Güncel Sağlık

RENK KÖRLÜĞÜ

Tarafından yazılmıştır admin

İnsanın kendi vücuduna ait bilgileri ve çevresine ait haberleri algılayabilmesi duyu organları vasıtasıy­la olmaktadır. Duyu organlarına ulaşan çeşitli tiplerdeki enerji şekilleri, öncelikle duyu organlarında yer alan reseptör (alıcı) hücreleri tarafından aksiyon potansiyel­leri ismi verilen özel elektrik sinyallerine çevrilir. Resep­törlerde başlayan bu aksiyon potansiyelleri sinirler yo­luyla beyinde ilgili bölüme iletilirler. Beyne iletilen aksi­yon potansiyeli sinyalleri de uyarıcı enerji şekline göre çeşitli duyular olarak algılanır.

Duyu reseptörleri tarafından aksiyon potansiyelle­rine dönüştürülen enerji şekilleri arasında mekanik (basınç, temas), ısı, elektromekanik (ışık), enerjileri ve kimyasal enerjiler (koku, tat) sayılabilir.

Bir reseptörün duyarlı olduğu enerji şekline onun uygun uyaranı denir. Örneğin gözdeki ışık enerjisine duyarlı görme reseptörleri için uygun uyaran ışık ener­jisidir.

Görme Nasıl Olur?

Görme organımız olan göze giren uygun dalga boylarındaki ışık enerjisi, öncelikle gözün mercek sis­temi tarafından görme reseptörlerinin yoğun olarak bu­lunduğu gözün retina kısmına odaklaştırılır. Burada re­septör hücreleri tarafından oluşturulan aksiyon potan­siyelleri de göz sinirleri yoluyla beyindeki görme mer­kezine iletilir. Sonuçta da görme merkezi tarafından yo­rumlanarak algılanır ve böylece görme olayı tamam­lanmış olur.

Görme reseptörleri ışık enerjisinin belli dalga boy­larına duyarlıdırlar. Başka bir deyişle ışığın belli bir dalga boyu o dalga boyuna duyarlı görme reseptörünü uya­rır ve algılanır. Işığın belli dalga boylarının belirli reseptörleri uyarması o reseptörün ihtiva ettiği görme pig­mentinin ışık absorbsiyon karakteristiği ile ilgilidir. Gör­me reseptörleri başlıca iki ayrı grupta incelenirler. Bun­lardan çubuk şeklinde olup gece görmekten ve karan­lığa aydınlığa adaptasyondan sorumlu olanlar “basil” boru şeklinde olup görme keskinliği ve renk görmeden sorumlu olan reseptörler ise ‘koni” reseptörleri diye isimlendirilirler.

Renk görme ile ilgili olan koni reseptör hücrelerinin algıladıkları ışık dalga boyları ölçülmüştür. Sonuç­ta bu konilerin her birinin görme spektrumunda yer alan renklerden yalnızca bir tanesinin görülmesiyle ilgili oldukları bulunmuştur. Bu üç koni tarafından algı­lanan renklere üç temel renk denilmektedir. Bu temel renkler KIRMIZI, MAVİ ve YEŞİL’dir. Bu üç koni hücresinin ışık dalga boyu absorbsiyon eğrileri önemli ölçüde birbirlerini örterler. Bundan dolayı da görülebilir ışık dalga boyları birden fazla koniyi uyarırlar. Aynı dalga boyu tarafından uyarılan 2 ayrı cins koni hücresinin değişik ölçülerde gön­derdiği aksiyon potansiyellerinin beyin tarafından de­ğerlendirilmesi sonucu, çeşitli renklerin ayırt edilmesi mümkün olmaktadır. Başka bir deyişle görme spek­trumunda yer alan ve normal insan tarafından ayırt edilebilen 180 ayrı rengin tamamı renk görme ile ilgili 3 ayrı renk konisinin değişik oranlarda uyarılması ile gerçekleşmektedir. Buna bağlı olarak örneğin, sarı ren­ge ait 5800 A boyundaki dalga boyu, kırmızıya (6500-7500 A) ve yeşile (5000 A) duyarlı reseptörleri birlikte uyararak, sarı renk duyusunun oluşmasını sağlayabileceği gibi kırmızı ve yeşil temel renklerinin karı­şımı da aynı renk duyusunu oluşturabilmektedir.

Beyaz ve siyah rengin algılanması; Beyaza uyan dalga boyunda ışık yoktur. Beyaz ışık duyusu yeşil, kır­mızı ve mavi renk konilerinin birlikte uyarılması ile oluş­maktadır. Siyah renk duyusu ise, ışığın yokluğunda algıdır fakat pozitif bir algıdır. Çünkü körler siyah rengi de görememektedirler.

Normal bir insanın renk görmesi, üç ayrı cins koni hücresinin uyum içinde çalışmasıyla olmaktadır. Bu tür normal görüş trikromat renk görme olarak vasıflandırılmaktadır.

Eğer bir kimse renk görmede yalnızca iki koni hücresine sahipse ve bu iki koni hücresiyle algılanabilen renkleri ve onların karışımları görüyorsa, bu şekilde renk görmeye dikromatik renk görme veya dikromatik renk körlüğü denilmektedir. Bu durumdaki kişilerde renk görme ile ilgili olan bir koni şeklinin yokluğu düşünülmektedir.

Bu koni çeşidinin bulunmadığı dikromatik renk körlüğü yok olan pigmentle ilgili olarak,

kırmızı renge duyarlı koni hücreleri yoksa ROTONOPIA kırmızı renk körlüğü

mavi renge duyarlı koni hücreleri yoksa TRITANOPIA mavi renk körlüğü.

yeşil renge duyarlı koni hücreleri yoksa DEUTERANOPlA yeşil renk körlüğü denilmekledir.

Örneğin, kırmızı rengi ayırt eden koni hücresinin olmadığı protonopia durumunda sadece koyu kırmı­zı renk algılanamaz. Kişinin gördüğü renkler koni hüc­releri ile ilgili olarak yeşil mavi ve bu iki rengin karışımıyla görülen renklerdir. Yeşil ayrımı yapan yeşile duyarlı konilerin bulunmadığı deuteranopiada ise yalnızca kırmızı ve mavi renkler ile bunların karışımı görülür. Yeşil renk ayırt edilemez.

Yalnızca tek renk konisinin bulunup iki renk koni­sinin olmadığı renk görme ise monokromatik renk görme veya monokromatik renk körlüğü olarak isimlendirilmektedir. Örneğin yalnızca mavi rengi algılayan mavi renk konilerinin bulunup kırmızı ve yeşil renk konilerinin bulunmadığı durumda kişi kırmızı ve yeşil renkleri ayırt edemez. Görme spektrumu ile ilgili ola­rak yalnızca mavi ve sarı renkleri algılayabilir. Kırmızı ve yeşil renkleri göremediğinden dolayı bu renk körlüğüne kırmızı yeşil renk körlüğü denilmektedir.

Anopia: Renk görme ile ilgili her üç koninin de bu­lunmadığı durumdur. Bu durumda tam renk körü olan kişi yalnızca siyah beyaz olarak görür. Bazı insanlar ise trikromat olmakla birlikte renk ayırımları zayıftır. Bu durum renk görme bozukluğu (anomalisi) olarak isimlendirilir. Bu şekildeki renk körlüğüne tam renk körlüğünden daha seyrek rastlanılır.

Renk Körlüğü Kalıtımı

Renk görme bozuklukları kromozomlar ile resesif olarak nesilden nesile geçmekledir. İlgili genin kalıtımla geçişini X kromozomu sağlar. Erkeklerde XY kromozomu kadınlarda ise XX kromozomu olduğun­dan ve genin özelliğinin resesif olmasından dolayı erkeklerde mevcut bir X kromozomunda kadınlarda ise her iki X kromozomunda bulunmasıyla ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle erkeklerde kadınlardan daha sık olarak görülmektedir.

Erkeklerin %8’inde kadınların %0,4’ünde renk görme ile ilgili bir bozukluk vardır. Yeşil renk görme bozukluğu (anomalisi) en sık görülen durumdur. Bundan sonra görülme sıklığı itibarıyla yeşil renk körlüğü, kırmızı renk körlüğü ve kırmızı renk görme bozukluğu gelmekledir.

Renk körlüğü olan erkeklerin kız çocukları renk kö­rü olmamakla birlikte renk körlüğünün taşıyıcısı durumundadırlar. Taşıyıcı kadınların erkek çocuklarının varisi de renk körü olarak doğmaktadır.

Renk Körlüğünün Teşhisi

Renk körlüğünün açığa çıkarılması ve ayrıca renk körlüğü veya renk görme bozukluğunun tipinin belirlenmesine yarayan pek çok test vardır. Teşhiste en ko­lay yol, renkli iplikleri karıştırıp, şahıstan renkleri gruplandırarak ayırmasının istenmesidir. Renk görme ile ilgili problemi olanlar bu işlemi beceremezler. Teşhiste ayrıca ishihara ve Stilling levhaları da kullanılmak­tadır. Bu levhalar renkli noktalardan yapılmıştır. Renkli noktaların içine ise renk körlüğünü veya renk görme bozukluklarını ortaya çıkaracak şekilde özel olarak renkli sayılar, şekiller veya harfler yerleştirilmiştir. Renk görme problemi olan kişiler bu harf, şekil veya sayıla­rı ayırt edememekte, böylece teşhis konulmuş olmaktadır.

Yazar Hakkında

admin

%d blogcu bunu beğendi: