Nedir Son Makaleler Yaşam

YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARI HAKKINDA

Tarafından yazılmıştır admin

20-30 yıl sonra enerjimizi nereden elde edeceğiz; atom gücüyle sağlanan elektrik ve çekirdek füzyonundan mı, yoksa güneş enerjisi, hidrojen, biyogaz ve yel değirmenlerinden mi?

Yenilenebilir enerji, doğadaki kaynaklardan elde edilebilen ve doğa tarafından daimi olarak takviye edilebilen enerjiye denir. Bu kaynaklar güneş enerjisi, rüzgâr enerjisi, dalga enerjisi, jeotermal enerji, hidrolik enerjisi, biyokütle enerjisi olarak sıralanabilir.

Dünyamızda zengin enerji kaynakları bulunmaktadır. Petrol, kömür ve doğalgazın milyonlarca yıl önce depolanan güneş enerjisinin ürünü olması ve sınırlı miktarlarda bulunmasına karşılık; yenilenebilen bugünkü su gücü, rüzgâr gücü, biyogaz ve güneş kollektörleri gibi enerji kaynakları güneş ışıdıkça tükenmeyecektir. Aslında sadece güneşe bağımlı iki enerji kaynağına sahibiz. Bunlar radyoaktif bozunmadan ileri gelen yeraltı ısısı ile çekirdek parçalanması ve çekirdek füzyonudur. Bütün bunların enerjisi gezegenimizin oluşmasından önceki çağlardan kalmadır.

GÜNEŞ HEPİMİZİN MALIDIR

Şimdiye kadar esas itibarıyla su gücü ve yer ısısı kullanılmıştır; ancak biyogaz, rüzgâr ve özellikle güneş enerjisi güçlü hamleler yapmaktadır. Dünyadaki bütün güneş enerjisi tesislerinin % 95’ten fazlası bugün Kaliforniya’da bulunmaktadır. Bunların bir alternatifi, güneş enerjisini doğrudan doğruya akıma dönüştüren yarı iletken silisyumdan yapılı fotovoltatik güneş hücreleridir.

Elektrik akımı “bozulabilir tüketim malı”dır ve iletim ya da depolanması ancak büyük kayıplarla mümkün olabilmektedir. Öyleyse Sahra’dan gelen akımdan nasıl yararlanabileceğiz? Bölkov’a göre, enerji depolayıcısı olarak hidrojen düşünülebilir. Havadan daha hafif olan hidrojen, kullanmakla tükenmeyen denizlerden elde edilebilir. Sahra’dan sağlanan güneş elektriğinin yardımıyla da hidrojen sudan ayrıştırılabilir. Bilindiği gibi doğru akım suyu, oksijen ve hidrojene ayrıştırmaktadır.

Hidrojen enerjisinin bir savunucusu olan Profesör Carl Jochen bu konuda şöyle diyor “Enerji bakımından zengin olan bu ayrışma ürünü, boru hatları (payplaynler) ya da tankerler vasıtasıyla tıpkı doğal- gaz gibi nakledilebilir veya tanklarda hemen hemen süresiz olarak depolanabilir”. Hidrojen, tüketilmesi gerektiğinde yakılır ve yanma artığı olarak sadece çevreye zararı olmayan su bırakır. Eğer Stuttgartlı araştırıcının hesaplan doğruysa, dünyanın enerji ihtiyacını fazlasıyla karşılamak için sadece 700.000 kilometrekarelik alan yetecektir. Bu da dünyanın kara alanının % 0,5’i kadardır.

HİDROJEN BİR GENEL YAKIT OLARAK KULLANILABİLİR Mİ?

Hidrojen tehlikesiz bir madde değildir. Hidrojenle oksijen “patlayıcı gaz” denen ve ısıtıldığı ya da küçücük bir kıvılcıma maruz kaldığı zaman patlayan bir karışım oluştururlar. Bununla birlikte kimya endüstrisinde yılda milyarlarca metreküp hidrojen üretilmekte ve özellikle gübre ilk maddesi olan amonyak elde etmede kullanılmaktadır. Şimdiye kadar da önemli sayılacak kazalar olmamıştır. Ne var ki, yüksek derecede patlayıcı bir maddeyi işletmede kontrol altında tutmak başka, onu tehlikesizce tanker filolarıyla dünya denizlerinden geçirmek ve milyonlarca ev ve otomobilde kullanmak gene başkadır.

Güneş ışığından sağlanmayan hidrojen, şimdilik enerji kaynağı olarak çok pahalıya gelmektedir. Sadece uzay yolculuğunda roket yakıtı olarak kullanılıyor. Orada istenen, kaça gelirse gelsin, az bir hacimle yüksek bir itiş gücü sağlamaktır; bunu da hidrojen yapabilir. Yüksek enerjili bir yakıt olan hidrojen, aynı ağırlıktaki benzinin hemen hemen üç katı enerji üretmektedir. Hidrojen, uçak ve uzay gemisi karması araçlar için de ideal bir yakıt olabilir. Onun için, stratejik bir önem taşımaktadır.

Hidrojene karşı yapılan en önemli itiraz şudur. Çölde kimyasal açıdan temiz ve bol miktarda suyu nasıl bulacağız? Bu iş için zaten kıt olan yeraltı suları kullanılamaz. Deniz suyu akla gelebilir; ama onun elektrik tüketen tuzdan arındırma tesislerinde saflaştırılması ve boru hatlarıyla büyük masraflar yapılarak çöle pompalanması gerekecektir. Bugünkü güneş hücrelerinin enerji bilançosu da pek iç açıcı değildir, Bunların verimi % 20’yi pek aşamamakta, yani en iyi halde bile, düşen güneş enerjisinin beşte dördü ziyan olmaktadır (Şimdiki normal tesislerde verim sadece % 10’dur). Bu, güneş ışığının tükenmeksizin gelmesi dolayısıyla hoş görülebilirse de, hidrojen üretiminin bu % 20’nin ayrıca üçte birini tükettiğini ve geriye sadece % 14 kaldığını unutmamak gerekir. Üstelik bununla suyun arılaştırılması, boru hatlarının, tanker ve depoların işletilmesi gerçekleştirilecektir. Ortada yakıta ayrılacak fazla bir şey kalmamaktadır.

YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARININ BİRLİKTE KULLANIMI

Eğer gelecekte atom enerjisinden vazgeçerek çevrenin kaldırabileceği “uysal” enerji kaynakları kullanacaksak, bunlar ayrı ayrı birçok teknolojinin karmasından oluşacaktır.

Rüzgâr, güneş, su ve biyomas enerjileri çevreye zarar vermeksizin bedavadan elde edilememektedir; ama bunların doğurduğu yer kaplama ve çevrenin bozulması gibi mahzurlar, atom tesislerinin tehlikeleri yanında küçük kalmaktadır. Gene de bu kaynakların sadece enerji açığını gidermeye değil, aynı zamanda çevremizi korumaya uygun olması gerekir.

Ne kadar az enerji kullanılırsa, güneş ve rüzgâr enerjisinin payı da o ölçüde artmaktadır. Freiburg Öko Enstitüsü’nün hesaplarına göre, tasarruf yaparak ve güneş enerjisi kullanarak Federal Almanya’nın enerji tüketimini 2030’a gelinceye kadar yaklaşık % 60 oranında kısmak mümkün olacaktır. Yenilenebilir enerji kaynaklan da kalanın yarısını karşılayacaktır. O takdirde artık atom elektriğine ihtiyaç kalmayacak, petrol ve gazla ısıtma da gereksiz olacaktır. Çevrebilimciler bunun yerine Almanya’daki kömür kaynaklarından yararlanmayı düşünmektedirler; yalnız, kömürden elektrik üretimi şimdiki büyük ve kirli tesislerde değil, aynı zamanda hem akım, hem de ısı sağlayabilen desantralize tesislerde yapılacaktır.

ELEKTRİKLE ISITMA BİR SAVURGANLIKTIR

İster güneşten, ister kömürden elde olunsun, elektrik akımı ısıtma amacıyla kullanılmamalıdır; bu, savurganlık olur. Elektrik enerjisinin verim oranı sadece üçte bir kadardır. Bunun anlamı, harcanan enerjinin üçte ikisinin ziyan edilerek sadece havayı, akarsulrın ve gölleri ısıtacağı, böylelikle çevre dengesini bozacağıdır. Elektriğe, ancak kullanılmasının kaçınılamaz olduğu zaman, meselâ makinalan işletmek ev ve şehirleri aydınlatmak için kullanmalıyız.

En iyisi, alternatif yenilenebilir enerji kaynaklarına sahip olmaktır. Meselâ, bir köy ya da şehrin bir mahallesi, kombine bir güneş hücre ve emicisi, biyogaz, rüzgâr ve ısı tesisine kavuşturulabilir. Böyle kombine tesisler birbirlerini destekleyip bütünleyebilirler. Bu tesislerde hidrojene de yer olacaktır. Hidrojen tanklarından, basit yakıt hücreleri vasıtasıyla enerji geri kazanılabilir. Hidrojenle çalışan küçük bir ısı santrali bize hem akım, hem de ısı sağlayabilir.

 

KAYNAK: Bilim ve Teknik

 

Yazar Hakkında

admin

%d blogcu bunu beğendi: