Güncel Nedir Sağlık

TERLEME VE TER BEZLERİ

Tarafından yazılmıştır admin

Terlemenin, vücut sıcaklığını düzenlemeye yardımcı olduğu bilinmektedir. Vücut yüzeyinden buharlaşan su beraberinde belirli bir miktar ısıyı da aldığı için (endotermik tepkime), terledikçe serinlenir. Peki neden vücut sıcaklığını düşürmeye gerek duyar? Çünkü bizler aslında birer protein fabrikasıyız ve proteinlerin en önemli özelliklerinden birisi de, belirli sıcaklık aralıklarının dışında yapılarının bozulması nedeniyle işlevlerini yitirmeleri. Normalde 36,5-37°C olan vücut sıcaklığımızda birkaç derecelik oynamalar görülmesi bile, belirli metabolik işlevlerin aksamasına neden olabiliyor. 40°C’ nin üzerindeki sıcaklıklar yaşamsal tehlike alarmı verirken, 41°C’ de beyin ölümü başlıyor. Vücudumuzun iç sıcaklığının 50°C’ ye ulaşması durumundaysa, kaslarda sertleşme nedeniyle ani ölüm gerçekleşiyor. Bu tehlikeleri önlemek için, vücudumuz bu hassas sıcaklık aralıklarını “kendi yöntemleriyle” korumaya çalışır. Bu yöntemlerin en başında da terleme gelir.

Ter bezleri, bu işlev için özelleşmiş olan yapılardır. Derimizin yüzeyinin hemen altında bulunan dermis tabakasına ya da deri altı yağ tabakasına gömülü olan ter bezlerinin iki tipi bulunur: ekrin ve apokrin.

Ekrin Ter Bezleri

Kendisi kokusuz olan esas ter sıvısının salgısından so­rumlu ve dudaklarımızla glans penis (penisin en ucundaki bölge) dışında vücudumuzun her yerinde bulunur. En fazla bulundukları bölgelerse avuç içleri, ayak tabanları, parmak uçları ve alın bölgesidir. Deniz memelilerinde ya da bazı kürklü türlerde bulunmayan ekrin ter bezlerinin işlevi, beynimizde­ki hipotalamusta bir merkezce kontrol edilen simpatik kolinerjik sinir uçlarıy­la sağlanır. Vücudun iç sıcaklığını doğrudan algılayabilen hipotalamus, deri altındaki sıcaklık almaç hücrele­rinden de gelen uyarıların etkisiyle ter­lemeyi ve diğer sıcaklık düzenleyici iş­levleri kontrol eder.

Ekrin bezlerimizden salgılanan te­rin bileşiminde su, çeşitli tuzlar ve çö­zünmüş organik maddeler bulunuyor. Tuzların başında sodyum klorür (NaCI) gelmektedir. Terdeki sodyum derişi­mi, litrede 35-65 milimol arası değişir ve sıcak iklimlerde yaşamaya uyum göstermiş bireylerde genel olarak daha düşük değerler görülür. Terle birlikte üre, bazı yağlı maddeler ve vücudumuzun kurtulmak istediği bir kısım toksik madde de atılır. Ter içeriğinde bunların yanında 2-metilfenol ve 4-metilfenol gibi karakteristik kokulara sahip kimyasallar da yer almaktadır. Bu maddelerin terdeki erişimi, bi­zim burnumuzun koku almasına yeter­li değildir. Sivrisinekler ve çeçe sineği gi­bi bazı türlerse, terdeki bu maddelerin kokusunu algılayabilmekte.

Apokrin Ter Bezleri

Eşey hor­monlarının etkisi altında oluşan ve feromon adı verilen, kişiye özel kokusu olan kimyasalların salgılanmasında rol oynar. Kıl kö­küyle aynı yapıda olan ve ergenlikle birlikte etkinlikleri artan apokrin bez­ler, özellikle koltuk altlarında, göğüslerin ve cinsel organların çevresinde bulunurlar. Terleme sonucu ortaya çıkan ve hiç de hoş olmayan ağır vücut kokusunun nedeni, koltuk altı gibi nemli bölgelerde üre­yen mikro organizmalardır.

Corynebacterium cinsine ait bakteriler (C tenuis ve C. xerosis), apokrin ter bezlerinin yağ­lı salgısını yıkarak ter kokusunun oluş­masına neden olurlar. Antiperspi­rantlar (terlemeyi önleyici kozmetik­ler), koltuk altı gibi bölgelerde ter üre­timini azaltarak, bu canlıların hızlı çoğalmalarını engeller. Antiperspirantların içeriğindeki ana madde alümin­yum klorür, alüminyum klorohidrat ya da alüminyum-zirkonyum bileşikleridir. Normal ürünlerin içeriğinde %10-15 oranında bulunan alüminyum bileşik­leri, aşırı terleme sorunundan şikayetçi olanlar için yapılan özel antiperspirantların içeriklerinde %20’ye kadar çıkabilmekte. Deodorantlarsa, bakteriler üzerinde etki gösterir. İçeriklerine göre, ya üremelerini engeller ya da tamamen öldürür.

Ter Bezi Sayısı Hakkında

Ne kadar terlediğimiz, ter bezi sayı­mızla yakından ilişkilidir. Normal olarak 2 ­- 4 milyon arası sayıda ter beziyle doğarız ve bu bezler ergenlikle birlikte tam olarak etkin hale geçer. Genel olarak kadınlarda sayıca daha fazla ter bezi bulunmaktadır. Erkeklerin ter bezleriy­se, kadınlarınkilerden daha aktiftir. Ancak tabii ki, genetik yapı, yaş, etnik köken ve beslenme alışkanlıkları gibi diğer ko­şullar da ter üretimi üzerinde etkilidir.

 

Sıcak havalarda ve kas etkinliği ne­deniyle kaslar ısındığında, vücut sıcak­lığını dengeleyebilmek için ter üretimi de artar. Vücudun su kaybı (dehidrasyon) belirli bir oranın üzerine çıkar­sa, terleme durabilir ve bundan son­ra vücut sıcaklığı hızlı bir şekilde yük­selmeye başlar. Bu nedenle, terleme­nin durması, ciddi bir sıcak çarpması­nın ilk belirtilerinden sayılır. Sıcak yaz günlerinde gereğinden fazla su kaybetmemeye dikkat edilmelidir. Ve unutmayalım ki, su kaybının tek göstergesi susama hissi değildir. İdrar rengi, su kaybı derecesinin çok da­ha başarılı bir göstergesidir. Genel olarak çok koyu sarı renkli bir idrar, dehidrasyona işaret eder. Dudaklarda ku­ruluk ve cildin elastikiyetini ciddi biçimde yitirmiş olması da, dehidrasyonun diğer belirtileri arasındadır.

Suyun yanında, terle birlikte kay­bedilen tuzların da dengesinin sağla­nması gereklidir. Yaz günlerinde terle­dikçe, deodorantın yanında, vücu­dun kayıplarını tamamlayıcı içe­cekler bulundurmak da ihmal edilmemelidir.

 

KAYNAK:
Bilim ve Teknik/ Deniz Candaş

Yazar Hakkında

admin

%d blogcu bunu beğendi: