Güncel Sağlık

SİLİKOZİS NEDİR? BELİRTİLERİ VE ÖZELLİKLERİ

Tarafından yazılmıştır admin

Bilinen en eski meslek hastalığı olan silikozisin tarihi, M.Ö 4000 yıllarına kadar uzanır. O tarihlerde Nil boylarında madencilik yapılması ve Hipokrat tarafından solunum güçlüğü çeken ma­den işçilerinin tespit edilmesi, silikozisin başlangıcı olarak bilinmektedir. Ardından Pliny’nin, işçilerin sağlık­larını korumaya yönelik önlemleri ilk olarak dile ge­tirmesi, eski Yunan ve Roma dönemlerinde de siliko­zisin var olduğunun kanıtı olarak gösterilir.

Silikozis Hastalığının Tarihçesi

Tozla oluşan akciğer hastalığı (pnömokonyoz) ilk kez 1556’da Agricola tarafından dile getirilmiş. 1713de ise Bernardino Ramazzini, taş kesen işçilerin bu hastalık nedeniyle çalışamaz hale geldik­lerini belirtmiştir. 19. yüzyılın başlarında ise darbeli matkapların ma­den ocaklarına girmesiyle ortamdaki solunabilir toz miktarı artarak hastalık yoğun olarak görülmeye başlar. Hatta o yıllarda bu dar­beli matkaplar işçiler tarafından “dul bırakan” diye adlandırılır.

1866’ da Zenker tarafından ilk kez “Pnömokonyozis” terimi kullanılmış, silikozis ise 1870’ de Visconti tarafından ifade edilmiştir. Silikozis, en genel ifadeyle ‘silika’nın solunulması sonucu ortaya çıkar.

Peki, Günlük Hayatımızda Da Zaman Zaman Duyduğumuz Silika Nedir?

Kökeni Latince çakmaktaşı anlamındaki ‘silex’ keli­mesinden gelmektedir. Yeryüzündeki en yaygın minerallerden biri olarak bilinen kristal silika, silikon ve oksijen atomlarının özel bir biçimde düzenlenmiş halidir. En yaygın 3 formu :

Kuvars ; silikanın yeryüzünde görülen en yaygın formudur.

Tridimit ; tehlikeli ama neyse ki en az görülen formudur.

Kristobalit ; kayalarda doğal olarak bulunur.

Silikozise neden olan silikanın kuvars veya kristobalit formu aynı za­manda Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı (The International Agency for Research on Cancer-IARC) tarafından grup 1 insan akciğer karsinojeni olarak sınıflandırılmaktadır.

Neden Silika Kullanılır?

Silikanın endüstride bu kadar yaygın kullanı­mı çok güçlü bir aşındırıcı olmasından kaynaklanır. Örneğin bir gemi yapımında, çeliğin boyaya ha­zırlanması aşamasını düşünelim. Gemiyi zımparala­ma işlemiyle boyaya hazır hale getirmek için çok faz­la işçinin uzun zaman çalışması ge­rekir. Oysa birkaç hava kompresö­rü kullanılarak silikanın püskürtül­mesi ile bu iş daha kısa sürede ve daha kolay gerçekleşiyor.

Taş ve maden ocaklarında, ku­vars değirmenlerinde, diş protez atölyelerinde, madenin işlenme­si ve öğütülmesi, kayaların delin­mesi ve kırılması, tünel kazılması, cam sanayi, seramik ve çanak çöm­lek yapımı, kiremit, çimento üretimi ve kumlama gibi işlemlerde çalışanlar yoğun silika maruziyeti ile karşı karşıyalar ve koruyucu önlemler alınmadığı takdirde hastalığa büyük oranda yakalanma riskine sahipler.

Silikozise Yakalanması Olasılı Olan Meslekler

Silikozisin Türkiye’de adını en çok duyurdu­ğu işkolu ise kot taşlanmasıdır. Fransız bir modacının Fas’ta bir bedevinin üzerinde gördüğü, çölde kum rüzgarlarının etkisiyle beyazlaşmış pantolondan esinlenerek taşlanmış kot modasını başlattığına da­ir bu hikaye ilk anda kulağa çok hoş geliyor. Ancak o modacı bu esinlenmenin, birçok insanın hayatına mal olacağını bilseydi bu modaya önayak olur muy­du? Özellikle hastalığı önleyici güvenlik koşulların­dan ve bunların denetiminden yoksun, kayıtsız atöl­yelerde kotların renginin açılması, ağartılması için, kotlara hava kompresörleriyle püs­kürtülen silika kristalleri içeren kumun solunması, bu sektörde çalı­şanlarda silikozisin yoğun olarak görülmesine neden olmaktadır.

Aslında taş ocaklarında, cam sa­nayinde, seramik atölyelerinde, çi­mento üretiminde çalışanlarla ma­den işçileri, tünel kazıcılar, hepsi aynı tehlikeyle karşı karşıya. Bu iş kollarında çalışanlarda hastalığın ortaya çıkması 20-30 yılı buluyor.

Ancak kot taşlama işçilerinde du­rum farklı. Çok yoğun silika tozuna maruz kalındı­ğından bu kişiler hastalığa birkaç yıl içinde yakalana­biliyorlar. Yapılan değişik çalışmalarda ise silika maruziyetinin olduğu değişik iş kollarında silikozis gö­rülme sıklığı %6 ile %36,3 arasında saptandığı bildi­riliyor.

Diş teknisyenlerinde de 1939’dan bu yana silikozis vakalarına rastlanıyor. Diş protez teknisyenlerinin çalıştıkları laboratuar ortamlarındaki malzemeler göz önüne alındığında, mesleki açıdan büyük bir risk altında bulundukları görülmekte. Protez üretim aşama­larından, özellikle tesviye, polisaj, döküm ve kumla­ma işlemlerinde kullanılan malzemelerin çoğu biyoojik olarak zararlı maddeler. Silikozise neden olan aşama ise kum­lama ve cilalama aşaması. Bu işlem esnasında kısmen kapalı olan dü­zenekten oda havasına yoğun silika tozu salınıyor. Bu aşamadan sonra ise açık bir düzenekte cila ve alçı to­zu kullanılarak cilalama işlemi ya­pılıyor. Bu işlem de yoğun toz so­lunmasına sebep olur. Kumlama ve cilalama işlemleri sırasında işi yapan kişi dışında aynı odada bulunup başka aşama­larda çalışanlar da bu tozlara maruz kalıyorlar.

Tüm bunlara ek olarak silikozis riski altında olan başka örnekler de var: Toz fırtınası görülen bölgeler­de, toprağı silika yönünden zengin yerlerde, Sahra ve Libya çöllerinde yaşayanlarda, yiyeceklerini kum taşında öğüten Bantu kadınlarında silikozis görül­düğü saptanmıştır. Toz fırtınalarının sıkça görüldüğü Himalayalar’ın bir bölgesinde 50 yaşın üstündeki bir grup insanda da silikozis tespit edilmiş.

Silikozisin Oluşumu ve Belirtileri

Maruz kalınan silika toz miktarına ve süresine bağlı olarak 3 çeşit silikozis bulunuyor. 20 yıldan fazla süre az miktarda silika tozuna ma­ruz kalınması ve bu sürede hiçbir belirti göstermeden seyreden silikozis, kronik silikozis olarak adlan­dırılmakta. Hızlanmış silikozisde hastalık, 4-8 yıl gibi bir zaman zarfında fazla miktarda silika tozuna maruz kalınması sonucu ortaya çı­kıyor. Akut silikozis ise çok kısa sü­rede çok fazla miktarda silika tozu­na maruz kalınması sonucu orta­ya çıkar. Hastalık genellikle madencilerde 20-30 yıllık çalışmadan sonra ortaya çıkarken kot taşlama işçilerinde ise hızla gelişen bir hastalık halini alabiliyor.

 

Silika dozu, çalışma süresi, silika kristalinin bü­yüklüğü, şekli ve kimyasal yapısı, genetik, solunum ve iş alışkanlıkları gibi bireysel faktörler silikozisin yay­gınlığını belirleyen faktörler arasında sayılabilir. Silikozis, 10 mikrondan daha küçük çaplı silika kristallerinin solunumuna bağlı olarak gelişi­r. Akciğerlerde hava alışverişinin gerçekleşti­ği alveol denilen küçük hava keseciklerinin silika tozlarıyla dolması sonucu oluşur. Alveollerde bulunan ve makrofaj denilen savunma hücrele­ri silika tozlarını içine alıyor ve makrofajlarda silika kristallerinin piezoelektrisite durumundan etkilendiği düşünülen yüzey özellikleri nedeniy­le, hücre zarı ve hücre içi yapıların hasara uğra­masıyla makrofajların ölümü gerçekleşir. Sonrasında canlı kalan makrofajlar aktive olarak çe­şitli kimyasal maddelerin (interleukin 1, tümör nekrozu faktörü, fibronektin, radikaller, fibrojenik sitokinler, lipid mediatörler) salınmasına ne­den olur. Böylece akciğerde toza karşı sürekli bir reaksiyon oluşur. Bu reaksiyon da fibrozise yol açarak silikotik nodüllerin meydana gelme­sine sebep olur. Başlangıçta çok ufak olan nodüller zamanla birbirleri ile birleşerek daha bü­yük nodüller haline gelebilir. Böylece hastalık akciğerlerin büyük bir bölümüne hızla yayılarak devam eder. Bu yayılmayı, ne yazık ki silikaya maruz kalmanın durdurulması engelleyemez.

Hastalık başlangıçta hiçbir belirti göstermi­yor. Nefes darlığı, şiddetli kuru öksürük, iştah­sızlık, göğüs ağrısı, ateş ve kilo kaybı gibi be­lirtiler maalesef hastalık ilerleyince ortaya çı­kar. Asıl teşhis akciğer röntgen filmi ve solu­num fonksiyon testlerinin sonucunda konula­bilir. Bunlara ek olarak teşhisin konulmasın­da en önemli etken kişinin meslek öyküsü. Has­talığın iyice ilerlemesiyle daha ciddi solunum problemleri ve öksürükle beraber ağızdan kan gelmesi de söz konusu. Tüm silikozis hastaları yüksek oranda verem ve akciğer kanseri gibi di­ğer hastalıklara yakalanma riskine de sahip.

Tedavi ve Önlemler

Ne yazık ki silikozis için hastalığın seyrini değiştirebilecek özel ve kesin bir tedavi yönte­mi yok. Akut silikozis, solunum sisteminin hız­lı yıkımı sonucunda ölümle sonuçlanır. Ciddi nefes alma problemi yaşayan hastalara oksijen tedavisi veya suni solunum cihazı önerilmek­te. Uzmanlar hastaların daha fazla silika tozuna maruz kalmamaları, sigara içmemeleri, grip ve zatürreeye karşı bağışıklık sistemlerini güçlendirmelerini öneriyor. Bir başka yöntem olan akciğer nakli hem henüz yaygın olmayan hem de pahalı bir tedavi.

 

Silikozis hastalığının toplumda trajik bir şe­kilde anılmasının en önemli nedeni, önlenebi­lir bir hastalık olmasına rağmen hala genç yaşta ölümlere neden olması. Güvensiz ortamlarda iş­çi çalıştıran sorumsuz iş yerleri bunun en büyük nedeni. Ortamının özelliklerine uygun mühendislik uygulamaları ile sağlanacak bir havalan­dırma sistemi ve ortamın ıslak tutulması silikozisin önlenmesi açısından yarar sağlayabiliyor. Ancak basit maskelerin kullanımı silika solun­masını ve hastalığın gelişmesini engellemiyor. Silikozisin önlenmesinde hem işverene hem ça­lışana büyük sorumluluklar düşmekte. Çalışan­larda yapılacak periyodik muayene hastalığın önlenmesinde, erken teşhisinde ve tedavisinde büyük önem taşımakta. Aynı zamanda çalışan­ların, çalıştıkları ortamdan kaynaklanabilecek hastalıklar, belirtileri ve korunma yolları hak­kında bilgi sahibi olmaları başta silikozis olmak üzere tüm meslek hastalıklarının önlenmesinde etkin bir yol. Uygun ve yeterli koruyucu önlem­lerin alınması, çalışanların bilgilendirilmeleri, konu ile ilgili sosyal ve yasal düzenlemelerin ya­pılması, periyodik sağlık kontrollerinin olması, çalışma ortamlarında toz düzeyinin standartla­ra uygun olması gerekiyor. Amerikan Ulusal İş­çi Sağlığı ve Güvenliği Enstitüsü (NIOSH) tara­fından sekiz saat içinde solunmasına izin veri­len silika kristali düzeyi 0,05 mg/m3. İşyerlerin­de müsaade edilen solunabilir toz sınır değerle­rinin aşılmamasına özen gösterilerek hastalığın oluşumuna engel olunması mümkün. Ama ül­kemizde maalesef çalışma ortamlarının %48’inde solunabilir limitlerin üzerinde bir maruziyetin olduğu saptanmış. Diğer önemli unsur, he­kimlere başvuran hastalara uygulanması gere­ken meslek sorgusu. Meslek sorgusu yapılma­dığı durumlarda, tanıdaki yanılmalar yanlış te­daviyi, zaman kaybını, en önemlisi de hastanın kaybını beraberinde getiriyor. Ayrıca bu sürede aynı işyerindeki diğer çalışanlar da aynı tehlike ve risk altında olmaya devam ediyor.

Dünyada ve Türkiye’de Silikozis

Silikozis tüm dünyada 1932’den beri mücade­le edilen bir hastalık. Örneğin Amerikan Ulusal İş­çi Sağlığı ve Güvenliği Enstitüsü’nün verilerine göre ABD’de 1,7 milyon kişi silikaya maruz kalıyor ve yak­laşık %5’inde değişik derecelerde silikozis saptanıyor. Çin’de 1991-1995 yılları arasında 500.000 den fazla silikozis vakası ile karşılaşılmış. Her yıl 24.000 den faz­la ölüm söz konusu. Vietnam’da 9000 kişiye silikozis teşhisi konmuş. Bunlardan %90’ı çalıştıkları iş nedeniyle bu hastalığa yakalanmış. Kolombiya Hüküme­ti 1,8 milyon çalışanın silikozis riski altında bulundu­ğunu belirtmekte.

1937’de ilk kez Amerika’da toz kontrol standartla­rı belirlenmiş ve sonraki yıllarda işçilerde silikozis görülme yoğunluğu hızla azalmış. İngiltere’de kristal silikanın birçok iş kolunda kumlama amacıyla kullanılması 1950’de, diğer Avrupa ülkelerinde ise 1966 yı­lında yasaklanmış. 1974 yılında Amerikan Ulusal İş­çi Sağlığı ve Güvenliği Enstitüsü silikanın yerine kul­lanılabilecek daha az riske sahip materyallerin kullanımını önermiş.

Silikozis hastalığından ölenlerin hikayeleri de ge­nellikle birbirlerine benzemektedir. Hayatlarının bir döneminde çalıştıkları iş, onların hayatına mal olu­yor. Türkiye’de kayıtlara geçen olgu sayısı tüm sili­kozis hastaları için 600’ler civarında. Oysa bu sayı­nın aslında on binlerce olduğu tahmin ediliyor. Sa­dece Bingöl’ün Karlıova ilçesinin 300 haneli Taşlıçay Köyü’nde hemen hemen her evde bir silikozis hasta­sı var. Hatta pek çok silikozis hastası işçi, doğru mes­lek sorgusu yapılmadığından yanlış teşhis mağduru. Yanlış teşhis konmuş ya da doktora gitmemiş işçilerin bir kısmı hastalıklarının nedenini bilmediğinden ay­nı iş koşullarında çalışmaya devam etmekte.

Türkiye’de silikozis hastalığına sebep olan silika kristallerinin kot taşlama işleminde kullanılması ar­tık yasak. Ancak 2007 yılında Çalışma ve Sosyal Gü­venlik Bakanlığı kot kumlamayı önlem alınması ge­reken işkollarına eklemesine rağmen hasta sayısın­da artış devam etmekte. Sağlık Bakanlığı, Dünya Sağ­lık Örgütü ve Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından ortaklaşa yürütülen Küresel Eylem Planı ile hastalığın görülme sıklığının azaltılması, 2030 yı­lında ise tamamen yok edilmesi hedeflenmektedir.

 

KAYNAK:
Şimşek, C. “Silikotik ve Non-Silikotik Kuvars Değirmeni İşçilerinde Solunum Fonksiyon Testleri, Toraks Bilgisayarlı, Tomografisi ve Galyum-67 Akciğer Sintigrafisi Bulgularının Karşılaştırılması”, Uzmanlık Tezi, 1990.
Talay, F., Gürel, K., Gürel, S., Kurt, B., Tuğ, T., “Silicosis in Manufacture of Electric Cable: Report of Four Cases”, J. Occup Health, Cilt 49, s. 405-410, 2007.
Karabıyık S., “Diş Teknisyenlerinde Mesleki Maruziyet ve Pnömokonyoz Riski”, Uzmanlık Tezi, 2008. Nevşehir İli, 2007 Çevre ve Durum Raporu.
 http://www.silicosis.com/treatment/index.php
http://www.who.int/mediacentre/factsheets/fs238/en/
http://www.saglik.gov.tr
http://kottaslama.org
http://www.healthdangers.com
http://www.isveguvenlik.com

 

Yazar Hakkında

admin

%d blogcu bunu beğendi: