Son Makaleler Tarihçe

TARİH ÖNCESİNİ SINIFLANDIRMA MODELLERİ

Tarafından yazılmıştır admin

Yaklaşık iki yüz yıldır bazı bilim insanları; insanlık tarihini, yapmış oldukları inceleme ve gözlemlere bağlı olarak dönemlere ayırmışlardır. Bu tasnifte, insanın sosyo-ekonomik hayatını ilgilendiren teknolojik gelişmeler esas alınmıştır. Bu çalışmalardan bazıları şunlardır:

1.Teknolojik Model: İlk kez Kopenhanglı bilim adamı C. J. Thomsen, insanların taş, tunç ve demir aletleri, belli bir sıra halinde kullandıklarını tespit ederek, tarihi “taş çağı”, “tunç çağı” ve “demir çağı” olarak dönemle­re ayırmıştır.

Thomsen evrimci bir yaklaşımla bu modeli ortaya koyarken, 1819′ da Danimarka Milli Müzesi’nde bulunan eserleri türlerine göre değil, yapıldıkları maddelere göre tasnif etmişti.  Ona göre; bu eserlerin taştan, tunçtan ve demirden yapılmaları kronolojik bir durumu gösteriyordu. Thomsen’in bu değerlendirmesi “Üç Çağ Sistemi” olarak da bilinmektedir. Bu değerlen­dirme, günümüz tarih öncesi araştırmacılarının kullandığı terminolojiye temel teşkil etmiştir.

Teknolojik modeli esas alan bir diğer bilim adamı John Lubbock’dur. Onun ortaya koyduğu model Thomsen’un çalışmalarının bir detaylandırılmış şeklidir.

Thomsen, Prehistoric Times, adlı eserinde (1865’de) taş çağını Eskitaş Çağı (Paleolitik) ve “Yenitaş Çağı” (“Neolitik”) olmak üzere ikiye ayırır.

Onun bu değerlendirmesine ek olarak; Eskitaş ile Yenitaş çağları ara­sıma bir geçiş dönemi olan “Ortataş Çağı” (Mezolitik) ve Yenitaş çağı sonu­na “Bakırtaş Çağı” (Kalkolitik) kavramları eklenmiştir. Bu modelde alet yapıntımdaki teknolojik gelişmeler esas alınmıştır:

1)Eski taş Çağı, 2)Ortataş Çağı, 3)Bakırtaş Çağı, 4)Tunç (Bronz) Çağı ve 5)Demir Çağı şeklinde kavramlar ortaya kondu.

2.Sosyo-Ekonomik Model: J. Lubbock daha sonra 1870 yılında, aletle­rin yapıldığı madde ve yapım teknolojisine göre, kültürel yönden ele aldığı değerlendirmelere kaynaklık eden bu görüşün dışında, toplumların geçir­diği sosyo-ekonomik gelişmeyi esas alan bir model daha geliştirmiştir. Bu ikinci modele göre toplumlar:

1)Avcılık, balıkçılık, toplayıcılık, 2)Çobanlık, 3)Tarım, 4)Uygarlık aşamalarından geçmiştir.

3.Kültürel Model: D. Wilson (1851’de) günümüze kadar uzanan in­sanlık tarihini, yazının icadını temel alarak, iki ana döneme ayırmıştır. Ya­zının bulunmasına kadar ki döneme “tarih öncesi” (prehistoria), yazının kullanılmaya başlamasından sonraki döneme “tarih çağları” (historic times) adnıı vererek kültürel tasnif yoluna gitmiştir.

4.Antropolojik Model: Amerikalı bilim adamları Avrupalı meslektaş­larının çalışmalarından haberdar olmakla birlikte, daha çok antropoloji üze­rine çalışmışlardır. Amerika’da yaşayan halkların Avrupa’dan farklı olarak, henüz 19. yy.da bile geçmiş yaşayışları ile bağlantılan canlı bir şekilde sür­mektedir.

ABD’de, Yenidünya ile ilgili çalışmaları Smithsonian Enstitüsü des­teklemiştir. Desteklenen etnoğrafik araştırmalar, arkeoloji ve antropoloji toplantıları bu bakış açısında etkin olmuştur. Toplumların gelişimi üzerine düşünen insanı anlamak için gelişim tabloları yapan, antropolog ve sosyo­logların öncüsü E. Tylor idi. Ona göre, kültürel gelişimin, tarihte olduğu gibi, inişleri ve çıkışları vardır.

Tylor, Paleolitik Çağ’dan Yakın Çağ’a kadar kültür gelişmelerini incele­miş, ekonomik ve kültürel ölçüleri esas alan bir model ortaya koymuştur:

1)Yabanıllık, 2)Barbarlık 3)Uygarlık

5.Ekonomik ve Toplumsal Model: Tylor’ın bu modeline benzer bir şekilde, bir başka Amerikan antropologu Lewis Henry Morgan 1877 yılında gelişmeyi, ekonomik ve toplumsal temellere dayandırarak ele almıştır:

1)Yabanılık Çağ:

a)Aşağı Yabanıllık; ilk insandan ateşin bulunmasına dek geçen dönemdir.

b)Orta Yabanıllık; ateşten, okun ve yayın bulunmasına dek geçen sü­redir.

c)Yukarı Yabanıllık; ok ve yaydan çömlekçiliğe dek geçen süredir.

2.Barbarlık:

a)Aşağı Barbarlık; Çömlekçilikten sürü yetiştiriciliği dek geçen dönemdir.

b)Orta Barbarlık; Sürü yetiştiriciliğinden demirin ergitilmesine ka­dar geçen dönemdir.

c)Yukarı Barbarlık; Demir ergitilmesinden alfabenin bulunmasına kadar geçen dönemdir.

3.Uygarlık Çağı: Alfabeden sonraki dönemdir.

6.Evrimci Model: Marx ve Engels, Morgan’ın görüşlerinden etkilen­melerine rağmen, farklı terminolojiler kullandılar. Morgan’ın; yabanıllık ve barbarlık olarak adlandırdığı dönemi ilkel komünal toplum; Onun uygar toplum olarak adlandırdığı dönemi ise; köleci, feodal, kapitalist toplum şeklinde eklemeleri yapmışlardır.

Evrimcilerin görüşüne göre; sosyal kurum ve davranışlarda ilkel top­luluklardan uygar toplumlara doğru bir gelişme vardır.

Eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği araştırmacıları teknolojik gelişme ölçütüne dayanan Eski Taş Çağı, Yeni Taş Çağı, Bakırtaş Çağı, Tunç Çağı ve Demir Çağı gibi kavramlar yerine; toplumsal evrimi ve sınıflı bir toplumu esas alan bir sınıflandırmayı kullanmışlarda;

1)Klan öncesi toplum, 2)Klan toplumu, 3)Sınıflı Toplum.

7.Yayılmacı Kültür Modeli: Alman kökenli Amerikalı antropolog Boas’ın adını taşıyan Boas okuluna göre, kültürel tarih bir bilim olarak ge­nelleştirilemez. Toplumlar kendine özgü bir duruma sahiptir. Bir kültürün bir başka kültürle benzerlikleri; yayılma yoluyla birinden diğerine geçen etkilerden kaynaklanır. Avrupa’da tek düze olmasına karşın, Orta Doğu’da çok çeşitli kültürlerin görülmesi nedeniyle; batı kültürlerinin merkezinin burada aranması gerektiği ve buradan yayıldığı şeklindeki görüşleri bir süre etkili olmuştur.

8.Maddeci Kültür Tarihi: Gordon Childe 1925 yılında teknolojik, eko­nomik ve toplumsal ölçütleri bir arada ele aldı.

Yayılmacı kültür anlayışının aksine, Childe, farklı bir bakış açısı orta­ya koydu. O, Kültürlerin, hayatta kalabilme prensibi üzerinde durmuştur. Evrimin temeli teknolojiktir. Çanak çömlekler, aletler, ev tipleri vs. kültürle­rin özellikleri insanların maddi ifadesidir.

Bir kültürün ayakta kalabilme ve yaşama koşulu ekonomikti. Bu gö­rüş, “maddeci kültür” olarak kabul edildi. Marksizm; tarihöncesi kültürle­rin gelişimlerinin açıklanmasında çözüm olacağına inanıldı. Bir toplulukta­ki birleştirici gücün ekonomi olduğu görüşü benimsendi. Childe, ekonomik üretimin önemine işaret edip; “Neolitik Devrim” kavramını ortaya attı.

Childe, 1942 yılında “Paleolitik Yabanıllık”, “Neolitik Barbarlık” ve “uygarlık” çağları kavramlarım kullandı. 1956’da ise, ekonomisi yiyecek toplayıcı olan toplulukları “Yabanıllık” ve “Toplayıcılık”, ekonomide yiye­cek üreticisi duruma gelenleri “Neolitik Barbarlık”, “Kent Devrimi” ile başlayan sürece “Uygar Toplum” ifadelerini kullanmıştır.

Bilim dünyasında, sosyo-teknolojik-ekonomik model olarak da adlandırılan Childe’ın bu görüşü uzun yıllar kabul gördü.

9.Ekolojik ya da Çevresel Arkeoloji: Bu görüşün öncüsü İngiliz arkeo­logu G. Clark’tır. Clark kuramsal yaklaşımlarını arazi çalışmaları ile destek­leyerek; arkeolojiyi, insanların geçmişte nasıl yaşadıklarını incelenmesi şeklinde tarif eder. Bir kültürün yaşayabilmesini, ekolojik koşulların uygun­luğuna bağlar. Kültür ile çevre etkileşimi, bir toplumun ekonomisini belir­leyen koşulların başında gelir.

Zooarkeoloji, paleoekonomi ve biyoarkeoloji kavramlarının arkeoloji içinde yer almasını sağlamıştır. Ona göre de, toplumsal gelişme için eko­nomik süreç önemlidir. Ancak, onun maddesel kalıntıların sosyal ve sem­bolik anlamlarına olan ilgisi nedeniyle, materyalist görüşten ayrılmaya baş­ladığı şeklinde yorumlanmıştır.

Clark’ın çağdaşı olan Amerikalı etnolog J. Steward, arkeologların ar­tık aletlerin biçimlerine, tiplerine göre incelemelerini bırakmaları gerektiği­ni, bu verilerin geçim ekonomilerindeki değişiklikleri ve yerleşme düzenini anlamak için kullanılması gerektiğini belirtmiştir. Yerleşme düzenleri ise, kültür ve çevre arasındaki ilişkileri ele almak için kullanılmalıdır.

1940’lı yıllardaki bu bilim adamlarını II. Dünya Savaşı’ndan sonra Irak’ta tarihöncesi araştırmalara başlayan Amerikalı arkeolog Braidwood izledi.

Braidwood tarihöncesi topluluklarının geçim ekonomilerindeki ge­lişmelerle ilgili incelemeler yaptı. Çalışmalarını zooloji, jeoloji, ziraat gibi farklı uzmanlık gruplarıyla yürüttü. Bu çalışmalarla disiplinler arası işbirli­ği sistemli bir hale getirilmiştir.

Güneybatı Asya’da “ilk üretimciliğe geçiş evresi”nin aydınlatılması konusunda çalışan Braidwood, Child’ın ekonomik içerikli modeline sadık kalmakla birlikte, yeni bir model ortaya koydu: Sosyo-ekonomik-kültürel model. Braidwood’a göre:

Paleolitik: Besin Toplayıcılığı, Devşirmecilik Dönemi,

Mezolitik: Derleyicilik Dönemi, Yoğun Besin Toplayıcılığı Evresi,

Neolitik: Besin Üretimciliği Dönemi’dir.

1960’lı yıllarda kültürel-ekoloji modelini getirenler arasında R. Mc. Adams da görülmektedir. Ona göre, ilk üretimcilik ekolojik koşullara bağlanmaktadır.

Yine bu konuda, kültürel-ekolojik model içinde olmakla birlikte, Flannery ve Levis Binford araştırma yöntemlerinde, ilk üretimcilikte bitki ve hayvanlann “soya çekimi” ve “değişimi”ni esas alan incelemeler yap­mışlardır.

Binford çalışmalarında “toplumsal çevre” modelini ortaya koyarak; Buzul çağı sonrasındaki nüfus yoğunluğu baskısının üretime yol açtığını öne sürmüştür.

Clark ve Piggot ilk üretimciliğe geçişte kültürel, ekonomik ve ekolojik modellerin yanında “ruhbilimsel” modeli ortaya koymuşlardır. Onlara gö­re; insanların ilk üreticiliğe geçişinde, ruhsal durumları önemli etkenler­den biri olmuştur.

1960’lı yıllardaki Müller-Karpe’nin görüşüne göre de; bir topluluğun ilk üreticiliğe geçişinde ruhsal yapısının değişimi önemlidir. Ruhsal deği­şiklikler olmadan, dış koşullarrın olması, üreticilik için yeterli değildir.

Yazar Hakkında

admin

%d blogcu bunu beğendi: