Bir filozof öğretmen ki hala anıldığı yeryü­zünde bir tek kitap bırakmamış ama hem bir dostu hem de bir öğrencisi yarınlara geleceklere anlatmış onu. Bizden öncekilere ulaşanlarla şimdi elimizde bulunanlar işte bu ‘İkinci Elden’ aktarmalardır. Şu anda, onun hak­kında tüm bildiklerimizi “Anabasis” yazarı Ksenofon ile hayran öğrencisi ve vefalı dostu Eflâtun’a borçluyuz. Keşke her öğrenci hocasını böylesine yaşatabilseydi acaba dünyamız­da daha nice değerlere sahip olamaz mıydık?

Açık hava, yeşil bahçe dersleriyle ünlü hoca bugün de yine öğretilerini sürdürür gibi nedense…

İsa’dan önceki 500’üncü yıldan otuz bir yıl sonrası. Eski Atina’da bir heykelcinin gürbüz bir çocuğu doğar, Oğulun anası ebedir. Rahat bir yaşam ortamının meyvelerini toplaya­rak gelişir. Zamanın düzenli temel bilgilerinden oluşan öğrenimini tamamlar. Savaşta yiğit kişidir, önceleri babası gibi heykel için mermer yontarsa da kendini filozof ve öğretmenliğe adar. Böylece insanlara, “Düşünceyi öğretmek” baş kaygısı olur. Ona göre ‘düşünme işlemi’ sormayla, sorguyla başlar. Kaldı ki okul çağına yaklaşmak­ta olan her çocuğun uyanan bilincinin ilk belir­tisi de ilk sorusu değil mi? Ayrıca tek tek “Parça” dan “Bütün”e varım üzerinde sıkı bir dirençle durmuş, özel durumlara uygulanan doğru bir ilkenin genel durumlara da uygulanabileceği kaidesini ortaya atmıştır. Öğretim metodu ise “diyalogos” denilen karşılıklı konuşmalardan oluşur. Bu diyaloglarda ele alınan malzeme öylesine geniş ve yaygındır ki işlendikçe bitmez. Zira yordam, ataların saygıdeğer düşünce kalıntıla­rını yeniden ve zamanın ışığında gözden geçirmektir. Geçerli kavramları, eylemleri ve yöntem­leri titizlikle inceler, eleştirir ve her birini yeni tanımlamalara, açıklamalara kavuşturur. Yani bir bakıma doğmaya şüpheyi sokar. Alışılmışlığa, bağnazlığa başkaldırır. Nitekim “Her kötülük bilgisizlikten gelir, hiç kimse isteyerek kötülüğe sapmaz.” Der ve “tek’lerden yola çıkarak “Tümevarım”ın kurucusu olur. Amacı, gelenekçiliğin, doymuşluğun ve değişmezliğin tersine, eskimiş değer yargılarını aklın ve deneylerin süzgecinden geçirmektir. Öylece de bambaşka bir aydınlığa varmayı hedef alır. Dahası, düşün­dükçe söyler ve söyledikçe düşünür. Ardından “Hiç bir şey bilmediğimi biliyorum.” diyerek insanoğluna öğrendikçe cahilliğinin derecesini anlatmak ister.

Ötekilere karşın, Sokratesçi okulların hepsi, insan yaşamındaki en son hedefin “Bilgiyle varılan erdem” olduğu yolundaki Sokrates’in görüsünde birleşirler.

Çiçekli kırlarda, açık hava meydanlarında, çevresine toplanan öğrencilerine, ağır ağır gezinerek dersler verir. Yine böyle dalgın bir ders sırasında, öfkeyle çileden çıkmış karısını karşısın­da bulur ve: “Burada boşu bosuna lâflar edeceğine alacaklılar kapıya dayandı, borçlarını öde ” dersini de sessizce alır. Ne var ki Sokrates alçak­gönüllü, gösterişsiz bir insandır. Parayı, rahatı, güzel giyinmeyi hor görür ama yenidünya görüşleriyle aydınlanma çağının bir öncüsüdür. Dersler ilerledikçe, yeni kanıtlar, taze fikir­ler ortaya sürülür. Geleneksel Çoğulcu Tanrıları kabullenmekle beraber evreni, bir tek Kudretin düzene koyduğuna inanır sıradan kişilerin, alışık inancalarını, töresel eylemlerini didik didik eleş­tirir.

Böylece de yürüyen düzene ve çağına ters düşüp onun dışına çıkar. Adı, gençlerin ahlâk bozucusu ve toplumun düzen bozguncusuna çıkar. Hele Tanrılar yerine Tek Tanrı’yı önermesiyle kızgın bir din düşmanı sayılır. Çağın insan kanunları sert ve kesindir. Filozof, insanların koyduğu kanunları, Tanrıların buyruklarından da daha üstün tutar. Tutuklanır ve ünlü savunmasını yapar ama Atina mahkemesi, kendisini baldıran zehriyle ölüme mahkûm eder. Yakınlarının öğütlerine uyarak kaçmayı veya sözlerini değiş­tirmeyi asla benimsemez. İnançlarının doğruluğuna geçici varlığını kanıt koyarak insanlık tari­hinde ölmezliğe ulaşır. Oysa Atina mahkemesi­nin yargıçları gibi adı, sanı unutulup gitmişti bile…

İsa öncesi 4’üncü yüzyılından bir yıl geçen hüküm gecesindeyiz, kendisini zindanda ziya­ret eden öğrencilerine bir ders daha verir. Baldı­ranı (zehir) içme saati gelmeden, öğrencilerinden birinin elinde bir saz görür. Sazın nasıl çalınacağını öğrenmek ister. Öğrencisi: “Üstadım, az sonra ağu (baldıran zehri) içeceksiniz. Çalmaya vaktiniz olmayacak. Bir zevk duymayacaksınız” deyince, “Hoca”, son dersini verir Asıl zevk, sazı çalmakta değil, çalmayı öğrenmektedir.”

SOKRATES KİMDİR, HAYATI, FELSEFESİ, ÖLÜMÜhttps://i2.wp.com/bilgikapsulu.com/wp-content/uploads/2017/04/sokrates-kimdir.jpg?fit=433%2C457https://i2.wp.com/bilgikapsulu.com/wp-content/uploads/2017/04/sokrates-kimdir.jpg?resize=150%2C150adminGüncelKim KimdirAntik Yunan filozofu,Bilgiyle varılan erdem,diyalogos,sokrat,sokrates felsefesi,sokrates ölümü,Tümevarım felsefesi,Yunan Felsefesinin kurucularıBir filozof öğretmen ki hala anıldığı yeryü­zünde bir tek kitap bırakmamış ama hem bir dostu hem de bir öğrencisi yarınlara geleceklere anlatmış onu. Bizden öncekilere ulaşanlarla şimdi elimizde bulunanlar işte bu 'İkinci Elden' aktarmalardır. Şu anda, onun hak­kında tüm bildiklerimizi 'Anabasis' yazarı Ksenofon ile hayran öğrencisi ve vefalı dostu...Bilim Sağlık Yaşam Teknoloji Güncel ve daha fazlası