Kim Kimdir Tarihçe

THALES

Tarafından yazılmıştır admin

Uygarlık ve tarih ışığının antika ovalarında baş­ladığı devirlerin kişisidir Thales. Milattan altı bu­çuk yüzyıl önce, 640 yıllarında doğmuştur. Doksan ile yüz on yaşları arasında bir ömür sürdüğü sanılı­yor. Thales’in nasıl bir görünüşü olduğu, günlük yaşantısının ayrıntıları hakkında hiçbir şey bilmiyo­ruz hatta milliyeti bile kesin olarak bilinmiyor. Herodot’a göre Finikeli Zeller’e göre ise Ön Asya Yu­nanlarından olduğu ileri sürülmektedir.

Babası Examyüs, annesi Cleobuline idi. Bu isimler Thales’in anne ve babası olarak ölmezlik kazan­mışlardır. Kendilerinin soylu kişilerden ve zengin oldukları sanılıyor. Eğer öyle ise Thales olağanüstü bir mirasa sahip olarak doğmuş ve buna layık oldu­ğunu da ispat etmiştir.

Bazılarına göre, Thales ticaretle uğraşmaktaydı ve kendisini Mısır gezisine iten neden de iş mesele­leriydi. Fakat bu yabancı ülkeye yaptığı seyahatten önce hocaları kimdi, kimlerden ders almıştı, bilin­miyor. Eğer baba Examyüs soylu ve zengin bir kişi idiyse, kendisinin iyi eğitim görmüş olması ve oğlu­nu da bilim ve öğreniminden yararlandırmış olması gerekirdi. Her neyse önceki eğitimi ne olursa ol­sun, Thales o devrin Mısır’daki bilim kapısından adımını atmıştı bir kere.

Thales kendine özgü, orijinal bir adamdı. Hiç kimsenin sözünü kesin ve geçerli gerçek olarak kabul edemezdi. Olguları kendisi görmeli, gerçekleri kendisi bulmalıydı. Olaylara dinin bulduğu cevaplar Thales için yeterli ve tatmin edici değildi. Soru işa­retleriyle sallanan bir dünyada sakin ve huzur içinde yaşayamayacağından, içinde yasadığı evrene bir temel kurma çabasıyla işe başladı.

Bu çabası ona «Bilimin Babası» unvanını kazandırdı.

Hatırlarsınız, birkaç yıl önce Türkiye’de de iz­lenen bir güneş tutulması görülmüştü. Güneş tutul­ması gerçekten şaşırtıcı ve korku verici bir fenomendir. İnsan bunu görünce, ilkel insanların güneş tutul­ması karşısında nasıl dehşete düştüklerini kolay an­lar. Onlara göre güneş âdeta yok ediliyordu ve bu korkunç felâketi önlemek için ilkel insanlar, güne­şe saldıran canavarı öldürmek üzere gökyüzüne sa­yısız oklar yağdırıyorlardı veya güneşin gittikçe zayıflamakta olan kuvvetini yeniden kazandırmak için kocaman ateşler yakıyorlardı.

Bir öncü olarak herkes tarafından hakarete uğ­rayan ve alay edilen Thales, bu konuda söyledikle­rine inanmayanları ikna etmeye uğraşıyordu. Güneş tutulmasına neyin sebep olduğunu bulmuş ve bir sonraki tutulmanın tarihini hesaplamıştı. Milattan önce 585 yılının yirmi sekiz Mayıs günü, güneşin kararacağını söyledi, kimse inanmadı ve halk kendisiyle alay etti. Kendisine en az inananlar da Mîdyalılar (Medes) ve Lidyalılar oldu. O kadar inanmadılar ki yirmi sekiz Mayıs günü en iyi sa­vaşlarından birini sahneye koymayı plânladılar fa­kat Thales’in belirttiği tarihte güneş kayboldu ve bu cenkçi kitleler korkarak sindiler ve şüpheciler ikna oldular.

Zodiac

Güneş tutulması konusundaki başarısına rağ­men Thales’in asıl hüneri ve uğraşısı astronomi de­ğildi. Gerçi bu konuda yaptığı pek çok şey hâlâ değer taşımaktadır. Örneğin zamanının geçerli inancı olan güneşin otuz santimetre çapında ufak bir şey olduğuna hiçbir zaman inanmamıştır. Güneşin büyüklüğünü ölçmeye koyulmuş ve yaptığı hesap­lar güneşin koskocaman bir şey olduğunu ortaya koymuştur. Güneşin çapının zodiac’ın (hayvanlar dairesinin) 720’de birine eşit olduğu sonucunu çı­karmıştır. Gerçi bu 864,000 mil uzunluktaki gü­neşin gerçek çapından oldukça küçüktür ama yine de Thales’den öncekilerin tasavvur etmeye cesaret edebileceklerinden çok daha büyüktür.

Thales keza askerlerin ilgisini Küçük Ayı’ya yöneltmiş ve Küçük Ayı’nın asırlar boyunca popüler olan Büyük Ayı’dan daha iyi bir rol gösterme kılavuzu olduğunu ileri sürmüştür.

Thales Mısır’da geometri öğrendi ve bir süre sonra öğretmenlerini geride bıraktı. Mısırlılar yü­zey geometriyi biliyorlardı. Her yıl taşkın nehir sularının, toprak sınırlarını belirten bütün işaret­leri yok ettlği bir ülkede, anıt ve bina ölçülerinin izlenmesinde kullandıkları bir bilimdi bu, Thales bu somut problemlerden soyutlamaya geçti ve dün­ya tarihinde ilk kez doğrusal geometri biliminin temelini attı. Bugünün orta okul öğrencisine çok basit ge­len fakat yirmi beş asır öncesinin Yunanlılarını şaş­kına çeviren şu geometri bulgularını ortaya koy­du:

  • Bir dairenin çapı, o daireyi iki eşit parçaya bö­ler.
  • İkizkenar üçgenin taban açıları birbirine eşit­tir.
  • İki düz çizgi birbirini kestiğinde, ters eş açılar birbirine eşittir.
  • Çemberi yarım daire olan bir çevre açısı dik açıdır.

Bunların hepsi, gerçekte, kendi kendini açklayıcı nitelik de değil mi? Ama yine de, bu basit teo­remlerden hareket ederek, bugünkü karmaşık geo­metri bilimi gelişmiştir ve kendinden önce hiçbir örnek, hiçbir kural olmaksızın, bunların formüle edilmesi işi de, bütün bunları sadece kendi kafa­sından çıkaran Thales gibi bir bilgine kısmet ol­muştur. Zaten Thales’in büyüklüğü de buradan gelmiyor mu? Mısırlılar asırlardır bu bilimle uğraşı­yorlardı fakat hiçbir zaman böyle soyut kuramlar ortaya atamamışlardı.

Thales’in ayrıca çok pratik bir yönü de vardı ve kendi ülkelerinde Mısırlıları eğitmekten kaçınmamıştı. Nil vadisinin din adamları kendi piramitlerinin yüksekliğini ölçmek için bir yol bulamamış­lardı. Thales onlara şöyle dedi: «Kendi gölgeniz tam olarak kendi boyunuza eşit düştüğü zaman, pirami­din gölgesinin uzunluğunu ölçünüz. Ne kadar ba­sit, değil mi? Thales bu sonuca varmadan önce akıllıca düşünme (muhakeme yürütme) süreci bir hayli iler­lemiş olmakla beraber, Thales’den önce, fikirler arasında doğru bağlantıları kuracak kimse çıkma­mıştı.

Bilim adamlarının ilk büyük kişisi olan Thales’­in de bir takım acayiplikleri ve manasız fikirleri var­dı. Örneğin, gözlerinin kendisine gerçeği söylediği­ne inanacak kadar saftı. Oysa Einstein ve izafiyet kuramından önce bile, ortalama zekâda modern bir insan görüşün aldatıcı olduğunu, gözle görülen şeye güvenilemeyeceğini biliyordu. Ne var ki Thales bunu bilmiyordu. Sonuç olarak dünya­nın küçücük, fincan tablası biçiminde bir şey ol­duğunu ve etrafında güneş, ay ve yıldızların dönmekte olduğunu sanıyordu. Bu şekilde sınırlanan küçücük dünyayı da muhteşem evrenin ortasına yerleştirmişti. Evrenin «nasıl» yaratıldığı sorusunu cevaplandırma çabasında da başka bir yanılgı ve saf­lığa düştü. Bu konuda kendisini tatmin etmek için, suyun bütün her şeyin başlangıcı ve ilk unsur ol­duğunu ileri sürdü. Suyun önemi, Mısır’da, bütün hayatın Nil Nehrinin yükselişi ve alçalışına dayandığı bir ülkede ilgisini çekmişti. Gerçekten de Thales su ile çevrili bir dünyada yasıyordu. O halde, hayatın su ile başladığı ve suya bağlı olduğu sek­linde bir muhakeme ileri sürmesi pek de şaşırtıcı olmasa gerek.

Yazar Hakkında

admin

%d blogcu bunu beğendi: