inandırmıştı. Zaten Wright kardeşler ne yaptıklarını biliyorlardı ve de motor görevini yerine getirdi.

1903 Aralığında araç Kitty Hawk’a getirildi. Bü­yük deneme için her şey hazırdı. Şehir halkı tarihin bu ilk uçağının havalanmasına tanıklık etmeğe çağrıldı. O vakit Wright kardeşler araçları için «uçak» sözcüğünü kullanmamışlar, araca «Wright Uçucusu» (Wright Flyer) adını vermişlerdi. Fakat çevre halkı, bu tabirden bunun bir antika merak­lısının işi olduğunu sanmış ve olaya fazla önem ver­memişti. Öyle ki insanlık tarihinin bu önemli ola­yını, o gün o saatte bir tarih yaratıldığını sadece beş kişi izledi.

17 Aralık sabahı buz gibi bir soğuk ve saatte yirmi yedi mil hızla esen bir rüzgârda, Wright kar­deşler araçlarını ortaya getirdiler ve ilk havalanmayı sağlayacak âletlerin üzerine yerleştirdiler.

İlk deneme için iki kardeş yazı tura arttı. Wilbur kaybetti. Bunun üzerine Orville araca çıktı ve Wilbur pervaneyi çalıştırıp, uçağı serbest bırakan İpi çelikten sonra aracı tahta rayın sonuna doğru İtti.

Araç yerden kalktı. Havada çılgınca sürüklendi, döndü ve on iki saniye sonra kalktığı yerden otuz altı metre uzaklıkta yere İndi. Havada on iki saniye.

Uçmak mıydı bu? Evet, ne de olsa uçmaktı ve şimdiye kadar yapılmış uçukların en önemlisi idi.

Sonra Wilbur’a sıra geldi. Wilbur havada elli dokuz saniye kalmayı başardı ve iki yüz kırk dört metre yol gitti. O günün uçuşu rüzgârın aniden şiddetlenmesi sonucu korunamayan aracın ters dön­mesi İle sonuçlandı.

İnsanlar nihayet uçmuştu. Uçuş ne kadar kısa olursa olsun, tarihte ilk kez motor gücüyle işle­yen ve havadan daha ağır bir araç uzayda yolculuk yapmıştı. Wilbur Wright’ın dediği gibi «dünya tari­hinde ilk kez, içinde insan bulunan bir araç serbest uçuşla, kendi gücüyle itilerek havaya yükselmiş, hız düşüşü olmadan düz bir yol izleyerek ileriye gitmiş ve kazasız belâsız tekrar yere inmişti».

Dünya o soğuk kış günü Kuzey Karolina’da olan­lardan habersizdi. İki adamın gerçekten uçtuğu hak­kında rivayetler dolaşıyor fakat buna pek az kişi inanıyordu. Böyle bir uçuş olanağı o günlerde or­talama insan aklı için olacak şey değildi. Bizim için de bundan on beş yıl önce «galaksiye yolculuk» inanılma­yacak, gerçekleşemeyecek bir rüya değil miydi.

Wright kardeşler daha dayanıklı ve daha güçlü bir araç yapmak için işe koyuldular ve bu defa deneme alanlarını Dayton’un sekiz mil güneyinde bir yere taşıdılar.

Olup bitenler hakkında dünya kamuoyuna bir fikir vermek için de yeni denemeyi izlemek üzere elli gazeteci davet ettiler. Basın mensupları inan­maktan çok meraklarını tatmin için gelmişlerdi. Fa­kat hiçbir şey göremediler. Rüzgâr çok kötü esiyor ve makina iyi çalışamıyordu. Gazetecilerin bir kıs­mı ertesi gün yine geldiler. Yine bir şey göreme­diler. Böylece, şüpheleri doğrulanmış olarak oradan ayrıldılar.

Reklâm yokluğu Wright kardeşlerin umurunda bi­le değildi. Her ikisi de çok mütevazı ve mahcup ki­şilerdi. Onlar, başlıca güçlükleri yendiklerine ve havayı zapt ettiklerine inanıyorlardı. Fakat bunun­la övünmek arzusunda değillerdi. Tek istedikleri şey araçlarını mükemmelleştirmekti. Wilbur, «çok ko­nuşsaydım, papağana benzerdim; en çok konuşan ve en az uçan kuş» diyordu.

Basın mensupları önündeki başarısızlıktan son­ra Wright kardeşler gerçekten uçmayı başardılar. Uçuş süreleri gittikçe artıyordu. Artık dakikalarca uçabiliyorlar ve bir milden fazla yol kat ediyorlardı. 1904’de Londra Havacılık Derneğinde, Wilbur Wright’ın «24 millik bir uçuş yaptıklarını» belirten mektubu okunduğunda büyük bir heyecan yarat­mıştı fakat hâlâ pek çok insan meseleye şüphey­le bakıyordu.

1905’de kardeşler bir süre için uçuşa ara ver­meyi kararlaştırdılar. Anık denemeleri ve araştırmaları çok geniş ilgi topluyor ve uçuş tecrübeleri şaşkın bir kalabalık tarafından izleniyordu, iki kar­deş bir süredir bütün zamanlarını ve paralarını bu işe yatırmaktaydılar. Çoktandır uçuş işi artık bir hoş zaman eğlencesi olmaktan çıkmıştı. Bisiklet işi­ni de bırakmışlar ve kendilerini tamamen bu yeni işe vermişlerdi. Sonuç olarak geleceklerini icatla­rından alacakları paraya bağlamışlardı ve bunun ayrıntılarının başka birileri tarafından çoğaltılıp dağıtılmasından korkuyorlardı. Bu nedenle bu defa zamanlarını teknik gelişmelere ve laboratuvar araş­tırmalarına ayırdılar.

Wright kardeşlerin, uçuş sahasından uzak olduk­ları o süre içinde, Avrupa’da da bu alanda epey iler­lemeler olmuştu. Pek çok kişi enerji gücüyle işle­yen uçakları mükemmelleştirmeye uğraşıyordu. Fa­kat Wright kardeşler bu konuda o kadar ilerdey­diler ki Avrupalı uzmanlarla yapılan yarışmada en çok başarı sağlamaları hiç de zor olmadı.

Fransa da bir sendika (A.B.D. ile müzakereleri yürütmek için) işin mali yönünü ele aldığında. İki kardeş bir kere daha neler yapmış olduklarını dün­yaya göstermek zorunda kaldılar.

1908’de Orville kendi hükümetinin denemeleri için Amerika’da kalırken, Wilbur Fransa’ya gitti. Le Mans’da Wilbur‘un basit yaşayış biçimi herkesi şaşırtmıştı. Sevgili makinesi yanında portatif bir karyolada uyuyor ve mobilya olarak da bir iskemle ve basit bir masa ile yetiniyordu.

Fakat uçmaya başladığında Fransızlar daha da büyük bir şaşkınlığa uğradılar. Wilbur 8 Ağustosta başlayarak, her gün bir önceki uçuşuna yenilikler katıyor, havada serbestçe yükseliyor ve dönüyordu. 6 Eylülde Chalons’da yanında bir yolcu ile bir saat dört dakika uçtu. Bir kere daha tarihe yenilikler katmıştı.

Bu arada Amerika’da, Orville de aynı derecede başarılı uçuşlar yapıyordu. Fakat kötü bir kaza onun zaferini bulandırdı. Ordudan Teğmen Thomas Selfridge ile uçarlarken pervane zincirlerinden biri koptu ve uçak düşerek yerde parçalandı. Orville kazayı cid­di yaralarla atlatmış fakat Selfridge maalesef öl­müştü.

18 Aralıkta Fransa’da Wilbur‘un iki saat süren ve 300 metre yükseklikteki uçuşu (ikisi de o zaman için dünya rekoru idi) üzerine, Fransa’da Wright patentini satın almak isteyen firma tatmin olmuş ve para ödülü en nihayet Wright kardeşlerin mali sıkıntılarına son vermişti.

Yazar Hakkında

admin

%d blogcu bunu beğendi: