Polen çiçek veren bitkilerin erkek tohumudur ve bitkinin bütün bir ömründe her çiçek sapının ürettiği polen tanesinin miktarı 70.000’i geçer. Kızılçam ormanları 80.000 ton’a yakın polen üretebilirler. Bütün insanların bu aksırıktan kurtulmamasının sebebi bu olsa gerek; hattâ polen okyanusların üzerindeki atmosferde, karadan binlerce kilometre uzaklarda bile bulunmaktadır.

Polenle ilgili görülen gül nezlesi ve öteki alerjik tepkiler üzerinde birçok araştırmalar yapılmıştır. Başka incelemeler de krimonoloji alanına kadar gitmiş ve suçlunun ayakkabısının altındaki kirde bulunan polenler onun suç yerinde bulunduğunu ispat etmiştir.

Araştırma bakımından gittikçe daha fazla önem kazanmaya başlayan bir konuda palynoloji‘dir; bu, geçmiş yüzyıllara ait polen fosillerini inceleyerek o belirli alanda bitkisel değişikliklerle, iklim ve insanların yaşayış durumlarını meydana çıkaran bir bilim dalıdır. Çoğu araştırmalar son buz devrinden bu tarafa olan değişikliklerle yakından ilgilidir; ortaya çıkan deliller küçümsenecek şeyler değildir ve o zamandan beri meydana gelen insani gelişme bu sayede çok daha iyi anlaşılmaktadır. Böylece paynolog hemen hemen 12.000 yıl önce birikmeye başlayan birikimleri aramaktadır. Arkeolojik eserler gibi polen de zamanın çürümesine direnen bir maddedir. 300 oC gibi yüksek sıcaklık ona dokunmamakta, en yoğun asitler bile ona tesir edememektedir. Çaylar veya ırmaklar onları yüzlerce kilometre ilerilere kadar götürmekte, hayvanlar otlanırken onları da dağ, tepe yayılmasını sağlamakta, hattâ yemekte, daha sonra da dışkı yoluyla dışarı salmaktadır ve bütün bunlar onların diagnostik (teşhisle ilgili) karakteristiklerini katiyen değiştirememektedir.

Direnme niteliğinin nedeni, polen tanesinin içyapısının iskeletsel olmasıdır. Protoplazmayı ve üretme için o kadar hayati olan çekirdeği saran dış deri (zarf) dehşetli sert ve hiçbir surette şeklini değiştirmeyen bir kabuktur ve «exin» adını alır. Tabii zamanla içindeki yumuşak kısım çürür, fakat iskeletsel exin bozulmadan kalır.

Mikroskop altında bütün polen taneleri yuvarlak görünür, çünkü bu, ürediği anter’den (ercikbaşı’ndan), gireceği stiğmaya (tepeciğe) havadan rahatça gidebilmesini sağlayabilecek en uygun ulaşma şeklidir. Bazı polen tanelerinin kirpi gibi sivri uçları vardır, onlar herhangi bir böceğin üstünde de bir bitkiden ötekine giderler ve bu sivri uçlar sayesinde bitkilerin bu beklenmedik misafirlerine yapışırlar. Yalnız şekilleri bakımından değil, dış kabuğunun zarının yapılışı bakımından da değişiklikler gösterirler. Bazı yüzeyler bir futbol topunun üzerindeki yamalara, bazıları insan beynine, bazıları içinden hava geçen kalın kâğıt helvalarına (gofretlere) benzer. Bir parça tecrübe ile araştırmacı kayın ile gürgeni, veya marijuana ile akçaağacı birbirinden ayırabilir.

Polen araştırmalarının ilk yapıldığı ve tarihsel inceleme ve tahlillere yol açan ilk çalışma Dr. L. Von Post tarafından 1916‘da İsveçte başlamıştı. Sonra Dr. O. Erdtman polenleri birbirinden ayırt etmek için bir temel kitap yayımladı ki buna çoğun, palynolog’ların konferans kitabı adı verilir. Bugün birçok akademik müesseselerin kendi özel laboratuvarları vardır.

Kzılağaç poleni

Tarihsel bakımdan bilgi toplayan palynolog, bir kazıcı rolünde çalışmak zorundadır; uzun yılların biriktirdiği birikintiler arasında o içinde polen bulunanları arar. Bu gibi birikintiler bozulmamış tabakalar veya tarihsel sayfalar, genellikle göl kenarlarında, eski bir gölün kurumuş yatağında veya yüksek yosunlu bataklıklarda bulunur. Bütün bu yerlerde kronolojik tabakalar halinde polenlere rastlamak mümkündür. Tıpkı bir tarih kitabı gibi, polen analizinin sırları da birikintilerinin katmanlarındadır. Bu birikintilerin koleksiyonu elmanın çekirdeklerini çıkarmakta kullanılan bir kesiciye benzeyen bir aygıtla yapılır. Bu aygıt birikintinin dibine doğru vidalanır, bu aşağı yukarı 1200 metre tutar. Aygıt boş bir borudur ve tam bir devir yaptığı zaman istenilen derinlikteki toprağı içine alır. Durdurulunca ortasındaki boru yukarı çekilir ve böylece hiç bozulmadan örnek yer yüzeyine çıkmış olur. Her örnek özel şişelere konur, üzerine alındığı derinlik yazılır. Bu süreç dikey bir kesitten yeter derecede örnek alınıncaya kadar devam eder. Bundan sonra örnekler laboratuvara tahlile gider.

Akkavak poleni

Laboratuvarda küçük dal parçaları, büyük tohumlar ve kalmış toprak parçaları temizlenir. Mikroskobik artıklar elenerek kolayca ayrılır ve kataloglanır. Bazen bir arkeolojik eser, çakıldan bir ok başı polen analizine daha başka bir ışık da atabilir ve böylece önemli tarihsel ufukların tarihiyle ilgili yardımlarda bulunur.

Küçük parçaların, madenlerde dahil olmak üzere, temizlenmesi asitlerle yapılır, bunların polenin tanelerine karşı hiçbir etkileri yoktur. Geriye kalan bütün maddeler saf polen taneleri sulu bir sıvı içinde bir santrifüj ile çevrilerek yoğunlaştırır ve sonra mikroskop lamlarına (camlarına) konarak mikroskop altına gider. Polenleri ayırt edebilmek için örnekler boyanır. Her birikinti düzeyine ait olmak üzere ve her düzeyde bulunan polenin tip ve miktarına göre listeler yapılır. Polen sayısı ağaçlara ve ağaç olmayan bitkilere göre ikiye ayrılır. Her düzeydeki sayıların yüzdesi bulunur ve bir polen diagramı meydana getirilir. Bu da derinliğe göre polen tiplerinin değişikliklerini gösterir. Geriye kalan analiz, meydana gelen diyagramın tefsirinden ibarettir.

Bitkiler her ortamın dengesiyle ilgili olduğundan ve iklimsel tolerans düzeyleri de her bitki türü için bilindiğinden, polen diyagramları geniş iklim bölgelerine bölmek mümkündür. Burada verilen polen diyagramında olduğu gibi (son 12.000 yıla ait Avrupa’nın bitkisel diyagramı) çamların daha soğuk bölgelerde ve meşelerin de daha ılımlı bölgelerde yaşadığı meydana çıkar ve polen yüzdelerinde en fazla değişiklikler meydana geldikçe basit ekolojik kıyaslamalar diyagramda ufukların çizilmesine yardım eder. Radyo karbon ile yaş bulmanın da yardımıyla ve arkeolojik eserlerin yaşlarının bilinmesi sayesinde, zamanı oldukça doğru olarak saptamak mümkün olmaktadır. Bu yöntem ile örneğin M.Ö. 6000-3000 yıllarının, bitkisel davranışlarından anlaşıldığı gibi, sıcak ve nem olduğu ve ilk insanları da etkilediği anlaşılır.

Polen diyagramından, karaağaçların birdenbire M.Ö. 3000 dolaylarında azaldığı, ağaçlardan gelmeyen polenlerin çoğalmasıyla anlaşılmaktadır. Bu gerek arkeolojik ve gerek palynolojik «Neolithik Devrim» olarak bilinmektedir ki bu sırada Neolithik insan tarımsal çabalarına girişmiş ve Avrupa topraklarına göçmeye başlamıştır. Daha ince ayrıntılı diyagramlar kullanmak suretiyle bazı yabanî otların belirli yerlerde çoğalmasının zamanını incelemek suretiyle onun geçtiği yolların bile haritasını çıkarmak olasıdır. Böyle bir ota (Plantago lanceolata) yeni açılmış neolithik tarlaları kaplama eğilimi göstermesi bakımından «Beyaz adamın ayak izleri» adı bile verilmiştir.

Gerçekten karaağacın azalması arkeolojik bulgularda da meydana çıkmış ve bu neolithik insanın körpe karaağaçların hayvanları için yem olacağını anladıktan sonra olmuştur ki, bu tabiî olarak karaağaçların büyümesinin azalması sonucunu vermiş, bir taraftan insanın elindeki baltanın da gelişmesini bu tarihe düşmüştür. Bu düzeyde bulunan kapkaçakların içi toz haline gelmiş karaağaç filizleriyle doludur. Bu gibi arkeolojik eserlerin bulunması bu eski insan gruplarını «çanak kültürü» sınıfına sokmaktadır.

Diyagramın üst, yani zaman bakımından en yakın kısmı incelenirse, belirli bazı ağaç türlerinin bir parça azalmasının İngiliz Tudor ve Steward devreleriyle ilişkili olduğu görülür, çünkü bu devrelerde gemi yapı malzemesi olarak ağaç ihtiyacı fazla artmıştı. Daha eski zamanlarda ise ağaç polenlerinde görülen bazı artışlar Norman krallarının zamanına düşüyordu ki onlar birçok İngiliz ormanlarını krallık av arazisi olarak ilân etmişler ve ağaçların kesilmesine müsaade etmemişlerdi. Bu yüzden de ormanlar gelişmişti.

Ağaç polenlerinde 12.ci yüzyılda da bir azalma görülmektedir. Bu devrede Cistersiyen rahiplerinin çok iyi birer çiftçi olduklarını biliyoruz. Tahıl üretimini arttırmak için ormanlar feda ediliyordu (daha ayrıntılı diyagramlarda bununla oranlı bir yüzde artışı görülmektedir). Bu zamanda mevcut Cistersiyen manastırlarının yakınlarındaki topraklardan alınan polen örneklerinde pek güzel meydana çıktığı gibi polen diyagramlarında şüphe uyandıracak şekilde şerbetçi otuyla kendir otuna rastlanmaktadır.

Böylece polen analizlerinin geçmiş 10.000 yıla ait olayları ve burada yalnız birkaçından söz edilen birçok ayrıntıları meydana çıkardığını görüyoruz. Bununla beraber şimdiye kadar yapılan diyagramlardan tüm tabloyu üç ayrı esas kategoriye ayırmak mümkündür. Birincisine göç dönemi denir ki, bu son buz katmanlarının çekilmesini izleyen 3000 yılı içine alan devredir. Yavaş yavaş ısınan bir dönem, bu sırada buzullu arazinin yeniden bitki (ve hayvanlarla) kolonizasyonu gelir ki, bunlar daha önce buzlar tarafından Güneye itilmişti.

M.Ö. 5000 yıllarında Neolithik devrim ile beraber başlayan Autropogenik Dönem, insanların bitkilerin işine karıştıkları bugünkü güne kadar devam eder. Bu kategorinin insan ile ilgili olan niteliği yüzünden polen incelemeleri artık sosyal bitimlere yakınlaşmışlardır.

Sonuç olarak, polen analizleri bize yalnız bitkisel değişikliklerin gidiş ve zamanını meydana çıkarmak ve insanların ortam ve çevrelerine yaptıkları etkinin tarihini belirtmek için bir olanak vermiyor, aynı zamanda iklimsel değişiklikler hakkında da esaslı bilgi veriyor.

Polen analizlerinin iklimsel ortamın değişiklikler gösterdiğini ispat etmesine rağmen, hiç olmazsa son buzullaşmaları izleyen iklim ısınmalarından beri iklimin göze çarpacak kadar sabit kalmış olması bir sürpriz teşkil etmektedir. Tevrat’ta incir, hurma, üzüm ekimine elverişli olarak bahsedilen bölgeler bugün, 2500 yıl sonra bile, pek fazla bir değişiklik göstermemişlerdir. Çobanpüskülü (dikenli defne) ve ökse otu polenleri bütün Avrupa’ya yayıldıktan vakit iklimsel tolerans düzeyleri bugünkü standartlardan yalnız 2 oC fark etmektedir.

Sıcak ve nem, serin ve kuru vb. dönemlerle ilgili olarak geniş genellemeler yapılabildiği halde bunlara geniş ve tüm salıntılar olarak bakılabilir.

Son 400 yıl içinde meydana gelen iklim değişiklikleri, buna rağmen başka bir hikâyedir. Daha değişik ve gelişmiş ekonomik eylemlerin zamanında bu gibi ince değişiklikler, insanın tarihsel saptanmış eylemleri bakımından daha fazla geniş bir dokümantasyona imkân bırakmıştır. Polen analizinin zamanımız için gittikçe daha az önemi kalmakta, çünkü artık yazılı kelime tarihi tamimiyle anlatmaktadır.

Fakat eskilere ait bulgulara göre polen analizi bize verimli bir (tarih) takvim mekanizması vermektedir. Bazı hallerde bu analizin olağanüstü önemi ve hükmü olmaktadır, çünkü o dönemler için başka hiçbir yaş mekanizmasından faydalanmaya imkân yoktur. Radyo karbon yaş ölçme yöntemi çürüyen karbon kapsayan bir materyale ihtiyaç gösterir, arkeolojik ölçüler ise eski eserlerin bulunmasıyla mümkündür. Aranılan yerde bazen hiçbirinin bulunmasına imkân olmamaktadır. Son 12.000 yıllık olayların incelenmesi için palynoloji, jeoloji, arkeoloji, ekoloji ve tarihsel dokümanlara tam ve değerli bir yardımcı olmaktadır. Onun için gelecek sefer polenlerden dolayı aksırırsanız, hatırlayın ki, sizi aksırtan bu ufacık şeyler tarihin bir habercisidirler, hatta siz o anda belki kimsenin bilmediği tarihsel bir olayın tam üstüne ayak basmışsınızdır.

 

 

 

Kaynak: SCIENCE DlGEST’ten
POLEN NEDİR? POLEN HAKKINDA MERAK ETTİKLERİMİZhttp://bilgikapsulu.com/wp-content/uploads/2017/09/kkaaaapppaaaaakkkkk.jpghttp://bilgikapsulu.com/wp-content/uploads/2017/09/kkaaaapppaaaaakkkkk-150x150.jpgadminNedirSon MakalelerYaşamAutropogenik Dönem,exin nedir,fosil polen örneği nasıl alınır,karaağacın azalması,Neolithik Devrim nedir,palynoloji NEDİR,polen analizlerinin yararları,polen diagramı nasıl elde edilir,polen diagramı nedir,polen hakkında,polen ile ilgili ilk çalışma,polen nedir,polen neye benzer,polenlerin özellikleri nelerdir,polenlerin yapısal özellikleri nelerdir,Radyo karbon yaş ölçmePolen çiçek veren bitkilerin erkek tohumudur ve bitkinin bütün bir ömründe her çiçek sapının ürettiği polen tanesinin miktarı 70.000'i geçer. Kızılçam ormanları 80.000 ton’a yakın polen üretebilirler. Bütün insanların bu aksırıktan kurtulmamasının sebebi bu olsa gerek; hattâ polen okyanusların üzerindeki atmosferde, karadan binlerce kilometre uzaklarda bile bulunmaktadır. Polenle ilgili görülen...Bilim Sağlık Yaşam Teknoloji Güncel ve daha fazlası