Güncel Kim Kimdir

WİLLİAM HARVEY

Tarafından yazılmıştır admin

Önümüzde öyle bilimsel olaylar var ki ve biz bu olayların varlığına öylesine alışmışız ki, bir zamanlar bunların doğruluğundan şüphe edilmiş olması bi­ze gerçekten imkânsızmış gibi gelir. Yer­çekimi kanunu, güneş sisteminin hareke­ti ve kan dolaşımı gibi buluşların daha birkaç yüzyıl önce açıklığa kavuşmuş ve doğrulanmış olması inanılmaz gibi geli­yor insana. İşte William Harvey, vücutta kan dolaşımı kuramını ortaya koyduğu zaman, binlerce yıllık inanışları bir anda darmadağın ediyor ve tıp alanında yepye­ni bir devir açıyordu.

Milyonlarca insanın yaşayışını, bir ta­kım sosyal kurumları, hatta tarihin gidi­şini değiştiren pek çok kitap yazılmıştır. Fakat sadece çağdaş insanların değil, do­ğacak nesillerin de sağlığını ilgilendiren ve bütün insanlık için geçerli bir buluşu ortaya koyan kitapların sayısı pek azdır. İşte üç yüzyıl önce böyle bir kitap yayın­landı. O tarihlerde, çok az kimse okudu kitabı ve okuyanların çoğu da inanmadı içindekilere. Bugün ise, kitabı okuyanla­rın sayısı daha da az, fakat içindekilerin doğruluğundan şüphe etmek kimsenin aklına gelmiyor.

Bu kitap, 1628 yılında Latince olarak yayınlanan, William Harvey’in kan dola­şımı konusundaki eseridir. «Exercitatio Anatomica de Mota Cordis et Sanguinis in Animalibus» (İnsan Vücudunda Kalbin ve Kanın Hareketi Konusundaki Deneme). Kitap onbeş yüzyıldır kabul edilegelmiş doktrinleri bir anda allak bullak edi­yor ve bunca yıl insan vücudunda kanın hareketi konusunda düşünülmüş ve kabul edilmiş değerlerin yanlış olduğunu orta­ya koyuyordu. Fizyolojinin en temel ve en güç probleminin hemen hemen yanlışsız çö­zümü olarak tanımlanan «kan dolaşımı» buluşunun sahibi, William Harvey 1 Ni­san 1578’de İngiltere’nin Folkstone ken­tinde doğdu. Babası zengin bir tüccar olan Harvey, önce Canterbury’de King’s School’a devam etti ve yüksek öğrenimi­ni Cambridge’de tamamladı. Harvey, Üni­versitede iyi bir öğrenci idi, fakat profe­sörlerden hiç birinde, bu çalışkan öğren­cinin günün birinde tıp ilminin en önem­li gerçeğini açıklığa kavuşturarak ölmez­lik kazanacağı izlenimi ve kanısı yoktu.

1597’de, zamanın en ünlü Tıp Okulu Padua’ya gitti ve üniversitenin mumla aydınlanmış geniş konferans salonunda büyük Anatomi Uzmanı Fabricius’u din­ledi ve ondan ilerde büyük buluşunun başlangıç noktasını teşkil edecek, bazı şeyler öğrendi. Fabricius, insan vücudun­daki damarların sübapları (valfları) oldu­ğunu bulmuştu. Gerçi Fabricius bu bul­gusunu öğrencilerine açıklamıştı ama kendisi de bunların görevlerinin ne oldu­ğu konusunda herhangi bir bilgiye sahip değildi. Bu sübapların kan akımının kalpten başka bir yöne akmasını önlediği ger­çeğini bulmak da Harvey’e kalmıştı.

Padua’da tıp doktoru olduktan sonra Cambridge’e döndü ve orada da buna benzer bir derece aldıktan sonra Londra’­da çalışmaya başladı. Bu sıralarda, Krali­çe Elizabeth’in özel doktoru Launcelot Browne’in kızı Elizabeth Browne’a aşık oldu ve evlendiler. Bu evlilik Harvey’in Saraya girmesinde yardımcı oldu.

1609’da St. Bartholomew Hastanesine atandı. Görevi, «yıl boyunca haftada, en az, bir gün veya gerekirse daha sık ol­mak üzere hastaneye gitmek» ve «bü­tün bilgisini fakirlerin tedavisi için har­camaktı».

Hastanedeki tecrübeleri Harvey için çok yararlı oluyordu. Vizite sırasında ka­fasını kurcalayan konularda bir hayli bil­gi topluyor ve düşünüyordu. İnsan vücu­dunda kanın hareketi konusundaki eski kuramların pek güvenilir olmadığı fikri dolaşıyordu düşüncelerinde. Yanlışlığın nerede olduğunu hemen bulamadı şüp­hesiz. Fakat bu konuda bir takım yanlış­lıklar, üstelik temel yanlışlıklar olduğuna gittikçe daha fazla inanıyordu.

Dengeli ve bilimsel bir kafa yapısına sahip olan Harvey için «Gerçek» her şeyin üstünde idi ve yanlışlığın ispata hazırlan­dığı bilgilerin yıllardır yerleşmiş, gele­nekleşmiş, hatta bir çeşit kutsallık ka­zanmış olması ona vız geliyordu. O sıra­larda, yeni fikirler ortaya koymak Kilise­ye karşı çıkmak, anlamına bile gelebilir­di; fakat Harvey denemelerine devam et­li. Yıllarca, eline geçirdiği her şeyi, insan vücutları, hayvanlar, kurbağalar, yılanlar, tavşanları, velhasıl problemi çözümde yardımcı olacak her şeyi dikkatle inceledi, tahlil etti. Çalıştıkça, meslektaşlarının kanın hareketi konusundaki fikirlerinin yanlışlığına daha çok emin oluyordu.

Bilindiği gibi, insan kalbi dört bö­lümden meydana gelir sağ ve sol kulak­çık, sağ ve sol karıncık. Harvey’in zama­nında, kanın vücutta kan dolaşımı kura­mında, Milat’tan sonra Birinci Yüzyılda Galen’in Aristo kuramına getirdiği bir iki yenilikten başka hiçbir değişiklik olma­mıştı. Sonraları, Fabricius ve diğer bir On altıncı Yüzyıl Anatomi uzmanı olan Sylvius, önemsiz bazı buluşlar yapmışlar, fakat temel fikir aynı kalmıştı. Bu da, kanın karaciğerden çıktığı ve iki çeşit olduğu yargısı idi. Biri kalbin sağ karın­cığından gelip damarlar yoluyla bütün vücudu dolaşıyor, diğeri sol karıncıktan çıkıp atar damarlar yoluyla vücudu dola­şıyordu. İki akımın da yavaş ve düzensiz ve birbirinden faklı olduğuna inanılmak­taydı.

Harvey, Fabricius’dan damarlarda sübaplar olduğunu öğrenmiş ve sonraki in­celemeleri de bunu doğrulamıştı. Bu sübaplar, kanın damarlarda sadece bir yön­de hareket edebildiği anlamına geliyor­du. Harvey, bu yönün kalbe doğru oldu­ğunu buldu. Bu nedenle de kanın sağ ka­rıncıktan çıkarak damarlar kanalıyla vü­cudu dolaştığı fikri yanlıştı.

Peki, kan nereden çıkıyordu? Harvey atar damarlara giren kanın miktarını ölç­tü. Bu miktar mideden gelemeyecek ka­dar fazla idi. Bu noktada hiçbir şey mem­nuniyet verici görünmüyordu. Harvey de­neylerine devam etti; bu konuda yazılmış olan ele geçirebildiği her kelimeyi dikkat­le inceledi ve vücut anatomisini mükem­mel olarak öğrendi.

Ve sonra çözümü buluverdi. Vücutta iki çeşit kan yoktu. Bir çeşit kan vardı. Her iki çeşit damardaki kan, aynı kandı. Vücutta dolaşan kan bir kaynaktan geli­yor ve vücudun motoru niteliğinde olan kalp tarafından yoluna devam ettiriliyor­du. Kan, kalpte pompalanıyor, «bir dai­re şeklinde» vücudu dolaşıyor ve tekrar kaynağına dönüyordu. Kan akımı sürekli bir dolaşım içinde oluyordu.

Mümkün olan her araştırmayı yap­madan ve konuyu her açıdan inceleme­den, Harvey gerçeği bulduğu konusunda tatmin olmadı. Bunu sağladıktan sonra da, bulgusunu hemen yayınlama yoluna gitmedi. 1616 da, kitabı yayınlamadan on iki yıl önce, kuramı, Royal College of Physicians (Kraliyet Tıp Okulu) da kon­ferans şeklinde anlatmaya başladı. Hiç kimse fazla önemsemedi bunu.

Kitap 1628 yılında yayınlandı ve tıp çevrelerinde büyük bir sansasyon yarattı. Böyle bir devrimci kuram dikkatle ince­lenmeden kabul edilemezdi, şüphesiz. Harvey’in işleri bir süre kötü gitti. Çünkü halk ona kaçık gözüyle bakıyor, doktor­lar ise karşı cephe alıyorlardı.

Buna rağmen, İngiltere’de itirazlar kısa zamanda yok oldu ve gerekli soruş­turma ve araştırmadan sonra kuram ka­bul edildi. Zaten, bir defa incelendi mi, kuramın tereddütsüz doğru olduğu görü­lüyordu. Harvey’in işleri yeniden düzeldi ve hatta eskiye göre bir hayli arttı. Av­rupa’da kuram daha büyük itiraz ve di­renme ile karşılandı. Bunu çürütecek pek çok tebliğler yayınlandı ve kabul edilme­den önce aradan yıllar geçti.

Artık Harvey, sarayda da büyük ilgi toplamış ve Birinci Charles’in özel dok­toru olmuştu. Kral Harvey’in çalışmalarıyla yakından ilgileniyor ve Windsor ve Hampton saraylarının etrafındaki parkla­rı onun araştırmalarına tahsis ediyordu. Harvey de kitabını, «kalb insan vücudu için ne ise, Kral da ülkesi için odur» sözleriyle Birinci Charles’e ithaf etmişti.

1636 da, Harvey II. Ferdinand’a gön­derilecek elçiye refakat etmekle görevlen­dirildi.

Sonra, İngiltere’de iç savaş patlak verdi. Aslında politika Harvey’i pek az il­gilendiriyordu. Onun hayatta bir tek cid­di tutkusu vardı: Tıp. Fakat Kralın dok­toru olarak Kralcılara sempati duyduğun­dan, Kralla beraber Londra’yı terketti.

Ertesi yıl, Kral Oxford’a hareket edin­ce Harvey pek sevindi. Böylece Üniversi­tede anatomi üzerindeki çalışmalarında devam edebilecekti. Bu sırada, Londra’da­ki evi aranmış ve çok değerli notları ve anatomi ile ilgili çalışmaları alınıp götü­rülmüştü. Bu Harvey için büyük bir ka­yıptı gerçekten. Kralcılardan yana olma­sı ona Bartholomew Hastanesindeki gö­revini de kaybettirdi, çünkü Harvey «gö­revini terketmiş ve Parlâmento’ya karşı silâhla çarpışan bir partiyi tutmuştu.»

Oxford’da, Harvey «üreme (zürriyet) sorunu» üzerinde araştırmalarını geliştir­di ve kendisine gerekli âlet ve teçhizat verildiği takdirde şaşırtıcı ve devrimci bir sürü buluş ortaya çıkarabileceğine kani oldu. Fakat gerçek şu ki, Harvey yaşadı­ğı devri aşmış bir kişiydi. Araştırmaların da mikroskop kullanmak zorunda idi, fa­kat o devirde, mikroskop henüz bulunma­mıştı. Buna rağmen, Harvey çok değerli buluşlar ortaya koymuştu.

Daha sonra, 68 yaşında iken emekli olarak Londra’ya döndü, kardeşleriyle ya­şamaya başladı.

Harvey’in kan dolaşımı kuramı artık her yerde biliniyor ve kabul ediliyordu. Hatta Avrupa’daki tıp üstatları da kuramın doğruluğunu kabul etmek zorunda kalmışlardı. 1654 de Kraliyet Tıp Okulu Harvey’e mesleğin en yüksek onurunu, «Okulun Başkanlığını» kabul etmesini önerdiler; fakat Harvey yaşlılığından dolayı bunu reddetti. Fakat zengin bir kütüphanesi, bir müzesi ve bir konferans salonu olan yeni bir bina yap­tırarak okula hizmet etmiş oldu.

Son yıllarda sağlığı iyice bozulmuştu. Fakat Harvey sonuna kadar aklının ber­raklığını muhafaza etti. 3 Haziran 1657 de bir felç geçirdi ve öldü. Essex’de Hemstead’e gömüldü.

Karısı yıllar önce öldüğünden ve ço­cuğu olmadığından, bütün malım mülkü­nü Kraliyet Tıp Okuluna bağışlamış ve her yıl okulun açılışında okunmak kaydıyla bir tebliğ bırakmıştı. Bu konuşma­sında Harvey, meslektaşlarını «deneyler yoluyla doğanın sırlarını çözmeye ve mesleğin onuru için birbirlerine daima kar­şılıklı sevgi ve dostluk göstermeye» zor­luyordu. «Harvey Söylevi» olarak anılan bu konuşma okulda her yıl tekrarlanmak­tadır.

Yazar Hakkında

admin

%d blogcu bunu beğendi: